<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>evlilik arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/evlilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/evlilik/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:13:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>evlilik arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/evlilik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yuva Kurmak Emek İster &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/yuva-kurmak-emek-ister-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2022 08:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Yuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26642</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Gidemediğin yer senin değildir.” Halil Rıfat Paşa En uzun yolculuklar bile tek adımla başlar. İnsanoğlunun kaderidir yolculuk. İnsan ruhlar âleminden yola çıkıp, ana rahminde biraz misafir kaldıktan sonra, çocukluktan, gençlikten,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuva-kurmak-emek-ister-mehmet-yildiz/">Yuva Kurmak Emek İster | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Gidemediğin yer senin değildir.” </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Halil Rıfat Paşa</em></p>
<p>En uzun yolculuklar bile tek adımla başlar. İnsanoğlunun kaderidir yolculuk. İnsan ruhlar âleminden yola çıkıp, ana rahminde biraz misafir kaldıktan sonra, çocukluktan, gençlikten, olgunluktan ve yaşlılıktan ebedi hayata açılan bir çileli ama kıymetli bir yolun yolcusudur.</p>
<p>Bu yolculukta hatıralarla dolu pek çok durak vardır. Onlar insanın hayatını şekillendirir, insanın hayata bakışını değiştirir ve geliştirir.</p>
<p>Geriye dönüp dönüp baktığımız anılardır onlar. Dünyaya teşrif ettiğimiz günün etrafa saldığı heyecan, yürümeye ve konuşmaya başladığımız günler, aylardaki tatlı helecan. Okulla, arkadaşlarımızla, öğretmenimizle ilk buluştuğumuz anlar, doğum günlerimiz, bayramlarımız, mezuniyetlerimiz, nişan ve düğün günleri. Hepsi bizden birer kare geçmiş zaman dilimlerinde ve hepsinde biz varız onların.</p>
<p>Sonra? Sonra neler oldu? Okumak için, iş için, inandığımız değerlerin, yaşamaya çalıştığımız güzelliklerin başka insanlara da ulaşması, başkalarının da o güzelliklerden haberdar olması için ailemizden, doğup büyüdüğümüz yerden ayrıldığımız, özlemle yer yer burnumuzun kemiklerini sızladığı günler. Gurbet kelimesini içimizde yaşadığımız, özlemi, hasreti bir yana bırakıp yapacak çok iş var deyip günlerin nasıl geçtiğini dahi bilmediğimiz günler.</p>
<p>Bu günlerin arkasında başka günler bekliyordu bizleri. Hayata birlikte yürümenin gerektiği günlerdi o günler. Tek başına yaşamanın uçarı yalnızlığının sona erdiği günler olacaktı. İşte bu günler bir yuva kurma günleri idi. Bu insanlığın içinde var olan sevginin, bir arada olmanın ve el ele gönül gönüle vererek yaşamanın adı idi. İki gözle değil dört gözle, iki elle değil dört elle hayata atılmanın heyecan verici süreci idi bu aslında. Gerçekte bu bir inşa idi hayat adına, varlık adına ve insan olmanın onurunu bir yuva atmosferinde yaşatma adına.</p>
<p>Evlilik, duygu ile birlikte akıl ve mantığın, sevgi ile beraber saygı ve sorumluluğun, etik değerlerle birlikte eğitim ve çevrenin, beraberce düşünülüp değerlendirildiği bir atmosferdir. Bu atmosferde aileler yeni filizlerle birlikte ortak hedeflere kilitlenerek, tecrübelerle, dualarla ben yerine ‘biz’in hâkim olduğu, bencilliğin değil yaşatma duygusunun kendisini hissettirdiği, sürekli huzur ikliminin tatlı tatlı estiği, içinde lâhûtiliğin, sanatın estetiğin, bilginin, sevginin, sabrın ve anlayışın mayalandığı, meleklerin de imrendiği bir yuva haline gelmiş şekli olmalıdır.</p>
<p>Yuva kurmak emek ister. Emekler boşa gitmesin diye de yuva korunmak ister. Bu da yetmez o yuvalarda gece gündüz tüten bilgi, ilgi, sabır, anlayış, sevgi, saygı ve sorumluluk ister. Her şeyden önemlisi beşerî zaaflara, hatalara karşı karşılıklı fedakârlık ister.</p>
<p>Anne babalar için evlatlar servettir, hazinedir.</p>
<p>Bu yuvada evlatlar için anne babalar, limandır, rehberdir, bir bakıma öğretmendir, dayanak ve sığınaktır. Herkesin rolü kader tarafından biçilmiştir. Her şey fıtrat cetveli ile çizilmiştir.</p>
<p>Eşler, birbirlerinin kanatlarıdır, sırdaşıdır, gecesidir, gündüzüdür. Hedefe birlikte yürüdükleri ayaklarıdır. Sevgiyle, hayranlıkla birbirine bakan ve bakarken de geleceğe akan gözleridir. Onlar yuvanın vazgeçilmez muallimleridir.</p>
<p>Yuva etik ve ahlaki değerlerin mayalandığı sırlı bir mekandır. Eşler dilerse o mekânı bir cennet bahçesi haline getirebilirler. O yuva kimi zaman bir okul olur, geleceğe pek kıymetli insanlar yetiştirir. Kimi zaman sonsuzluğa açılan bir kapı olur ve insanlığa ahiret yolunda rehberlik edecek nice güzel insanların yetişmesine vesile olur.  Böylece yuva o güzel eşler sayesinde, maddi manevi güzel bir ziyafetgâh ve ziyaretgâh olur.</p>
<p>Sevgi, saygı ve sorumluluk temeline oturtulan bir yuva, samimiyetin, hoşgörünün, paylaşmanın, empatinin, fedakarlığın, mütevaziliğin ve diğer bütün güzel değerlerin yaşandığı bir yerdir artık.</p>
<p>Yer yer yaşanan bu güzellikleri bir de cennet misal bir hayal ile süslemeye ne dersiniz?</p>
<p>Bireysel bir hayat yaşamaktan ziyade başkaları ile ve başkalarını yaşatma duygusuyla kalpler çarpıverse, eşimizi, çocuklarımızı öyle sevsek ki, istekleri karşısında akan sular duruverse, muhabbetler hep sevgi üzerine ve sohbeti canan üzerine kuruluverse ve bu sayede gönüller sükûnete erse ve huzur bulsa.</p>
<p>“Ama elimizde değil çok şey” dediğinizi duyar gibiyim. Evet çok haklısınız. İşte bu yüzden başta sabır dedik, fedakârlık dedik, Allah için yaşama dedik. “Ben” demeden yaşayabilene ne mutlu. Aksini ne siz söyleyin ne ben yazayım.</p>
<p>Yuvayı sağa sola çekmeye gerek yok. Kırılgandır yuva, dayanmaz. Onu sağlam bir zemine oturtmak gerek. Öyle olunca ancak yeni fidanlar emniyet ve sağlık içinde büyürler.</p>
<p>İnsan empatik olmalı. Kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa başkasına, hatta en yakınlarına, eşine, çocuklarına, anne babasına öyle davranmalı.</p>
<p>Değer vermeden, değerli şeyleri veremeyiz. Çocuklarımızın kalpleri, sevgi tohumlarının ekileceği en mümbit topraklardır. Onlar sevgi ile sulanır, sağlam davranışlarla dallanır budaklanır.</p>
<p>Gözler arasında yollar oluşmadan, gönüller arası ulaşım sağlanamaz. Beslemek için, her zaman beslenmek gerek. Yediklerimiz vücudumuzu, okuduklarımız, dinlediklerimiz, seyrettiklerimiz ruhumuzu şekillendirir.</p>
<p>Kulaklar doygun ama, gözler çok aç. Dilerim insanların gönülleri tok olsun.</p>
<p>Samimiyet gönüllerin ilacıdır. Dilerim samimi gönüllerin sıcaklığı bütün gönülleri sarmış olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuva-kurmak-emek-ister-mehmet-yildiz/">Yuva Kurmak Emek İster | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şakadan Evlilik Olur mu? &#124; Prof.Dr.Suat Yıldırım</title>
		<link>https://hizmetten.com/sakadan-evlilik-olur-mu-prof-dr-suat-yildirim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2020 14:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Suat Yildirim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soruya &#8220;Olur!&#8221; diyen tek kişi çıkmaz. Ama evlendikten sonraki uygulamaları ile: &#8220;Niçin olmasın ki? Pek âla olabilir&#8221; diyen çok kişi çıkar. Bu tablo sadece şimdiki durumda değil, nesillerden beri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sakadan-evlilik-olur-mu-prof-dr-suat-yildirim/">Şakadan Evlilik Olur mu? | Prof.Dr.Suat Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bu soruya &#8220;Olur!&#8221; diyen tek kişi çıkmaz. Ama evlendikten sonraki uygulamaları ile: &#8220;Niçin olmasın ki? Pek âla olabilir&#8221; diyen çok kişi çıkar. Bu tablo sadece şimdiki durumda değil, nesillerden beri halkımızın tarihî uygulamalarında da görüldü. Belki de evlilik kurumunu ciddiye almayan yaygın tutum, kadınlara yapılan haksızlıkları önlemek için ilahî takdire fetva verdi. Türkiye&#8217;de Cumhuriyetten sonra nikâh akdi, aile içinde bir odada yapılan, bir nevi saklı ve yaptırımı olmayan bir akit olmaktan çıkarıldı ve resmî Belediye nikâhı mecburiyeti yürürlüğe konuldu.</div>
<div></div>
<div>Fakat halkımız bu nikâhı dînen gerçek nikâh saymadı. Dînî yönden meşruiyet sağlamak için, sonraları &#8220;dînî nikâh&#8221; adı verilen nikâhı, mutlaka yapılması gereken bir akit saydı. Bu, resmiyet dışında bir uygulama idi. Ama vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir şart görüldü. Çünkü Müslüman toplumda: &#8220;Dinî nikâh yaptırmadım, buna lüzum görmüyorum&#8221; diyen, böyle bilinmek isteyen tek aile bile bulamayız.</div>
<div></div>
<div>Ama halkımız bir çelişki içine girdiğini pek fark etmedi. Halkımızın mutlaka şart gördüğü bu dinî nikâhın hükmünü uygulayıp  uygulamadığı konusu üzerine ciddiyetle eğilmek gerekir. Bu kanaatimin gerekçesini az sonra açıklayacağım.</div>
<div></div>
<div>Dinî nikâhın üç rüknü vardır:</div>
<div>1- Tarafeynin, Evlenecek karı ile kocanın kabulü</div>
<div>2-Şahideynin, iki şahidin tanıklığı</div>
<div>3-Mehr&#8217;in belirlenmesi. Mehir, nikâh akdi sırasında, kocanın  maddî imkânlarına göre karısına vermeyi üzerine borç aldığı hatırı sayılır bir maddî değerdir.</div>
<div>Uygulama genellikle şöyle olur: Nikâhı kıyacak İmam efendi, gelin ile damadın babaları, iki şahit ile gelin ve damat adayı evlerindeki bir odada oturur. Bir çok durumda, gelinin akrabasından bir erkek onun vekili olarak onun yerine bulunur. Mehr-i müeccel (evlendikten sonra kocanın eşine vereceği mehir) belirlenir. İmam efendi duadan sonra gelin hanıma: &#8220;Allah Teala&#8217;ın emri , Peygamber Efendimiz (a.s.m)&#8217;ın sünneti üzerine ve aranızda belirlediğiniz (mesela 90 cumhuriyet altını) mehr-i mücceli alman şartı ile falanı koca olarak kabul ettin mi?&#8221; deyip ikrarını alır. Sonra damat beye: &#8220;Allah Teala&#8217;ın emri, Peygamber Efendimiz (a.s.m)ın sünneti üzere ve şu miktar (mesela 90 cumhuriyet altını) mehr-i müecceli karına vermen şartı ile falanı karı olarak kabul ettin mi?&#8221; diye ikrarını alır.  Sonra şahitlerin tanıklığını da aldıktan sonra, onları karı-koca ilan ederek hayır duası ile akit tamamlanır.  Birkaç dakika içinde cereyan eden bu sözlü akit, büyük ekseriyetle yazı ile kaydedilmez. Bir müddet sonra –iş ciddiye alınmadığından- mehir miktarı da unutulup gider.</div>
<div></div>
<div>Bir çok durumda nikâhtan önce ebeveynler şöyle bir temennide bulunurlar: &#8220;Resmî nikâh ileride olacak. Fakat nişanlılık döneminde adayların görüşmeleri haram olmasın diye nikâh istiyoruz&#8221;. Benim onlara teklifim hep şu olmuştur:  &#8220;Dinî nikâhı resmî nikah tarihi belirlendikten sonra yapmanız iyi olur. Nişanlıların yalnız çıkmaları gerekmez. Nişanlı kızımızın kendi evindeki bir odada, yine yalnız oturup konuşabilirler&#8221;. Çünkü resmiyeti olmadığından ciddiye alınmayan bu dinî nikâh, ileride mahzur çıkaracak bir uygulama olduğundan doğru değildir. İleride nişan bozulup evlilik gerçekleşmeyince yapılan evlilik akdi oyuncağa dönmekte, çok olumsuzluklar yaşanmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Takriben kırk yıl içinde, ısrar üzerine kıydığım otuz-kırk kadar nikâh akdi olmuştur. Şöyle yapmaya çalıştım: İmkan nisbetinde iki aileden de yakın akrabalar bulunsunlar. Böylece yeterli asgarî bir aleniyet bulunsun. Evlenecek gelin hanımın vekili değil, akit sırasında bizzat kendisi bulunsun. Ona hitaben. &#8220;Mehr-i mu&#8217;acceli aranızda zaten uyguladınız, ama mehr-i müeccel&#8217;in miktarını istemek senin hakkındır. Damat adayımızın maddî imkânına göre teklifini  çekinmeden bildir&#8221; demişimdir. Böylece adaylar ve ebeveynler arasında bir pazarlık esprisi içinde mehir miktarı hazır bulunan kitle tarafından da hafızalarda kalacak şekilde belirlenmiş olurdu. Sonra bir kâğıda &#8220;Dinî Nikâh Akdi&#8221; başlığı atarak, gelin ile damadın kimliklerini, şahitlerin kimliklerini, ebeveynlerin kimliklerini, mehir miktarını yazarak, imzalarını, yer ve tarihi de belirterek hazırladığım belgeyi gelin hanıma verip &#8220;Bu senin evlilik senedindir&#8221;. Bunun fotokopisini de bilahere unutmaması için de damat beye verirsin&#8221; derdim.</div>
<div></div>
<div>Demek ki mehir konusunda, aslında matlub olan şudur: Mehir, kocanın maddî imkânına göre üzerine almış olduğu bir borçtur.  Tamamını birden ödeyemiyorsa evlendikten sonra ödeme planı yaparak, eşinin bu hakkını gönül rahatlığı ile verip hem sevgisini artırmalı, hem de bu borçtan kurtulmanın rahatlığını yaşamalıdır. Ama öyleleri var ki borcu olduğunu hatırlamıyor bile. Daha az bir kısmı hatırlıyor, ama helal ettirmek için karısını zorluyor. Eğer rızası olmaksızın dil ucundan bu helalliği alırsa, ahirette o &#8220;esköteğin&#8221; hakkından kurtulamaz (Bu tabir &#8220;mazlum kadın&#8221; anlamındaki &#8220;eksik etek&#8221;in Güneydoğu ağzındaki kısaltılmışı olup, tam yerini bulduğu için kullandım).</div>
<div></div>
<div>Borcu ilk fırsatta ödemek gerekirken, maalesef uygulamada mehrin evlilik sonrasında ödendiği çok nadir. Benim tecrübelerim, ödeyenlerin yüzde beşi zor bulduğunu gösteriyor. Halbuki bu bir borç akdidir. Evlenme öncesinde, yazılmasa dahi, bir iki dakika içinde konuşulup 10-30 sene öncesinde uçup gitmiş bir laf değildir. Borcunu kabul ederek ödemiyorsa günah kazanır. Borçlu olduğunu inkâr ediyor, bu hakkı umursamıyor, bir nevi bu ilahî hükmü geçersiz sayıyorsa, imanı bile tehlikeye girer. Ayette Cenab-ı Allah, mehrin tamamını vermemek şöyle dursun, az bir şey eksiltmeyi bile haram kılmaktadır: <i>&#8220;Boşadığınız eşinize, yüklerle mehir vermiş olsanız da, içinden ufak bir şey bile almayın. Boşamaya sebep uydurup göz göre göre günaha girerek bunu almanız hiç münasip olur mu?&#8221;</i> (Nisa suresi, 20 Mealde &#8220;Yüklerle&#8221; diye açıklanan miktar ayette &#8220;kantar&#8221; olarak zikr edilir. Bazı tefsirlerde &#8220;kıntar&#8221; hakkında seksen bin dinar altın veya bir öküz derisi dolusu altın gibi miktarlar verilirse de  Fahreddin Razi gibi çok müfessirin tercihi  ile &#8220;sınırsız miktar, yüklerle&#8221; demek tercih edilebilir).</div>
<div></div>
<div>Hüküm bu olunca, mehir borcunu uygulamayan, birkaç istisna bile çıkmaması gerekir. Fakat Müslümanların yaşadığı gerçek durum şudur:  Kocanın yıllarca ödemeyi geciktirerek haksızlık yaptığı şöyle dursun, boşarken derhal vermesi gerekirken, hiçbir şey  vermemeyi kural haline getiren yüzlerce vak&#8217;a görüyoruz. Allah az bir şey eksiltmeyi bile haram kılarken, koca kılı kıpırdamadan tüm borcun üstüne yatıyor. Üstelik bunu dindar olanlar bile yapıyor. Adetâ ödeyenler istisna. Dinî nikahla evlenip mehir borçlarını ödemeyenlerin yapmaları gereken, dünyada ödeme fırsatı varken  eşlerine borçlarını vermeleri, tamamını ödeyemiyorlarsa taksit yapmalarıdır. Mehri iptalden başka evlilik konusunda irtikâb tehlikesi yoklanan, kaçamak aranılan bir başka haram da &#8220;muvakkat nikâh&#8221; yani &#8220;müt&#8217;a&#8221; nikâhıdır ki nasib olursa bir başka yazımda ele almaya çalışacağım.</div>
<div></div>
<div>
<div><b>Kaynak: Prof. Dr. Suat Yıldırım | Samanyoluhaber</b></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/sakadan-evlilik-olur-mu-prof-dr-suat-yildirim/">Şakadan Evlilik Olur mu? | Prof.Dr.Suat Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençleri evlendirmek toplumsal bir vazifedir &#124; Cemil Tokpınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/gencleri-evlendirmek-toplumsal-bir-vazifedir-cemil-tokpinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2020 12:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Tokpınar]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllar önce gençlik ve evlenmeye dair bir yazımızı okuyan genç bir okuyucumuzdan uzun bir mektup almıştım. Tozpembe gençlik yıllarının neredeyse sonuna gelmiş, henüz evlenememişti. Mektubun bir yerinde şöyle dert yanıyordu:&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gencleri-evlendirmek-toplumsal-bir-vazifedir-cemil-tokpinar/">Gençleri evlendirmek toplumsal bir vazifedir | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce gençlik ve evlenmeye dair bir yazımızı okuyan genç bir okuyucumuzdan uzun bir mektup almıştım. Tozpembe gençlik yıllarının neredeyse sonuna gelmiş, henüz evlenememişti. Mektubun bir yerinde şöyle dert yanıyordu:</p>
<p>“Öğrenci iken her şey iyiydi. Şimdi okul bitti, doktora yapıyorum. Akıl ve his durmuyor. Sevenler evlenmek için aday sayıyor. Aldığım maaşla geçim olmuyor. Zaten kız tarafı bu maaşa kız vermiyor. Günah diz boyu. Yaş otuza vardı. Tavsiyeler hoş. Ama gel sen onu bana sor. Uygulamak çok zor.”</p>
<p>Bunlar sadece o gencin problemi değildi. Onun gibi çok sayıda genç var. Hepsi de evliliğin maddî maliyetinin çok fazla olduğundan şikâyetçi.</p>
<p>Özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik şartlarda evlenmek, düğün yapmak, yeni bir ev kurmak şöyle dursun, geçinebilmek bile başlı başına büyük bir mesele hâline gelmiş. İşte burada bekâr gençleri evlendirmek gibi çok önemli bir vazifesi olan toplumun bir kat daha gayretli, şuurlu ve dikkatli olması gerekiyor.</p>
<p>Gençlerimizin en mühim imtihanı üzerinde dururken mecburen iki kesime de hitap etmek, görev ve sorumluluklarını bir kere daha hatırlatmak gerekiyor: Bir taraftan gençlere yardımcı olması gereken tecrübeli büyüklere, diğer taraftan da bizzat gençlere.</p>
<p>Gençler, hiç kimseden bir destek gelmeyecek gibi tedbirli, tutumlu ve gayretli olmalıdırlar. Bir yardım görmezlerse, zaten beklenti içine girmedikleri için bir kayıpları olmaz. Yardım görürlerse, ekstra bir kazançları olur. Her iki durumda da sıkıntı çekmezler.</p>
<p><b>Yorgan uzamıyorsa, ayağı bükmek gerek</b></p>
<p>Nihaî çözüm olarak evlenmeye karar veren genç, tüm attığı adımları, kendi konumu ve imkânlarıyla orantılı ve dengeli tutmalıdır. Eğer ayağını yorganına göre uzatmaz veya yorganı büyütmenin yollarını bulmazsanız zarar görürsünüz.</p>
<p>Evlenme sürecinde tanışma, söz, nişan gibi safhaları çok kısa tutmak gerekir. Bu sürecin uzaması, problem üstüne problem demektir.</p>
<p>İş uzadıkça masraf kapıları çoğalır. Karşılıklı veya tek yönlü istekler artar. Bazı kız ebeveynleri, lüks eşyalar isterken, bir kısmı bununla da yetinmeyip çiftlere ait büyük bir evin olmasını şart koşmaktadır. Oysa damat adayının konumu ve gelir durumu, işin başında belliydi. Bundan sonra da olağanüstü bir değişiklik olmayacağına göre, akıl almaz istekleri karşılayamayacağı ortada. Buna rağmen nedir bu hırs, bu bitip tükenmez istekler?</p>
<p>Kuşkusuz her iki tarafın anne babası da çocuklarının mutluluğunu, geleceğini düşündüğünü söyleyecek. “Biz rahat etmedik, çile çektik, bari çocuğumuzun yüzü gülsün” diyecekler. İyi de, evin erkeği gırtlağına kadar borca girerse, bunun acısını kızınız da çekmeyecek mi?</p>
<p>Evlilik süreci uzarsa dedikodular başlar. İnsan olur da kusursuz olur mu? Mutlaka iki tarafın da kimi eksiklikleri ve hataları olacak. Herkes hoşgörülü ve anlayışlı olamaz. Genelde taraflar veya üçüncü şahıslar dedikodu mekanizmasını işletmeye başlarlar. Nişanlı gençler, daha evlenmeden mutsuzluğu tadar, hatta yuva kurmaya karşı soğukluk duyarlar.</p>
<p>Nişanlılık sürecini uzatmak, evlenme hikmetine de zıttır. Evlenmek, nefsi haramdan koruyup nesli devam ettirmek içindir. Oysa üç beş yıl nişanlı kalan çiftler var. Bazı zarurî durumlarda bir müddet geciktirme normaldir. Şayet hemen askere gitmesi gerekiyorsa, onun bitimine kadar beklenebilir. Bunda da farklı farklı şartlar vardır. Diyelim asteğmen olarak askerlik yapan bir kimse, mesai yapar gibi sabah gidip akşam evine geldiğinden hiçbir şekilde evliliğe engel olamaz.</p>
<p><b>Masrafsız evlenmek mümkün</b></p>
<p>Bazı durumlarda önce evlenip sonra askere gidilebilir. Nasıl olsa birkaç kez kanunî tecil hakkı var.</p>
<p>Nişanlı kızın okulu ise, mümkün mertebe evliliği geciktirmeye mazeret olmamalı. Çünkü evlilik tahsile engel değildir.</p>
<p>Maalesef bu zamanda evlilik çok geciktiriliyor ve çok zorlaştırılıyor. İşin özü yerine, âdetler, gelenekler, görenekler önemseniyor.</p>
<p>Eğer paranız, imkânınız, zamanınız varsa, meşru olan geleneklere, âdetlere uyun. Ama öyle gençler var ki, hemen evlenmesi lâzım. Maddî geliri ise çok düşük. Ahlâken, dinen çok değerli bir insan. Ne yazık ki, evlenirken başına öyle sıkıntılar açılıyor ki, neredeyse evlenmekten vazgeçecek. Söz gelişi, evlenmenin gereği olmayan birçok masraf kapısı açılıyor. Ev eşyaları, düğün masrafları, takılar, gelinlik ve damatlık giysileri, karşılıklı hediyeler bütçesini aşıyor.</p>
<p>Oysa çok az parayla evlenmek mümkün. Bir arkadaşım, nasıl masrafsız evlendiğini anlatmıştı. Evlilik 1990’larda gerçekleşiyor. Üniversiteden tanıştığı bir arkadaşı varmış. Okul bitince ailelerine haber vermişler. Mütevazı bir ev tutmuşlar. Basit birkaç eşya almışlar. Resmî nikâha kimseyi çağırmayıp, gelinlik giymeden, ikisi bir arabaya atlamış, nikâhı kıydırmış, eve gelmişler. Sadece mütevazı bir düğün yemeği vermişler dost ve akrabalarına. Böylece harcanabilecek paranın sadece onda birini sarf etmişler.</p>
<p>Ama bir şeyi kazanmışlar: Erkek evlendikten sonra borç denizinde yüzmemiş. Çok da mutlular. Sonraki yıllarda eşya ve araba da almışlar, hacca da gitmişler.</p>
<p>İşte karşılıklı anlayışın, tasarruflu harcamanın huzuru. Ne yazık ki, bazı dindarlar bile bunlara dikkat etmiyorlar. Hiç kendimizi kandırmayalım. Şu apaçık gerçek: Kendisini haramdan koruyamayan bir gencin evlenmesi farzdır. Farz demek, bir işin olması için gerekli temel ve asgarî şartları oluşturarak o işi yapmak demektir. Farz, Allah’ın kesin emridir. Hiçbir âdet, hiçbir gelenek, hiçbir görenek, hiçbir özenti ve israf, sizi bu farzı yapmaktan alıkoyamaz.</p>
<p><b>Evlilik yaşı kaç olmalı?</b></p>
<p>Aslında gençlerin mümkünse 18-22 yaş arasında evlenmeleri gerekir. Çünkü cinsellik imtihanının en ağır baskısı bu yaşlarda hissedilir. Evlilikle kolayca korunur ve faydalı işler yapar, kendisini geleceğe hazırlar. Hiç değilse, 22-25 yaşlarında evlenseler bugünün şartlarında fazla gecikmiş sayılmazlar. Ne yazık ki, ekonomik sorunlar, aday seçimindeki güçlükler, mesleğinde ihtisas yapma, işini geliştirme gibi sebeplerle evliliğini 30-35 yaşına kadar geciktiren kimseler var. Tabiî evliliğin maddî ve manevî çok tatlı olan gençlik dönemini hiç yaşamıyorlar, orta yaşlılıktan başlayıp ne olduğunu anlayamadan yaşlılık dönemine giriyorlar.</p>
<p>Osmanlı döneminde 18 yaşındaki bir genç, kendi işini kurabiliyor, evlenip evini geçindirebiliyordu. Zaten her şehirde fakir gençleri evlendirmek, onların ihtiyaçlarını karşılamak için vakıflar kurulmuştu. Çünkü gençlerin evlendirilmesi sosyal bir görevdir. Bu toplumsal görev, bugün daha büyük bir önem ve değer kazanmıştır.</p>
<p>Nitekim Nur Sûresinin 32. âyetinde, “İçinizden bekâr olanları, köle ve câriyelerinizden dindar olanlarını evlendirin. Onlar fakir iseler Allah onları lûtfuyla zenginleştirir. Allah’ın lütfu geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir” buyrulmaktadır.</p>
<p><b>Allah’ın vaadinden şüpheniz mi var?</b></p>
<p>Dikkat edelim: Bu emir, Allah’ın emridir. Ve açıkça Rabbimiz, fakir olanları lütfuyla zenginleştireceğini belirtiyor. Peki, neden bir genç fakir olduğu gerekçesiyle evlenmekten kaçınıyor veya geciktiriyor?</p>
<p>Söyler misiniz, ey kızını isteyen gencin fakirliğini bahane eden anne ve babalar! Allah’ın lütfundan, vaadinden şüpheniz mi var?</p>
<p>Siz “fakir aile çocuğu” diye bir kızı almaktan kaçınan erkekler! Her şeyi veren, her şeyin sahibi Allah değil mi? O, “Lütfumla zenginleştiririm” dedikten sonra siz neci oluyorsunuz ki, fakirliği bahane ediyorsunuz?</p>
<p>Rabbimizin “Bekârlarınızı evlendirin” emri bütün müminler içindir. Bu ayet tek başına, cemiyetimizin birçok sosyal yarasını tedavi edecek kadar büyük önem taşımaktadır. Bugün gençlerimizin kolayca evlenmesi için vakıflar kurulsa, hem onları bilgilendirmek, hem de yardım etmek için gayret gösterilse önemli bir ihtiyacımız giderilmiş olur.</p>
<p>Bazı şehirlerde bu amaçla kurulmuş fakir gençleri evlendirme vakıf ve dernekleri var. Ülke ve dünya genelinde böyle organizasyonlara ihtiyaç var. Eğer bu yoksa bile, meselenin şuurunda olan kimselerin vazife bölümü yaparak bu sorumluluğu yerine getirmeleri gerekiyor.</p>
<p><b>Bir buzdolabı ömrünüzü değiştirebilir</b></p>
<p>Bazen bir ev eşyası bile insanın ömrünü değiştirebilir. Evlenirken imkânlarım ve maaşım çok yetersizdi. Fakülteyi güçlükle okumuş, bir yığın borçla mezun olmuştum. Buzdolabını bile evlendikten iki hafta sonra taksitle alabilmiştim. O zamanın liradan sıfır atılmamış parasıyla maaşım 180 bin liraydı. Bunun 75 bini kiraya, 40 bini buzdolabı taksitine gidiyor, bana geçinmek için sadece 65 bin lira kalıyordu. Babam vefat ettiğinden dolayı annem ve yetim kardeşim de bizimle birlikte olduğu için dört kişilik ailenin yetersiz bir maaşın üçte biriyle nasıl geçindiğini ve ne zorluklar yaşadığını yazmak çok uzun olur.</p>
<p>Sadece şunu söyleyeyim: Buzdolabı almam gerektiğini söylediğim bir büyüğüm, bana taksitle yeni bir buzdolabı alacağına, ikinci el bir buzdolabı almama vesile olsaydı, hatta onun parasını da birkaç kişi omuzlayıp bize hiç masraf açmasaydı hayatım değişebilirdi.</p>
<p>Kadere itiraz ve şikâyetimiz yok. Rabbimizden de razıyız. Demek istediğim, evlenecek gençlerin ve yeni evlenenlerin lütfen hâlinden anlayalım, yardımcı olalım, masrafları paylaşalım.</p>
<p>Gençlere de bir çift sözüm var: Her şeyin en iyisini ve en yenisini almak ve lüks düğünler yapmak şart değil. Gerekirse bazı eşyalar ikinci el olsun, ama evliliğin ilk yılları borç ödemekle geçmesin. Gerekirse bazı eşyaları ve takıları almayı erteleyin, ama mutluluğunu ertelemeyin.</p>
<p><strong>Kaynak: Cemil Tokpınar | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gencleri-evlendirmek-toplumsal-bir-vazifedir-cemil-tokpinar/">Gençleri evlendirmek toplumsal bir vazifedir | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz.Adem ile Havva&#8217;dan dünyaya gelen çocukların evlilikleri &#124; Sorular ve Cevaplar</title>
		<link>https://hizmetten.com/hz-adem-ile-havvadan-dunyaya-gelen-cocuklarin-evlilikleri-sorular-ve-cevaplar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 14:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[(Kasım 1979)]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen hocaefendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11872</guid>

					<description><![CDATA[<p>S &#8211; Hz. Adem’le Havva’dan dünyaya gelen çocuklar o zaman evleniyorlardı da şimdi neden yasak edildi? C- Bu sorunun da, benzeri sualler gibi belli miktarlarda ayarlanıp, sistemli olarak gençler arasında neşredilmesi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hz-adem-ile-havvadan-dunyaya-gelen-cocuklarin-evlilikleri-sorular-ve-cevaplar/">Hz.Adem ile Havva&#8217;dan dünyaya gelen çocukların evlilikleri | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>S &#8211; Hz. Adem’le Havva’dan dünyaya gelen çocuklar o zaman evleniyorlardı da şimdi neden yasak edildi?</b></p>
<p>C- Bu sorunun da, benzeri sualler gibi belli miktarlarda ayarlanıp, sistemli olarak gençler arasında neşredilmesi itibariyle çeşitli yönleri bulunmaktadır.</p>
<p>İlk evvela ortaya atanların samimiyetine inanmak oldukça güçtür. Arkasında söylenmesi istenen şey, az bir dikkatle anlaşılacak kadar görünür halde ve vâzıhdır. Bütün bunların arkasında mühim hedeflerinden birisi, belki de birincisi ise, dinin esasında bir kısım tenakuzların bulunduğu zannını uyarmaktır.</p>
<p>Aynı cinsten soruların hepsinde nifak rejiminin menfi kaideleri mevcuttur. Haşa!. (Allah yok. Din bir afyon. Mukaddesler birer tabu ve emperyalizmin istismar vasıtaları. Aile ve onda haram ve helal sınırları âlemşümul hakikatlere zıt ve belli bir dönemin değişik istismar unsurları, vs.)</p>
<p>Bu çirkin perdenin aralanmasıyla görünen şeyi uzun boylu izah etmeye gerek var mı?. Birbirine zıt emirlerle bu güne kadar devam eden din, artık akıl ve mantığın zaferi karşısında mercüyyetini kaybetmiştir. Öyle ise serazat ve çakırkeyif, aklımıza esen herşeyi yapmalıyız. Bu, kız kardeşle, hala ve teyze ile evlenme bile olsa..</p>
<p>İşte masum gibi görünen sualin arkasındaki tüyler ürpertici şeni tasavvurlar ve iğrenç planlar ve işte (pozitivizm) ve “rasyonalizm” kalkan yapılarak, körpe dimağların iğfal edilmesi.</p>
<p>Cemiyetimizin bir kesiminde, dinin ve neslin muhafazası prensibini tahrip etmeyi hedef alan bu istifham, imal edildiği çevreye bakılarak cevap verilmese ve ortaya sürenlerin fikir çarpıklıkları itibariyle, bu da onların saldırıları itibariyle doğrulardan biridir dense, belki daha isabetli olacaktır. Ama biz yine de bir iki cümle ile üzerinde durup birşeyler söylemek istiyoruz.</p>
<p>Evvela bu bir dini mesele, hem de dinin teferruatına ait bir meseledir. Dine inanmayanın, hele din’in temel prensiplerini kabul etmeyenin, bu türlü şeyleri kurcalamağa asla hakkı yoktur.</p>
<p>İkinci olarak din, emir ve yasaklarıyla inananlar için bağlayıcı olduğunda kimsenin tereddüdü olmasa bile, münkirler için böyle bir şey iddia edilemez. Bu itibarla, bir kısım kimseler ibahiye düşüncesi içinde, her istediklerini yapsalar dahi, inanan hiçbir insan onlara karışmayacaktır. Nitekim şu anda bilip karışmadığı gibi. Zira her dindar katiyyen bilir ki, amel ve davranışlardaki sapıklık ve inhiraflar sadece ve sadece, düşünce, tasavvur ve kanaat bozukluğundan doğar. Bunlara istikamet getirilemedikten sonra, davranışları düzeltmeğe uğraşmak beyhudedir.</p>
<p>Üçüncü olarak, bu, dinin teferruatına ait bir meseledir. Bu türlü meselelerde, beşerin tekâmülüne muhazi (paralel) olarak, gelişme manasında değişmeler olmuştur. Şu anda muhatabı bulunduğumuz emir ve yasaklar -hikmetlerden kat-ı hazar- o zamanki emir ve yasaklardan farksızdır.</p>
<p>Dün, bir batında dünyaya gelenlerin izdivacını yasaklar; bugün de anne-baba münasebeti zaviyesinden yasaklar kor ve “bu muamele haramdır” der. Bu tıpkı bir çocuğun bütün bir gelişme döneminde, hayatına ait kanunlara müdahale edildiği, yemesi, içmesi ve giymesi değiştirildiği; hatta seviyesine göre bir dil kullanılıp tenezzülat yapıldığı gibi, devamlı gelişme kaydeden beşer hayatında da aynı şeylere riayet edilmiştir. Nasıl ki, çocuğun bakım, görüm ve anlayışına riayet etmek bir küçüklük; hatta bilgisizlik değildir; aksine bir büyüklük ve irfan işidir. Öyle de, dünden bugüne gelişen ve olgunlaşan insanlığın, her devrine göre kanun koymak aynı-hikmet ve hakikattir.</p>
<p>Dördüncü olarak, bu meselenin, sualde ifade edildiği şekilde cereyan etmesi, itimat edeceğimiz kaynaklarda mevcut değildir. İsrailiyat menşeli olduğu kanaati daha kuvvetli görünmektedir. Ancak Kuran-ın naslarına istinaden hilkat zincirini Adem (a.s.) ve zevcesine bağladığımız için, böyle bir şeyi kabul etmeye kendimizi mecbur biliyoruz. Meselenin aslına inilmeden olduğu gibi kabul edildiği takdirde, beşere maslahatlara riayet dersi verme sadedinde geçici olarak cevaz verilmiş ve sonra kaldırılmak suretiyle zamanla bu kabil ahkâmın değişebileceği ihtarı yapılmıştır.</p>
<p>Beşinci olarak, muvakkaten tecviz edilen böyle bir muamele, muhataplarının farklılığıyla hususiyet arz etmektedir. Evet&#8230; Yetiştikleri yuva, gökten gelen emirlerle daima nurlu ve hane halkı olarak vicdanları devamlı uyanık olan bir aile, elbette ki başkalarından çok farklı olacaktır.</p>
<p>Yeryüzünde ilk insan olma tazeliği; işlenen küçük günah’ın büyük cezasının, gönüllerde ürperti hâsıl eden dehşetinin devam etmesi ve böyle bir zelle ile cennetten uzaklaştırılmış anne ve babanın inkisar dolu birer gönülle, başında bulundukları bir yuvada, mubahlar dahi endişe dolu ve ürkütücüdür.</p>
<p>Böyle bir yuvada birbiriyle izdivaç yapacak kimseler yanyana dursalar dahi, oruçlu insan gibi ferman çıkacağı ana kadar birbirlerine ters bile bakmazlar. Böyle bir yuvada kalplerin eğilmesi, vahyin yıldırım gibi çarpan ayetleriyle düzeltilir. Ve&#8230; Böyle bir yuvada bütün sınırlar yok edilse dahi, insanlar vicdanlarının sarp yapısını aşamayacaklardır.</p>
<p>Hâlbuki daha sonraki hanelerde, bahsedilen manaların ve bağlayıcı hususların hiçbiri bulunmadığından, sınırlara riayet edilemeyecektir. Belki de çok erken yaşlarda münasebetsiz davranışlar bütün bir hayat boyu hacâlet halini alıp devam edecektir. Hele aile yuvasının muhtaç olduğu huzur ve emniyeti öyle ihlal edecektir ki o yuva artık bir çıyan yuvasına inkılâp edecektir.</p>
<p>Şimdi bir kere düşünün; kız kardeşine, halasına yeğenlerine karşı behimi hislerinin mağlubu sergerdan bir gurubun barındığı evde huzur tasavvur etmek mümkün müdür!.</p>
<p>Herkes göz koyduğunu kapmak için, kötülükler düşünecek, hatta öz kardeşleriyle rekabete girişecek; belki de, aynı düşünce ile Hz. Adem’in evlatları arasında cereyan eden, cinayetlere başvurulacak ve keşmekeşlikler sürüp gidecektir.</p>
<p>Demek ki koruyucu müeyyideler; vicdanları uyanık tutan saikler mevcut ise, mevzuat olduğu zaman, o türlü mevzuat suiistimal edilmese bile, tembih edici faktörlerin yok olması, bağlayıcı atmosferin silinip gitmesiyle her çeşit suiistimal mevcut olabilecektir.</p>
<p>Ben, sırf batılı tasvir etmemek için duyduğum ve gördüğüm şeylerin şerhini getirmek istemiyorum. Yoksa ailedeki küçük ihmallerin neticesi, insanı insanlığından utandıracak öyle hadiseler cereyan etmektedir ki, onların karşısında ürpermemek mümkün değildir.</p>
<p>Bu hususu da noktalarken diyebiliriz ki: hanelerinin duvarlarında “İniniz, bazınız bazınıza düşman olarak” sesinin ihtizazları duyulan bir hane, havi bulunduğu haşyet, saygı, ürperti ve sarsıcı endişelerle günümüzün hanelerine benzemediği gibi, o haneye ait muvakkat ahkâm da, hanelerimizdeki ahkâma benzemeyecektir.</p>
<p>Kaldı ki, bu şekilde cereyan eden muamelenin adedi hakkında da birşey söylememiz oldukça güçtür. Belki hadise bir kere, belki de iki kere cereyan etti.</p>
<p>Beşinci olarak, izdivacın tekeffül ettiği hikmetlerden bir tanesi de, servet dağılımını temin ve malın belli ellerde teraküm ve tedavülünü (1) önlemektir. Hâlbuki o devirde bütün insanlar Hz. Adem’in evlatlarından ibaret olduğu ve küre-i arz baştanbaşa onların istifadelerine takdim edildiği için, ne temerküz, ne tehaşşüd(2), ne de teraküm asla bahis mevzuu değildir. Günümüzde ise, içtimai yapı kazandığı hüviyetle büyük farklılıklar arz etmektedir.</p>
<p>Şunu da hemen arz edeyim ki; başka tariklerle servet dağılımı yapılsa değişik ahkâm ortaya çıkacak değildir. Bu mevzuda söylenmiş ve söylenecek her söz, mutlak hikmet sahibinin hikmetine hayranlık ifadesi ve destan tutmaktır.</p>
<p>Acaba, Cenâb-ı Hak bu meseleye değişik bir şekil veremez miydi?..</p>
<p>Zat-ı Ulûhiyete karşı böyle bir soru, beni bilgisizlik hem de suiedeptir.</p>
<p>Allah (c.c) bir Adem (a.s) ve bir Havva yarattığı gibi, ikinci bir Adem (a.s) ve Havva da yaratabilir. Hem şu anda ve bütün geçmiş devirlerde, binlerce, yüz binlerce âlemler yaratan Allah’a (c.c) ikinci bir Adem, ve Havva yaratmak hiç mi hiç ağır gelir mi? Ne var ki, hikmeti öyle iktiza ettiği için öyle yarattı.</p>
<p>Hem bizim sınırlı ve bozuk güzellik ölçülerimize ve hikmet hendesemize göre yaratacak değil ya&#8230;</p>
<p>Biz kâinattaki güzellik ve çirkinlikleri, onun emir ve nehiyleri menşurundan geçirmek suretiyle, güzellik ve çirkinlik şuuruna erebildik. Onun her emrini minhac edinerek eşya ve hadiselerin tefsirine koyulduk. Her hükmünün birer sabit kanun olduğunu kavradığımız nispette, ortaya attığımız prensiplerde isabet edebildik.</p>
<p>O, bütün insanlığı Adem (as) ve Havva köküne bağladı ise öyle olmasını en güzel kabul ettik. Kaldı ki insanlar arasındaki rabıtanın böyle bir kökle alakası da oldukça kuvvetlidir.</p>
<p>Cismâniyetteki bu vahdet, ruhlardaki birliğin tohumunu taşımaktadır. Tıpkı bir ağacın köküne ve çekirdeğine inildikçe birlik zuhur ettiği gibi..</p>
<p>Bu safhada ağaç hem erkek ve hem de dişiyi mündemiç (3) bulunmaktadır. Aşılayan da odur, aşılananda. Birbirinden uzaklaşıp erkeklik dişilik ayrılığı ortaya çıkınca, telkih ve telekküh (4) durumu da değişik olacaktır.</p>
<p>İnsan olarak herkese karşı duyduğumuz insani alakayı, Âdem (a.s) ve Havva vahdetiyle, yaratanın gönlümüze koyduğu muhabbette ve insanlıkta görüyoruz. Dünkü ahkâmın bugünkü değişikliğini ise hükümleri karşısında iki büklüm olduğumuz Zatın hikmetine; hikmet içindeki kökten uzaklaşmaya ve beşeri silsile içindeki teçhiz edilmeye; erkeğiyle kadınıyla insanlığın özüne ait manaları yüklenmeye veriyor. “Her işte hikmet-i vardır, abes fiil işlemez Allah” diyoruz.</p>
<p>________________________</p>
<p><span style="font-size: xx-small;">1) teraküm ve tedavül: Birikmek ve elden ele gezme<br />
2) temerküz: Merkezleşme, yığılma<br />
tehaşşüd: Birikme yığılma<br />
3) mündemiç: Dürülüp sarılan, içine alınmış olan.<br />
4) telkih: Aşılama<br />
telekkuh: Gebe kalabilme</span></p>
<p><strong>M.Fethullah Gülen Hocaefendi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hz-adem-ile-havvadan-dunyaya-gelen-cocuklarin-evlilikleri-sorular-ve-cevaplar/">Hz.Adem ile Havva&#8217;dan dünyaya gelen çocukların evlilikleri | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlilik Okulu başlıyor</title>
		<link>https://hizmetten.com/aile-okulu-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2020 10:02:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[aile okulu]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu evlilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alanında uzman psikolog ve aile danışmanlarınca &#8221;Evlilik Okulu&#8221; online eğitim programı düzenlenecek. &#8221;Sımsıcak ve Huzur Dolu Bir Yuva&#8221; için yapılması gerekenlerlerin paylaşılacağı interaktif dersler, 13 Haziran ile 11 Temmuz tarihleri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aile-okulu-basliyor/">Evlilik Okulu başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_39705"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/pkpZd0NWt0M?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Alanında uzman psikolog ve aile danışmanlarınca &#8221;Evlilik Okulu&#8221; online eğitim programı düzenlenecek.</p>
<p>&#8221;Sımsıcak ve Huzur Dolu Bir Yuva&#8221; için yapılması gerekenlerlerin paylaşılacağı interaktif dersler, 13 Haziran ile 11 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her biri 45 dakika sürecek toplamda 18 seminerden oluşacak online eğitimlerde, ilişkilerde problem çözme ve doğru karar verebilme becerilerini geliştirmek, mevcut ailevi problemlere danışmanlık yaparak çözümler üretmek gibi konulara değinilecek.</p>
<p>Evlilik Okulu&#8217;ndaki seminerleri, Aile Danışmanı/ Psikolog İsmail Eroğlu, Uzman Psikolog Zeynep Çifci, Aile Danışmanı Hüseyin Arslan verecek.</p>
<p>Tüm katılımcılara özel 30 dakikalık danışma hizmetinin de sunulacağı programa kayıtlar 12 Haziran&#8217;a kadar kabul edilecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıntılı bilgi için info.eduardnet@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.</p>
<h4><a href="https://www.youtube.com/channel/UCrB1uiPHoT7E0qD3y3Udr0g" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Eduardnet YouTube kanalınaulaşmak için tıklayınız.</a></h4>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-11264" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/06/Ekran-Resmi-2020-06-02-22.19.17-855x1200-1-499x700.png" alt="" width="499" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/06/Ekran-Resmi-2020-06-02-22.19.17-855x1200-1-499x700.png 499w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/06/Ekran-Resmi-2020-06-02-22.19.17-855x1200-1-768x1078.png 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/06/Ekran-Resmi-2020-06-02-22.19.17-855x1200-1.png 855w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></p>
<h4></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aile-okulu-basliyor/">Evlilik Okulu başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
