Mizan

Sana bir seccade bile vermedikleri bir yerde… | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Medrese-i Yûsufiyenin sabırlı kahramanları her gün yeni bir kurbet zirvesine dikey yükseliyorlar.

Meselenin ikincisine gelince… O gidilen yerler, “medrese-i Yûsufiye”. Bir gün “medrese-i Yûsufiye” deyince, onlardan bir tanesi, “Madem medrese-i Yûsufiye, sen de gelip girsene oraya!” demişti. Ben çok girdim, çok girdim; 60’tan itibaren, 70’te de, 80’de de, askerliğimde de girdim, tattım, gördüm. Oradaki o psikozlara şahit oldum. O zamanlar, “din” dediğinden dolayı masumlar dine karşı olanlardan zulüm görüyordu. “Neden sen ism-i Kuddûs’ün cilvelerini okudun, bir yerde, insanlara, Nûr Risaleleleri’nden!” Esasen mahkûmiyete/mahkemeye sebebiyet veren de bu idi. Allah, hepsinden sıyrılmaya muvaffak kıldı. Öbür tarafta da, “muhâkeme-i kübrâ”da, “ma’dele-i ulyâ”da, Erhamü’r-Rahimîn, Ekremü’l-Ekremîn, A’delü’l-Âdilîn, Asdaku’s-Sâdikîn (celle celâluhu) böyle sıyrılmaya sizi-bizi muvaffak eylesin!..

Medrese-i Yûsufiye… Orada sabretmek, çok önemli bir şey. Hani, sabır anlatılırken bir taksim yapılıyor. Bu taksimin mebdeini ta Eflatun’a götürüyorlar ama bizim bildiğimiz İbn Miskeveyh; değerlendiren ise Hazreti Pîr-i Mugan. “Üç şeye karşı sabır…” diyor. Bir, belalara karşı sabır; bir, ibadet u tâate karşı sabır; bir de,  günahlara karşı sabır.

İbadet ü tâate karşı sabır, kulluğun zorluklarına karşı dişini sıkıp katlanmak. إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ فِي الْمَكَارِهِ buyuruyor bir yerde, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem). Şartların nâmüsait olduğu bir dönemde, hava soğuk, doğru dürüst abdest alma imkanı yok; şartlar çok zor.. o şartlara rağmen abdestini tastamam almak, öyle bir fazilet ki!.. Onda sebat… Her şeye rağmen, sana bir seccade bile vermedikleri bir yerde bile namaz kılmak… Gördük bunları; on metrelik bir yere otuz tane insanın doldurulduğuna şahit olduk. Şu kadarcık, bir yer ayırma arkadaşlara, diğerlerine sorarak; çünkü orada sosyal demokrat insanlar da var. Herkesi hoş görmek lazım. Bazıları namaz kılmıyorlar. Fakat koğuş, onların da bizim de. Bu kadarcık bir yer kazanıp orada namazı kılmaya çalışmak… Hepimiz birden kılamıyorsak, parçalanarak kılma, iki fasılda kılma, orada… Bunlar, ağır şartlar altında bu işi devam ettirme demektir. İbâdet ü tâati, bütün ağırlığına rağmen, yerine getirmede sabretmek. Sabrın birisi bu, esasen.

İkincisi; günahlara karşı sabır. Çarşıda-pazarda insan, günah işleyebilir, hafizanallah. Belki de çok defa konumumuz itibariyle göstermemiz/sergilememiz gerekli olan o ismet, o iffet hassasiyetini gösterememiş olabiliriz. Çarşıda-pazarda işimiz vardır, memuriyet alanında işimiz vardır; göz, kaymış olabilir; kulak, dinlememesi gerekli olan şeylere kulak kabartmış olabilir; dil, olmayacak şeyleri mırıldanmış olabilir; kafa, olmayacak kirli tasavvurlara kendini salmış olabilir… Bunların hepsi -bir yönüyle- insanın kalb ve ruh dünyasını kirleten şeyler. Şimdi bunlara karşı sabretmek, çok önemli bir ibadettir. Aksine bu mevzuda sabretmeme, bohemliktir; bağışlayın, daha açık, net ifadesiyle “hayvanca yaşama”dır. Gözün, her şeye açık olması, haram-helal bilmeden; kulağın, bütün muharremâta açık bulunması… Oysaki o, “mesmûât”a karşı açık olsun diye; öbürü “mübserât”a karşı, tekvinî emirlere karşı açık olsun diye; ağız, doğru şeylere tercüman olması için verilmiş. Kalb, doğru şeylerin heyecanıyla çarpmak için verilmiş. Dimağ, doğru şeylerin muhakemesini, mantığını yapmak için verilmiş… Eskiler “mâ hulika leh’inde kullanma” derlerdi; her uzuv, ne için yaratılmışsa, onu o istikamette kullanma ve o istikamette kullanma mevzuunda sabretme.. o çerçeveye riayet etme, onu kırmızı çizgi olarak kabul etme ve onun dışına çıkmamaya çalışma… Bu da sabrın önemlilerinden bir tanesi.

Şimdi dışta bunu iradî olarak yapacaksınız. A kurban olayım, biraz zorlanacaksınız bu mevzuda; dükkânda iseniz zorlanacaksınız; eczanede iseniz, zorlanacaksınız; bir vazifede, bir hayatî birimde iseniz, zorlanacaksınız biraz bu mevzuda. Haram görmeme, haram dinlememe, haram konuşmama, haram düşünmeme ve Allah’ın yasak ettiği daire içine girmemede zorlanacaksınız. Ama zorlanır da sabrederseniz, amudî (dikey) olarak yükselirsiniz.

Şimdi benim o mevkuf, o muzdarr, o mescûn kardeşlerimin iradî olarak sabredecekleri şeyler, bir yönüyle artık ellerinden alınmış. Ne göz fena şeyleri görebilecek durumda; ne kulak, fena şeylere açılabilecek durumda; ne ağız, fena şeyleri dırdır edebilecek durumda; ne kalb, fena şeylerin heyecanıyla çarpabilecek durumda; ne de zihin, fena şeyleri mülahazaya almak suretiyle nöronları kirletme durumunda… Bakın, ayrı bir kazanım oluyor burada, zorlanmadan. Sabra terettüp eden şey, bu defa, orada hapishane şartları. Allah (celle celâluhu) içeriye koyuyor, hürriyetini sağdan soldan makaslıyorlar senin; haysiyetini makaslıyorlar, şerefini-onurunu makaslıyorlar, bir yönüyle. Biraz zorlanıyorsun burada fakat aynı zamanda iradî zorlanacağın şeylere karşılık, yine burada sen, amudî olarak yükseliyorsun.

Bamteli: İTİRAFÇI KILIKLI MÜFTERÎLER VE MEDRESE-İ YÛSUFİYE

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu