Aktüel

Prof. Dr. Muhammed Salah Abduh: ‘Hocaefendi’yi okuyup da hayran olmamak mümkün değil. Yeni bir sahabe nesli yetiştirdi’

Mısırlı alim Prof. Dr. Muhammed Salah Abduh, Hocaefendi ve Hizmet hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Mısır merkezli Nesemat TR YouTube kanalına konuşan Prof Salah Abduh, ‘Hocaefendi inanç ve ahlakta bir din olarak İslam’ı bütünüyle biliyor. Bu açıdan da Hocaefendi’yi okuyan bir insanın hayran olmaması ve dehşete kapılmaması mümkün değildir. ‘ dedi. Hocaefendi’ye mesajında ”Yaşım sizin mübarek yaşınıza yakın olmasına rağmen beni kendinize bir talebe olarak kabul etmenizi rica ediyorum.” diyen Prof Salah Abduh, Hizmet gönüllülerine ise; ‘Sizler kendinizi Habbab bin Eret’in, Asım bin Kays’ın bu asırdaki uzantıları olarak kabul edin. Müjde olsun sizlere ki; yakın bir gelecekte rahata ereceksiniz ve etrafınızdaki surlar yıkılacak. Etrafınızı nurlar saracak. Nebinin arkasında yeniden dirileceksiniz.” diye seslendi.

Nesemat TR YouTube kanalında yayınlanan Prof Dr Muhammed Salah Abduh röportajının tamamı şöyle;

“Muhammed Fethullah Gülen ve Ahlak ve Akide Meselesindeki Gayretleri” isimli bir doktora tartışmasa hocalık yaptınız. Bu kendi dalınızda Hocaefendi’nin fikirleriyle ilk karşılaşmanız mıydı? Size göre Hocaefendi’nin akide ve ahlak sahasında ortaya koyduğu yenilikler nelerdir?

Hocaefendi’yi bu doktora tartışmasından önce tanıyordum. Hocaefendi’den önce Said Nursi’nin fikirleriyle tanışmıştım. Hocaefendi’yi de Risale-i Nur vasıtasıyla tanıdım. Üstad Nursi karşısında dehşete kapıldığım gibi, Fethullah Gülen Hoca’dan da çok etkilendim. Bana göre o işinin ehli olan birisi olarak şu asırda çok büyük bir hadiseye imza atmıştır. Hem kendisine hem ortaya koyduğu şeylere hem de çağdaş dünyadaki yerine baktığımızda, diğer taraftan onu İslam adına almış olduğu mesafeye ve bu büyük din ile ilgili çalışmalarına ve faaliyetlerine baktığımızda, kendimizi eş kenarlı bir üçgenin önünde buluruz.

Hocaefendi inanç ve ahlakta bir din olarak İslam’ı bütünüyle biliyor. Ayrıca İslam’ın başlangıcından kendi asrına kadar geçen bütün birikimleri de biliyor. Bu açıdan da Hocaefendi’yi okuyan bir insanın hayran olmaması ve dehşete kapılmaması mümkün değildir.  Hocaefendi çok bereketli bir insan. İlk planda bunu ifade etmek gerekiyor. Ancak O inanç meselelerinde ortaya koyduğu fikirlerle kendinden öncekilerden farklılık sergiliyor. Çünkü Allah ona farklı bir metot ilham buyurmuş. O bu metodunda kelam ilmi ile tasavvufu birleştirdi. Ve bunu da fikirlerini Kur’an’a ve sünnet-i seniyye’ye bağlayarak gerçekleştirdi.

Hocaefendi yeni bir şey yaptı. Nedir o yeni şey? O kelam okulu ile sünni tasavvuf okullarını bütünleştirdi. Ben Hocaefendi’yi cadde-i kübrada giden, aşırılığa kaçmayan, doğru metotları kullanan İslami okulların bir devamı olarak kabul ediyorum. Hocaefendi’nin metodu en kapsamlı haliyle ihsan makamını ortaya koyuyor. Hocaefendi şahsiyeti üzerinden, dersleri, kitapları ve yaptıkları üzerinden apaçık bir şekilde ihsanı gösteriyor. O da Allah’ı görüyor gibi ona ibadet yapmandır, Onu görmesen de O seni görüp duruyor.

Katıldığınız paneller birinde, Hocaefendi’nin bu asırda sahabe ve tabiin nesline benzeyen yepyeni ve örnek bir nesil yetiştirdiğini söylüyorsunuz. Bu kanaate nasıl ulaştınız?

Bir önceki soruya dönecek olursak, onun bu soruya bir basamak teşkil ettiğini göreceğiz. Benin ilk defa Hocaefendi’yi tanımam son derece ilginçti. Bizim sünni İslam tasavvufunda “halin başka bir hale dönüşmesi” diye bir şey var. Arife, veli birisine, muttaki ve arınmış bir Müslüman’a yüce bir hal hâkim olunca, ondan başka bir hale intikal edilir. Hocaefendi yüzlerce genç talebeye vaaz veriyordu. Şu bütünleşmeye bakar mısın? Mescitteki herkese hâkim olan şu hali hayal edebiliyor musun? Sanki herkes tek bir beden, tek bir ruh gibi.  Sanki Hocaefendi yerde duruyor, göklere dalmış, yüce ruhaniyetini ve gücünü semalardan alıyor gibiydi. O bu bölümde zamanın ve mesafelerin aşılmasından bahsediyordu. Sevenlerini bu hususta teşvik ediyordu. Onların Efendimiz’in dizinin dibinde gibi kendilerini hissedebileceklerini söylüyordu. Ruhlarının O’nun ruhuyla birleşebileceğini, dizlerinin O’nun dizlerine dokunabileceğini ifade ediyordu.  Büyük bir aşkla ve büyük bir sadakatle konuşuyordu. Sanki kendinden geçmiş gibiydi. Sanki yüce ilhamlara mazhar oluyor ve mele-i a’la ile sevenleri arasında bir aracı oluyordu.

Bu söylediklerimde kesinlikle mübalağa yok. Zira ben de onun etrafında bulunan genç talebeleri, arkadaşları ve sevenleri gibi bu duyguları hissettim. Hocaefendi doğruyu konuşuyor, bu kadar uzaklığa ve baş döndürücü mesafelere rağmen sanki nübüvvet asrında yaşıyordu. Kendi zamanını İslam’ın ilk zamanından, Nebi’nin ashabıyla yaşadığı örnek hayattan ayıran mesafelere rağmen. Sanki Hocaefendi kendi ruhundan talebelerinin ruhuna bir şeyler üflüyordu. Rabbilerine inanmış ve kendi vesilesiyle imanlarını artırılmış o gençlerden yeni bir nesil ortaya çıkarmak istiyordu. Sanki sahabe nesli, bilhassa genç nesil yeniden diriliyordu. İşte bu Hocaefendi’nin başardığı şeydir.

Hocaefendi 80 yaşını geçmiş olmasına rağmen etrafındaki ders halkasında bulunan talebelere aşkla şevkle ve ilk günün heyecanıyla ders vermeye devam ediyor. Dış dünyada hakkında yapılan iftiralara ve dedikodulara pek önem vermiyor. Sizce bunun sebebi nedir?

Hocaefendi İslam’ı yaşıyor. İslam bütünüyle onun varlığını kaplamış. O İslam’ın nuruyla nurlanmış. Elindeki bereketli esaslarını İslam’dan, İslam’ın kurallarından ve İslam’ın ruhundan almış.  İslam bir metoda dönüşmeden önce İslam’ın yaşanmasına ihtiyaç duyar. İslam itikat olmadan önce bir fikirdir. Hocaefendi İslami fikri temsil ediyor ve onu bütünüyle biliyor. O kalbine yerleşiyor ve kalbi onunla mamur oluyor böylece kalbine bütünüyle hükmediyor. Kalbi sanki İslam’ın bir parçası haline geliyor.

Bu benim için şaşılacak bir şey değil. Çünkü seven ve inanan Müslüman, İslam’ı fikirleriyle, akidesiyle, metoduyla, dünya ve ahireti, ruh ve cesedi, Müslüman veya Müslüman olmayanları birlikte içine alan görüşleriyle ele aldığında bunun böyle olması normaldir. Hocaefendi’nin yaptığı da tam olarak budur. Müslüman, Müslüman olmayan, insan, insan olmayan bu alemde beraberce yaşadığımız mahlukatın bütünü İslam perspektifine alır. Hocaefendi İslam’ın bu anlayışını bütünüyle kavramıştır.

Söylediğiniz gibi seksen yaşını geçmiş olmasına rağmen Hocaefendi bütün gençlerden daha gençtir. Çünkü bahsedip durduğu İslamiyet ona Allah’tan bir kuvve-i kudsiye vermiştir. Allah, bu Zata, bu yeni oluşuma bu asırda ihya (canlandırma) için izin vermiştir. Kaldı ki bu asrın ona ve onun metoduna göre hareket edenlere, büyük İslamiyet’in gidişatının tamamlanması için şiddetle ihtiyacı var. O devam edecek Allah’ın izniyle. Çünkü Allah bu dini, bu Kur’anı, İslam’ın öğretilerini kendi haline bırakmayacak. Her nesil için kaderde yazmış olduğu bir nasiple ona sahip çıkaracak ve Kur’an’ı koruduğu gibi bu dünya bitinceye kadar, ebetlere kadar dinini de koruyacak.

Zat-ı aliniz başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet’teki pek çok insanı tanıdınız. Gerçekten Hizmet onların dedikleri gibi bir terör hareketi mi?

Müsaadenizle bu sorunun içeriğinden az uzaklaşayım. İslam, Müslüman olmayanlar için her zaman bir endişe ve korku sebebi olmuştur. Çünkü İslam tam manasıyla yaşandığı zaman insanları, insanlara kul olmaktan kurtarır Rabbilerine kul yapar. Bu da siyasiler nazarında tehlikeli bir durumdur. Çünkü onlar İslam’a Kureyş kafirlerin İslam’ın ilk doğduğu zaman ona baktıkları bakış açısıyla bakıyorlar. İslam’ı kendi menfaatleri, hevesleri, doyumsuz arzuları ve putperestlik düşünceleri için tehlikeli görüyorlar.

İşte burada sorunuzun cevabına gelelim. Siyaset; din adına doğru konuşan ve sadık olan herkese şüpheci nazarla bakar. Dünyada bunun adı İslamofobi. Müslümanlar, hususiyle bu asırda en başta Hocaefendi ve aynı fikri taşıyan Mısır’daki Ezher-i Şerif samimi olmalarına rağmen yine de aynı şüpheci nazarla bakıyorlar. Onların ne siyasette gözleri var ne de siyasilerle aynı kulvarda yarışıyorlar. Problem İslam’da veya İslam’ı hakkıyla temsil edenlerde değil. Problem İslam’ı ve İslam’ın temsil edenleri kendileri için korku sebebi gören siyasilerde.

Hizmet insanlarına gelince onlar bu asrın insanlarıdır. Daha önceki soruya cevap verirken ifade ettiğim gibi. Onlar sahabe gibi bir nesil. Onlar yeryüzünde gezen barış kahramanları. Güven kahramanları. Doğru anlayışın kahramanları. Yeryüzünde yürüyen, dünya, ahiret ve kâinat sevdalıları. Fakat melun siyaset, istikamet üzere olan, dine bağlı, siyasi ve dünyevi hiçbir beklentisi olmayan insanlar hakkında kendi taraftarları arasında şüphe uyandırıyor, onların kafalarını karıştırıyor. Şefkatli bir baba gibi başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet insanları hiç kimse ile yarışmıyorlar. Onların çizgileri çok net. Sadece Müslüman olanlara değil her insana kurtuluş reçetesi vermek istiyorlar.  Fakat problem söylediğim gibi kardeşim başkalarında. Onlarda değil. Problem bu insani düşüncenin kendi menfaatleri adına zararlı olduğu düşüncesini taşıyanlarda.

Zat-ı aliniz Hocaefendi’ye doğrudan bir mesaj göndermek isteseniz neler söylerdiniz?

Hocaefendi’ye şunu demek istiyorum. Başta Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun! Yaşım sizin mübarek yaşınıza yakın olmasına rağmen beni kendinize bir talebe olarak kabul etmenizi rica ediyorum. Ve yine bu büyük dini temsil eden fikirlerinize ve ortaya koymuş olduğunuz metodunuza samimi bir talebe olarak kabul etmenizi rica ediyorum.

Sevdiğim dostlardan kitaplarınızın listesini istedim. Zat-ı alinizin fikri çizgisi ve metodunuz için tabiri caiz ise bir panorama ortaya koymak istiyorum. Eğer ömrüm olursa, çok zengin, paha biçilmez ve taptaze tecrübenizi, Ezher Üniversitesi’ndeki sizi ve fikirlerinizi tanımaya arzulu olan talebelere aktaracağım. Dünyada sizinle beni kavuşturması için pek çok namazımda hep Allah’a dua ettim. Eğer bu kavuşma bu dünyada nasip olmazsa Allah (cc) bizleri Firdevs-i a’la’da kavuştursun inşallahü teala.

Sizin Hizmet’te pek çok arkadaşınız ve talebeleriniz var. Bu hadiseler karşısındaki tavırlarını nasıl görüyorsunuz? Ayrıca onlara ne demek istersiniz?

Masum, müttaki, tertemiz kardeşlerim. Sizler kendinizi Habbab bin Eret’in, Asım bin Kays’ın bu asırdaki uzantıları olarak kabul edin. Maşallah Hocaefendi’nin bu zirve zatları örnek göstermede eline su dökülemez. Sizler “Ahad” “Ahad” diyen Bilal bin Rebah’ın bu asırdaki izdüşümlerisiniz. Etrafınızdaki surlar sizi sıkmaya başlayınca sizler de “Ahad” “Ahad” deyin! Sizin hocanız değilim, sizin bir hocanız var. Allah bitmeyen lütuflarıyla ona el uzatsın, yalnız sadece sizlere ve kendime karanlıklarda nur olacak, zaaf hissettiğinizde size ümit olacak “Ahad” “Ahad” neşidesini hatırlatmak istiyorum.

Müjde olsun sizlere ki; yakın bir gelecekte rahata ereceksiniz ve etrafınızdaki surlar yıkılacak. Etrafınızı nurlar saracak. Nebinin arkasında yeniden dirileceksiniz. Müjdeler olsun ki sizler inşallah cehennemden uzaklaştırılan ve cennete davet edilen ehl-i cennetsiniz.

Sizler için ilklerde güzel örnekler var. Sizler de bu zamanda en güzel insanlarsınız. Siyasetle bir alakanız yok. İftiralarla bir işiniz yok. Aleyhinize yapılan kışkırtmalarla bir işiniz yok. Çünkü siz hak üzeresiniz. Hak üzere kalınız. Hak üzere yolunuza devam ediniz. Sizler Allah’ın maiyetine mazharsınız. Allah’ın gözetimindesiniz. Allah’ın bir kanunu ki bazılarını bazıları ile bertaraf eder. Sizi sevindirecek şeylerle müjdeliyorum. Size zarar veren şeyler kaybolup gidecek. Ve inşallah nihayetinde havzın yanında buluşmakla sizleri müjdeliyorum.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu