Yazarlar

Sükût | Halil Şimşek

“Bana, benden olur ne olursa;

başım rahat olur, dilim durursa.

Başın selâmeti, dilin sükûtunda…

Hakk ve halk katında sevilmek için ağzımızla kuş tutmamıza gerek yok; ağzımızı tutalım, yeter.!… Sükût…

Sükût, yerinde olursa altın değerinde olur.

Söz değerini kaybedip, ayağa düşünce; sükût altın olur. Fakat sözün anlamı oldukça susmak hiç bir zaman altın olmaz. “Söz gümüşse, sükût altındır” bunu anlatır.

Sükût | Halil Şimşek 2

Bazı zaman olur ki, sükût sözden etkili olur.

Konuşarak başarı elde edemediğimizde, sükut ederek sonuç almayı denemek bir iletişim yöntemidir.

Yerinde ve zamanında susmak güzel olduğu gibi; yerinde ve zamanında konuşmak da önemli ve değerli bir meziyettir. Gerektiği zaman konuşmayan kimse, konuşan fakat kötü konuşanla aynı durumdadır. Çünkü Hadiste: “Hakk’ı söylemeyip susan kimse, dilsiz şeytandır.” buyrulmuştur.

“Sükût„ hal dilidir. “Hal ehli„ anlar onu. Çok konuşmaktan bîtab düşmüş “dırdırcılar„ o sesi duymazlar. “Sükûtun da bir sesi vardır. Onu duyacak yürek lazım.” (Şems-i Tebrizi) Hatta sükûtun da bir çığlığı vardır, tabii ki duyanlar için…

Sükûtun ve konuşmanın  çerçevesini çizen Muaz b. Cebel (r.a.) : “Halk ile az, Hakk ile çok konuş. Mümkündür ki kalbin Allah Teâlâ’yı müşahede eder.” tavsiyesinde bulunur.

Lokman Hekîm; “Sus ve düşün, dil belasından kurtulmanın ilacı bunlardır.„ der. Çünkü, sükût etmeyen, sürekli konuşan, düşünmeye vakit bulamaz. Düşünmeden konuşur. Düşünmeden konuşan da pişmanlık duyacağı sözleri söyler. Hata yapmaya ve kalb kırmaya devam eder. Çokca özür dilemek, helallik almak zorunda kalır.

“Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.” diyen Alman filozof Lichtenberg (Ö.1799); eskilerin deyimiyle “dokuz boğum” olan sesin, soluğun ve sözün geçtiği aşamaların her bir aşamasında terbiye edilmesi, düzenlenmesi gerektiğini, akla gelen her düşüncenin getireceği sonuçların önceden düşünülmesi gerektiğini hatırlatır bize.

Huzur, sükût ve sükûnette

Huzur istiyoruz… Huzur’a ermek istemeyen var mı?

Huzur’a iki şekilde ulaşılır. Uzaklaşarak ve sükûtlaşarak…
Masivadan uzaklaşmak, kimin huzurunda olduğumuzun bilincinde olmak. Mürakabeye dalmak…

Bunun ilk basamağı dile hakim olmak. Evet, dilimiz… Dil emanetini korumalıyız. Dil emaneti sükûtla korunur.

Sükût eden, sükûnet bulur. Çok konuşan belayı bulur.

Dilimizi; dedikodu, gıybet, yalan, küfür sözler, iftirâ, mâlâyânî ve argo sözler gibi boş konuşmalardan korumalıyız. Hoş değil, boş konuşmalara karşı dile “sükût orucu” tutturmak gerekir.

“Ya hayır söyle, ya sus.” Hadis-i Şerifini özümsemekle işe başlayalım.

Peki, her zaman mı sükût edeceğiz? Bunca zulümlere karşı sessiz mi kalınacak? Elbetteki hayır. Böyle durumlarda sükût eden  “sukut „ eder, yani başaşağı gider.

Zulme sessiz kalmak, zulmü benimsektir. Zalime, zalimliğini söylememek ona ortak olmaktır. Zulme uğramış mazlumların hak aramalarına destek olmak, sükût etmemek bir vazifedir.

Bu gün bunun en iyi yollarından birisi sosyal medyadır. Yapılan zulümlerin tüm dünya dillerinde duyurulması ve zalimlerin deşifre edilmesi de sevaptır.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cihadın en faziletlisi, zâlim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir.”

(Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 13. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 37; İbni Mâce, Fiten 20)

Ebû Abdullah Târık İbni Şihâb el-Becelî el-Ahmesî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ayağını özengiye koymuş vaziyette iken, bir adam:

-Hangi cihat daha faziletlidir, diye sordu?  Peygamberimiz:

“-Zâlim sultan katında söylenen hak söz” buyurdular. (Nesâî, Bey’at 37)

Zulmün olduğu yerde sükût olmaz. Hak arayanların yanında yer almak, zulüm karşısında sessiz kalmamak dinin emridir. Çünkü hepimizin de bildiği üzere Resûlullah (s.a.s.) haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu bildirmiştir.

Hayatı boyunca zalimlerle yaka paça olmuş, hiç bir zalime baş eğmemiş Bediüzzaman şartlar gereği, yerinde fiili yerinde de kavli olarak “Zalimler için yaşasın cehennem” diye haykırmıştır. Haksızlık karşısında susmamıştır.

Eğer yapabiliyorsak haksızlık karşısında susmayalım. Dilimizi tebliğ ve irşatta kullanalım. Susmaktan daha iyi şeyler söyleyelim. Bunu yapamıyorsak o zaman sükût edelim. Boş konuşup, günaha girmeyelim.

Güzel şeyler konuşursak, sözümüz altın kıymetinde olur. Faydalı şeyler konuşmayacaksak, sükût edelim ki,  sükûtumuz altın değerinde olsun.

“Ya hayır konuşup da sevap kazanan yahut susup da selâmet bulan kişiye Allah rahmet etsin.”  duasına muhatap olan söz ehli veya hal ehlinden olmak ne büyük kazanım.

Çözüm nedir, dil belasından nasıl kurtulabiliriz? diye sorarsanız cevabım; Rasulullah’ın (sav) Ukbe b. Amir’e dediği gibi diyeyim: “Dilini muhafaza et, evine git ve günahına ağla.„

Sükût, dilin iffetidir.  Dil iffetini koruyan iffet abidelerinden olmanızı dilerim.

Hizmetten | Halil Şimşek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu