Yazarlar

Soru cevaplarla “Mahkeme müdafaaları” | Halil Şimşek

…şefaatlerini ümit ederek…

Soru 1: Mahkemelerdeki müdafaaların Risalelere alınmasının sebebi nedir? Bu müdafaaların bizlere faydası nelerdir?

Müdafaalar, birer hukuk manifestosu gibidir.

Altı bin küsûr sayfa olan Risâle-i Nur Külliyatı’nın üç bin küsûr sayfası iman hakikatlerini ders verirken, üç bin küsûr sayfası ise Tarihçe, Lâhika mektupları ve müdafaalardan oluşmaktadır. Tarihçe, Lahikalar ve müdafaalar baştan sona Kur’ânî olan Risale-i Nur meslek ve meşrep dersini veriyor.

Lâhikaları ve müdafaaları dikkate almamak veya kullanım tarihi dolmuş düşüncesiyle bakmak doğru değildir. Risale-i Nur’un mesleğini ve meşrebini müdafaalardan ve Lahikalardan öğreniyoruz.

Zübeyir Gündüzalp Ağabeye göre: “İmanî bahisleri okuyanlar, ehl-i takva ve ehl-i salâhat olur. fakat başka fikir akımlarına aldanabilir. Eğer, meslek ve meşrebe dair mevzuları, lâhikaları okursa, aldanmaz. Lâhikaları okuyanlar, hadiseler karşısında nasıl hatt-ı harekette bulunacaklarını lâhikalardan öğrenirler. Müdafaaları okuyanlar, dâvâsının müdafaasıyla mücehhez olur.” (Nur’un Büyük Kumandanı-İ. Atasoy s. 370)

Soru cevaplarla “Mahkeme müdafaaları” | Halil Şimşek 2

Bu soruyla ilgili olarak Üstadımız diyor ki: “Ben, bugünlerde, kısmen müdâfaâtla zihnen meşguliyetimden teessüf ederken kalbe geldi ki: ‘O iştigal dahi ilmîdir; hakaik-ı îmâniyenin neşrine ve serbestiyetine bir hizmettir ve bu cihette bir nevî ibâdettir.’ Ben de sıkıldıkça, yüz defa temâşâ ettiğim Nur meselelerini, yine zevkle tekrar mütâlâaya başlıyorum. Hattâ, müdâfaâtları dahi Nurun ilmî risâleleri gibi görüyorum. ” (Tarihçe-i Hayat, Afyon Hayatı.)

Hizmette tembellik sarmalına girdiğimizde, üşengeçlik, yorgunluk baş gösterdiğinde, stres ve ümitsizlik ufkumuzu kuşattığında müdafaaları okuyarak şevk, moral, motivasyon ve gayretimizi arttırabiliriz. Geniş katılımlı halk derslerinde okunduğunda “sosyal terapi” vazifesi görmektedir.

Soru 2: Mahkeme müdafaalarının üstad, nur talebeleri ve Risalei Nur hizmeti açısından faydaları neler olmuştur?

Bediüzzaman bir hakikat adamıdır. Bediüzzamanın hayatının tümü “hakikati savunmak”la geçmiştir.

Nur talebeleri, başta Üstadları olmak üzere diğer ağabeyleri de görebilmek ve bu cesur savunmaları dinleyip hizmetteki şevk ve gayretlerini arttırmak amacı ile ülkenin her yerinden mahkemelere akın etmişlerdir.

Müdafaa mektupları en çok ‘Tarihçe-i Hayat’tadır. Daha sonra da Lahikalar ve Şualardadır. Risale-i Nur hizmeti bir şahsı manevidir. Yani tüzel kişiliktir. Tarihçe- Hayat ise; bu tüzel kişiliğin biyografisidir. Üstad’ın hizmetini ve davasını tanıtan bir eserdir. Seksen yüz sayfa kadarı Üstad’ın Risale-i Nur’a girmemiş makale ve savunmalarından oluşmaktadır.

Mahkemeler adeta Risale-i Nurların anlatıldığı, savcıların deyimiyle “Risale-i Nurların propagandasının yapıldığı” yerler hâline gelmiştir.

Üstadın talebelerinden Avukat Gültekin abiden dinlemiştim. Mahkemelerin Risalelerin anlatıldığı yerler haline geldiğini fark eden bazı savcılar uzun müdafaaların yapılmaması için Bediüzzaman’a ve talebelerine kısıtlama getirmişlerdir. Müdafaa mektupları okunurken bu yönüyle okunmalı ve bu boyutlar nazara verilmelidir.

Bu yönüyle savunmalar, Risale-i Nurları ve hizmetleri tanıtmaya yönelik bir propaganda vasıtasına dönüşmüştür. Özellikle İşaratül İcaz eserinin sonuna konulan Mehmet Kayalar’ın Diyarbakır Müdafaanamesi önemli bir örnek metindir.

Soru 3: Bediüzzaman’ın Savunma Tarzı nasıldır? Müdafaalar, bir nefis müdafaası mıdır?

Bediüzzaman bir dava adamıdır. O her zaman davasını ve dava arkadaşlarını savunmuştur. Şahsını savunmamıştır.

Bu yüzden Bediüzzaman savunmalarında, hapisten kurtulmak için beraatını istememiştir. Risale-i Nur davalarında beraat etmeyi hapisten kurtulmak için değil, kamuoyu nazarında Risale-i Nur’ların ve hizmetinin aklanması için istemiştir.

Üstad ve talebelerinin bütün müdafaalarındaki ortak nokta; en ağır ceza ile yargılanmalarına rağmen, mahkeme heyetine yalvarmak, rica etmek, şahıslarının affedilmesi yerine Risale-i Nur’ların serbestçe okutulmasının sağlanmasını istemişlerdir.

Üstad ve talebelerinin mahkemelerdeki müdafaaları, şahsi birer müdafaa değildir. Tamamen hakkın müdafaasıdır.

Şu anekdot bunun en açık delilidir:

Risalei Nur davalarının önemli avukatlarından Bekir Berk’in, vekâletlerini aldığı Zübeyir Gündüzalp ve Ceylan Çalışkan’a “sizi hapisten kurtarmamı mı yoksa fikirlerinizi savunmamı mı istersiniz” diye sorduğunda “fikirlerimizi hakkıyla savun, yeter” cevabını vermişlerdir.

Bediüzzaman‘ın “oğlum olsaydı ismini Serdengeçti koyar, böyle yetiştirirdim” iltifatına mazhar olan Osman Yüksel Serdengeçti’nin üstada atfen yazdığı “Said Nur ve Talebeleri” başlıklı bir makale ilk olarak 1952 yılının Mart ayında Serdengeçti Mecmuası’nın altıncı sayısında neşredilmiştir. Halihazırda ise Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayat’ında da mevcuttur. Orada geçen bir paragrafta Osman Yüksel diyor ki:

“Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir; büyük bir davanın müdafaasıdır. Celadet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri…

Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakir gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebi olmak gerek. O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu…”

Soru 4: Risalelerdeki “mahkeme müdafaaları”ndan alacağımız dersler nelerdir?

Bunlar bizim için ve gelecek nesiller için birer tarihi belgedir. Zulmün vesikasıdır. Tarihe not düşülmüştür.

Yeni yetişen nesillere dava şuuru kazandırmak ve müsbet hareketin örnekleri sergilenmektedir. Yoksa, geçmişte kalmış kişisel birer müdafaa örneği değillerdir.

En zor şartlar altında, dayanılmaz işkencelere rağmen davasını haykıran, yolundan dönmeyen insanların fedakarlığıyla bu hizmet bizlere kadar ulaşmıştır. O insanlara vefalı olmamız ve bu davaya sahip çıkmamız gerekmektedir. Bu şuurun kaybolmaması, unutulmaması gerekiyor.

Bu müdafaa mektupları, Bediüzzamanı, Nur Talebelerini ve Risale-i Nur hizmetini daha iyi anlamamıza yardım ediyor.

Üstad ve talebelerinin asıl davalarının ne olduğunu yansıtan birer belge niteliği taşıyor. O yıllarda resmi ideolojinin dine ve dindarlara yaptığı zulümlerin sosyolojik analizi mahiyetindedir.

Bediüzzaman’ın mahkemeleri, Risale-i Nur’un ilânı hükmüne geçmiş, Anadolu’da Risale-i Nur ve Hizmeti’nin mahiyeti bu vesilelerle duyulmuştur.

Bediüzzaman sadece mahkemelerde değil, hayatı boyunca İslam davasını müdafaa etmiştir. Dolayısıyla ister dışarıda olsun ister mahkemelerde olsun Bediüzzaman her zaman davasını savunmuştur.

Hiçbir dünya ve ahiret menfaati beklemeden ve Risale-i Nur’ların dem ve damarlarına kadar sirayet ettikleri; yaptıkları müdafaalardan anlaşılan başta Üstadımız olmak üzere bütün ağabeylerimizi rahmetle anıyorum.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu