Yazarlar

Putlaştırılan Lider: Adolf Hitler | İSMET MACİT

 “Adolf Hitler’i bize Tanrı gönderdi.”

Robert Ley

İnsanlık tarihi zulümler, ağıtlar, işkenceler tarihidir bir yönüyle. Kadimden bu yana yürekleri kanatan, insani değerlere kan sıçratan zulümler ve bu zulme sessiz kalarak ortak olan hatta meşru gören inanılmaz büyüklükte kitleler daima var olagelmiştir… Bu kitleler çoğu kez kuvvetlinin yanında yer almış; menfaati için daha düne kadar arkadaşı, akrabası, komşusu, tanıdığı olan insanlara muktedirlerin yönlendirmesi ve putlaştırılan liderlerin diliyle hain ilan etmiş, zulmü alkışlayarak ortak olmuşlardır.

Nasıl oluyordu bu sükût, bu zulme kör kalış, şu insafa at gözlüklerinin takılması? Nasıl beceriyordu kötülük imparatorluğu vicdanlara paslı kelepçe takmayı? Birçok metot kullanmakla beraber liderlerin kutsanıp birer diktatör haline getirilmesi kötülerin işini kolaylaştırıyordu şüphesiz.

Nazilerin iktidara gelip Hitler’in başbakan olmasından sonra ilk yaptığı icraat parlamenter sistemi ortadan kaldırıp kendi şahsında başbakanlık ve cumhurbaşkanlığını birleştirmek olmuştur. Daha sonra “Führer” (ebedi şef) ilan edilmiş bununla da yetinilmeyip neredeyse yarı mitolojik bir varlık haline getirilmiştir. Böylece ülkenin mevcudiyeti Hitler’in var olmasıyla kaim olacakmış gibi bir sosyolojik ortam oluşturulup halkın duyguları manipüle edilmiştir.

Nasyonal sosyalistlerin ortaya çıkısıyla birlikte propaganda ajansının gücü artırıldı ve koordine edildi. Hatta bu hususta bir daire ihdas edildi. Goebels propaganda ve algı operasyonlarının kitabını adeta yeniden yazdı.

Yapılan propaganda ve eğitim modeli ile; tek irade, tek ses ve tek düşünce okullar, radyolar, sinema filmleri hatta kiliseler aracılığıyla kamusal akla taşınmış oldu. Dolayısıyla Hitler rejimi, diğer faşist ülkeler gibi, yetkinin yukarıdan aşağı doğru kurulu olduğu bir sistem kurmuş; insanları adeta köleleştirmiş, ‘anlık hareket eden günü kurtaran ve sorgusuz itaat eden’ bir halk psikolojisi oluşturulmuştur.

Mesela Rudolf Hess, Hitler Prensipleri’nin ana ilkesini şöyle tanımladığı bir konuşmasında şöyle der: “Hitler Almanya’dır, Almanya ise Hitler’dir. Ne yaparsa yapsın gerektiği için yapar. Kısaca söylemek gerekirse Hitler kutsaldır.”

Hitler’in bazı yalakaları ise onun hakkında şu tanımları yapmışlardır:

“Adolf Hitler’i bize Tanrı gönderdi.” (Robert Ley)

“Tanrı kendini Hazreti İsa şeklinde değil Adolf Hitler şeklinde gösterdi.” (Alman İman Hareketi)

“Adolf Hitler bize Tanrı tarafından Almanya’nın ebediyete giden temel taşı olsun diye gönderildi.” (Hitler Gençliği)

Evet Nazi döneminde Hitler yavaş yavaş adeta tanrılaştırılmış ve tüm yasaların hatta dinlerin üzerine çıkarılmıştır. Evet “Führer’in öne sürdüğü amaç ve direktiflere” bakıldığında onun üstün bir varlık olduğu öyle algılandığı görülür:

  • Onunla uyumlu olmayan veya onun yolundan gitmeyen bir otorite veya düzenleme doğru olamaz,
  • Uzmanlar ondan daha iyi bilemez,
  • Kimse ondan daha iyi tavsiyede bulunamaz.
  • O, bilimin otoritesini bile reddedebilir,
  • Yalnızca Führer tarafından onaylanan “Alman Bilimi’nin bulguları kabul edilebilir,
  • Genetik çalışmalarda görüldüğü gibi bilimin sonuçları onun aklına yatmadığında yeni bir bilim icat edilmek (kartlı dizilim) zorundadır; böylece bu bilimler prestijlerini, onun tanıklığı yoluyla resmîleştirmeye mecbur zorunda kalırlar,
  • Ayrıca sanatlar da böyledir,
  • Yalnızca Führer ve onun direktifleri yoluyla onaylanan Alman sanatları, Alman insanları tarafından kabul edilebilir,
  • Bu şekilde erkeklerin ve kadınların hayatlarını nasıl yaşayacaklarının hükmü de verilmiş olunur.
  • Führer’in onaylamış̧ olduğu yaşam tarzı, devlete teslim olma biçimidir. Burada, Hitler belirleyicidir; onun onayı üst bir tanıklığı ifade eder.[1]

Nazi dönemi Alman Hukuk Akademisi Başkanlığı yapan Dr. Hans Frank şu sözleri kutsanan liderin önce hukuku sonra insanlığı nasıl katlettiğinin açık delilidir.

“Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: “Benim yerimde Führer (Hitler) olsa nasıl karar verirdi?” Her kararda şunu söyleyiniz: “Bu karar Alman halkının Nasyonal Sosyalist vicdanıyla uyuşuyor mu?” İşte o zaman. Nasyonal Sosyalist halk devletinin birliğine karışmış ve Adolf Hitler iradesinin ölümsüzlüğünü tanımış olarak Üçüncü Alman İmparatorluğu’nun otoritesini kendi karar alanınızda her zaman için sağlayacak bir temel buldunuz demektir.

Liderlerin değil adaletin, insani değerlerin, temel hak ve özgürlüklerin esas alındığı hukukun üstünlüğünün hakim olduğu bir dünyanın inşası için iyiliği dert edinen tüm kesimden insanların omuz omuza vermesi dilek ve temennilerimizle…

[1] Akademik Tarih Ve Araştirmalar Dergisi, Sy.1, 2020, s.191

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu