Yazarlar

Şeâire Hürmet Hissi

Safvet Senih´in kaleminden

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, İslamiyetin nişanları ve alâmeti olan şeâire hürmet hissi üzerine şöyle diyor:
“Bize göre bir kısım mukaddes mefhumlar vardır. Bu mefhumların arkasında da çok mukaddes anlamlar vardır. ALLAH (c.c.) mefhumu bizim için çok mukaddestir ve imanın bir rüknüdür. Allah’a (c.c.) inanmayan birinin İslâmî ve imanî hayatı yoktur. Bu yüce ve yüceliği nisbetinde  de olabildiğine mukaddes mefhumun belli bir yaştan –ki bu devrenin başlangıcı genelde 7-9 yaş olarak düşünülür- beyinlerde yerleşmesini, gönüllerde oturmasını ve çocuğun bütün hayal âlemini işgal etmesini temin etmekle mükellef bulunduğumuz katiyen unutulmamalıdır. Çocuğun,  Hz. Peygamberin (S.A.S.) hayaliyle yaşamasını temin etmek, o evde sürekli ondan bahisler açılmasına bağlıdır. Şayet bir evde sadece, televizyon – sinema artistlerinden bahsediyorsa ve çocuğun temâşa ufkunda her zaman televizyonlar, sinemalar bulunuyorsa onun hayaline hakim olan da bir kısım artistler olacaktır. Sorduğu anda size pek çok sporcu, müzisyen ve artist ismi sayabilecek; ama belki de dört sahabi ismi söyleyemeyecektir. Hafıza ve şuuraltı, bütün kapasitesiyle, çok faydası olmamakla beraber, ‘hayâlin fıskı’ na sebebiyet veren bu gereksiz şeylerle mâlemâl dolacaktır.
“Dinde mukaddes bilinen her şey, düşünce ve davranışlarımızda daima mukaddes olarak ifade edilmelidir. Mesela, Kâbe mukaddes bir mekândır. Siz de çocuğun yanında, Kâbe ile ilgili hislerinizi dile getirirken fevkalâde saygılı olmalısınız. Kâbe sınırlarından içeriye girdiğimiz veya Medine-i Münevvereye  yaklaştığımız zaman ayaklarımızı saygıyla yere basmalıyız. Meseleyi götürüp, Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) gezdiği yerlerde –İmam Mâlik gibi – ‘Burada ayakkabıyla veya merkeple gezilmez’ esasına bağlamalıyız. O büyük İmam, uzak yerden Mescid-i Nebevî’ye veya başka bir mescide hadis dersi kıraatine, tilavetine giderken veya Medine’nin sınırlarından içeriye girdiğinde,  bindiği merkepten aşağıya iner, orada böyle gezilmesi gerektiğini söylerdi. Elbette bunu gören  çocuk Ravza-yı Tâhire ve onun Sahibi Muhammed Aleyhisselama saygıyla dolup taşacaktır.
“Kur’an-ı Kerim için de durum aynıdır. ‘Her kim Allah’ın şeâirine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır.”  (Hac Suresi, 22/32) buyurulmaktadır. Şeâire hürmet etmek kalbin takvasındandır. Kalbin takvası ise, kalbin Allah’ı (c.c.) tanıması, tanıdığı büyük Allah’a (c.c.) saygıyla yönelmesi, O’na sığınması, O’na itaat etmesi ve hakikat-ı ulûhiyeti tam olarak kavramasıyla mümkündür. Şeâire hürmet hayatidir; meselâ yine şeâirden C Mİ, çocuğun nazarında o kadar mukaddes görülüp kabul edilmelidir ki, o bütün Allah’a (c.c.) giden yolların camiden geçtiğini düşünmelidir. Müezzinin lâhûtî sesinin minarelerden, ALLAHÜ  EKBER  şeklinde yükselmesi, çocuğun nazarında büyümeli ve ALLAHÜ  EKBER  dendiği zaman o da kelimeleri tekrar etmeli ve EZAN  bitince ellerini kaldırarak; ‘Allahümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t-tâmmeti ve’s-salâti’l-kâimeti, âti seyyidenâ Muhammedi’l-vesîlete ve’l-fazilete ve’b’ashü makâmen mahmûdeni’llezi ve’ addehû inneke lâ tühlifü’l-mîâd;  Ey bu kâmil davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım!  Muhammed’e (S.A.S.) Hakka yaklaşma, cennete ve ötesine ulaşmayı lütfet ve O’nu kendisine vadettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Muhakkak  ki, Sen vaadini yerine getirensin.’ (Buharî, Ezan, 8) diyerek boşalmalıdır.
“Hülasâ, eğer Allah’a inanıyor ve O’nu seviyorsak  ve içimizde takva ve şeâire tazim hissi varsa, bu hislerimizi çocuğun gönlüne boşaltacak ve ona Allah’ın büyüklüğünü gösterecek, sevdirecek ve O Mabud-u Mutlak’tan başka Mahbub, Maksud, Matlub olmadığını onun bütün benliğine işleyeceğiz. Taberranî’nin Ebu Ümâme’den naklettiği bir hadis-i şerifte Allah Rasulü (S.A.S.): ‘Allah’ı, Allah’ın kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin’  (Taberanî, Mucemü’l-Kebîr, 8/90)  buyurur. Allah (c.c.)  ancak iyi tanınmakla sevilir; zira insan bildiğini sever, bilmediğine de düşman olur. Dinsiz veya ateistler Allah’ı (c.c.) tanımadıkları için düşmandırlar; eğer tanıyabilselerdi seveceklerdi.
“Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) ‘İnsanları  ve cinleri ancak, Bana kulluk etsinler diye yarattım.’  (Zâriyat Suresi, 51/56) ferman eder. İbn-i Abbas ve Mücahid (R.A.)  buradaki, ‘Bana kulluk etsinler’ diye kelimesini “Beni tanısınlar bilsinler’  (Kurtubî, el – Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an’, 17/55) olarak tefsir etmektedir. Demek ki bir insan Allah’ı biliyorsa, kullukta bulunuyor; bilemiyorsa, nankörlük ediyor. Öyleyse  evvelâ biz bildireceğiz; çocuk da bilecek ve o duyguyla dopdolu hale gelecek ki, Allah’a (c.c.) karşı saygılı olabilsin. Ancak her seviyenin ayrı bir tanıtma üslûbu olmalıdır ve Allah’ı (c.c.) tanıtma konusunda tanıtım, yaşa başa göre yapılmalıdır. Belli bir yaştaki çocuğa, önüne konan sofraların Allah tarafından geldiğini delilsiz, mücerret anlatma ona kâfi gelebilir. Başka bir yaşta insanların, hayvanların, ağaçların beklediği yağmurun, gökten O’nun inayetiyle geldiğini, başımızdan aşağı boşalan o yağmurun, Allah’ın mahz-ı rahmetinden taşıp geldiğini anlatmak gerekecektir. Daha ileri yaşlardaki birisine ise, Allah’ın denizlerde, ırmaklarda koyduğu buharlaşma kanununu, havada yağmurun damla damla dökülme kanununu ve bütün bunların asla tesadüfe verilemeyeceği, her şeyin Allah’ın inayetiyle olduğunu anlatmak gerekecektir. Daha seviyeli çocuklara ise, pozitif ilimlere ait argümanları kullanarak onun seviyesine göre Allah’ı tanıttırıp sevdireceksiniz.
“Bir hadislerinde Allah Rasulü (S.A.S.) şöyle buyururlar: ‘Allah’ın size nimetleri karşısında Allah’ı (c.c.) seviniz. Beni de Allah’ın (c.c.) elçisi olduğum için, Allah’tan (c.c.) ötürü seviniz. Ehl-i Beytini de beni sevdiğiniz için seviniz.’ (Tirmizi, Menâkıb, 31)
“Usûlü bulunabildiği nisbette bu sevme ve sevdirmeişi zor olmasa gerek. Çocuklarımıza, bir takım lüzumsuz neşriyat yerine, Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) siyerini okutabilsek ve onların eline, hiç olmazsa, Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin ‘Hayâtü’s-Sahabe’si gibi her an müracaat edebilecekleri bir kitap versek, zannediyorum Rasulü Ekrem’i (S.A.S.) ve onun ashabını ve onların çocuklarını tanıma fırsatı bulacak ve bunlardan her birerleri onların gözünde  hayatlarının kahramanları olarak büyüyecek onlara uymaya, onlara benzemeye, Hz. Hamza gibi şecaatli, Hz. Ali gibi şah-ı merdan, Hz. Ebu Bekir gibi sadık, Hz. Farûk-ı Azam gibi kılıkırk  yaran âdil olmaya çalışacaklardır. Allah’ın (c.c.) binlerce rızâ ve rıdvanı bunların üzerine olsun!..
“Evet her zaman evimizin baş köşesinde Kur’an-ı Kerim, sonra Rasulü Ekrem’in (S.A.S.)  siyeri ve ashab-ı kiramın, hayatına ait meğazi kitaplarını bulundurmak ve çocuklarımızın gönüllerinin onlarla beslenmesini sağlamak, tarihi kahramanlarımızla onların gönüllerini, gözlerini açmak ve atalarını onlara sevdirmek çok önemlidir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu