“Siyah bir inci düşer Mekke Vadisine
Kucağında kundaktaki yavrusu
Sığınınca Kimsesizler Kimsesine
Yarılır yerin granitten tortusu
Gökler ses verir mütevekkil sesine
Sunulur adı Zemzem olan o kutsal su”
Firavunun sarayında bir cariye…
Hazreti İbrahim (as) ve Hz. Sara annemizin Mısır’a yaptıkları tebliğ yolculuğunda Firavun tarafından Sara annemizin hizmetine verilen Habeşistan asıllı tevazu abidesi bir köle. Ömrü çilelerle ör- gülenmesine rağmen tek kelime şikâyet cümlesi kurmamış Allah’ın mütevekkil kulu.
Hz. İbrahim’e (as) ilk oğlunu doğuran peygamberlerin ve insanlığın gözbebeği, çağları aydınlatan Allah dostlarının büyükannesi.
Çölün volkanik kayalıklarına kundaktaki oğlu ile bırakıldığında yarım kelimeyle bile memnuniyetsizlik izhar etmeyen sabrın kristal heykeli.
O Hz. İsmail’in (as) annesi, Hz. İbrahim’in (as) kutlu eşi, Hz. Muhammed’in (sav) büyükannesi olmakla müşerref büyük kadın.
Hz. İbrahim (as), ciğerparelerini çöle bırakıp dönmek için yola çıktığında arkasına bakmamıştı. Belki de, ‘onların yapayalnız hallerine ettiğim nazar, babalık ve kocalık duygularımı galeyana getirip beni etkisi altına almasın’ diye düşünmüştü. İnsanlığın tevekküle verdiği manayı değiştiren teslimiyet kahramanı Hacer annemiz, niyetini anlamış olacak ki çöle acıklı bir ağıt gibi düşen şu cümlelerle haykırdı Hz. İbrahim’e: “Bunu yapmanı sana Allah emrediyorsa git.
O (cc) bizi zayi etmeyecektir.”
Hz. İbrahim’in (as) onlar için yaptığı duanın ayet olup yüzyılları nurlandırdığı bereketli kadın. “Ey Rabbimiz! Ailemden bir kıs- mını, Senin hürmetli beytinin (Kâbe’nin) yanında, ekinsiz bir vadi- de yerleştirdim. Namazlarını beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan mümin olanların gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler” (İbrahim Suresi, 37)
O, yüzlerce yıldır, milyarlarca müminin gönlünde taht kurmuş müminlerin annesi. Mekke’yi şehir hatta tüm şehirlere anne yapan annelerin annesi mütevekkil kul. Dudakları susuzluktan yarılan oğ- luna su bulabilmek için akabeler arasında dizlerinin bağı çözülene kadar koşturan, granitten çaresizliği, şefkat artezyeni ile delen, adeta Zemzem’in de annesi, gayret abidesi, tertemiz ruh.
Çöle bırakılmalarından on üç yıl kadar sonra Hz. İbrahim (as) Hz. İsmail’i kurban etmek için yola çıktığında şeytan Allah’ın emrini yerine getirmelerine engel olmak için çok gayret etmiş ve Hz. Hacer’e şunları fısıldamıştı: “Allah emrettiği için nasıl sizi susuz bir çöle bıraktıysa yine Allah emretti, kesecek oğlunu!” O ise, “Eğer Rabbimin emri ise oğlum kurban olsun.” diyerek Şeytan’ın hevesini kursağında bırakmıştı.
Oğluna su ararken heyecan ve gayretle koştuğu mekânların Hacc’ın bir parçası olduğu, milyarlarca Müslüman’ın Safa-Merve arasında sa’y ederken ayak izlerine basarak yürüdüğü müminlerin anası rehber kadın.
Kâbe’nin duvarına bitişik bir evde yaşadı. Vefat edince de evine, yani Kâbe’nin gölgesindeki Hatim kısmına (bugün Altın Oluğun altındaki bölüm) defnedildi. Allah’ın komşusu idi, kıyamete kadar da öyle kalacak olan seçilmiş yürek…
Doğumu, hicretleri, evladı ile çöl ortasındaki imtihanı, Safa-Merve arasındaki gayreti, oğlunun kurban edilmek istenilmesi karşısındaki teslimiyeti ile devrin muhacirlerine, annelerine, Hizmetin Hacerlerine örnek olan rehber kadın…
Ümidimiz odur ki; Rabbimiz Hz. Hacer’in eliyle çölleri cennetlere çevirdiği gibi çekilen çileler boşa gitmeyecek ve sevgisizlikten
kurumuş yeryüzü toprağında da günümüzün Hacer misal mazlumeleri sayesinde sevgi iklimini hâkim kılacaktır.
Hizmetten | İsmet Macit
Sadece şahsını kurtarma adına yüz tane insanın adını veren insan oldu. Zaten böyle bir şey de yetiyordu: “Onu da tanıyorum!” “Tanıyorum!” demek yetiyordu. Mesela bir şey diyeyim: Neredeyse soyadı “Gülen” olan insanlardan, dışarıda kimse kalmadı. Evet, “Soyadın öyle olduğuna göre sen de Allahu A’lem öyle düşünüyorsun!” Ama ailem içinde -zannediyorum- hani sizin okuduğunuz, ettiğiniz şeylerin beş satırını bile okumamış olan insanlar vardır. Kadınları bile hapse atıyorlar. Seksen yaşındaki kadınlar bile gaybubet ediyorlar; “Aman Şeytanlar çarpar!” diye gaybubet ediyorlar. Öyle bir hal oldu. Hafizanallah, dolayısıyla bazıları sadece nefislerini düşünerek “Acaba böyle yaparak işin içinden sıyrılabilir miyiz?” dediler.
. Antrparantez burada bir şey arz edeyim: Biraz evvel, İzmir’e gittiğim andan itibaren kahraman olarak tanıdığım, buradaki bazılarının da dedesi, telefon ile beni aradı. Onlar saklanıyorlar; ben onu teselli edeceğime, “Hocam, kurban olayım, bak hiç merak etmeyin, burada her şey yolunda gidiyor!” dedi bana. Üzüntümü ifade ettim; “Torununla alakalı burada bir şey oluyordu, sen yoktun içinde!” dedim. “Olsun be Hocam, olsun be Hocam!” diye cevap verdi. Elli sene evvel tanıdığım adam, gördüm ki zerre kadar değişmemiş, yarım adım geriye atmamış. Ve bunların dünyanın değişik yerlerinde binlercesi var, on binlercesi var; Allah’ın inayet ve izniyle; onlar başlattıkları o şeyi devam ettireceklerdir. Allah, sayılarını çoğaltsın! Allah, istikamette, devamda onları sâbit-kadem eylesin!..
Ama şunu samimiyetle söyleyeyim; bunların bütünün sayısı, “yüzde dört”e çıkmaz. Ee canım, o kadarı, İnsanlığın İftihar Tablosu’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) gören insanlar arasında da oldu; irtidat edenler oldu. Hatta Tuleyha gibi sahabî içinde bulunanlar, hatta daha sonra Müslümanlığını ilan eden Secâh gibi kadınlar; bunlar bile irtidat hadiselerine karıştı; sonra işin boş olduğunu anladı, döndü geldiler. Allah, günün münafık ve mürtedlerine de bu idrak ve bu anlayışı ihsan eylesin!..
Kelamda bile israf yapmamak lazım; kelamda israfa girmeye ve gıybete düşmeye karşı korunmanın en önemli vesilesi sohbet-i Cânân’dır
. Gıybet ve iftira marazına karşı, bir kere pozitif olarak biz, oturup kalktığımız her yerde -nerede olursa olsun- sohbet-i Cânân yapmalıyız. Bazı arkadaşlarımız, bu işin -Allah’ın izniyle- uzmanı gibi. Ben kendimi katiyen o arkadaşlar seviyesinde bilemem! Evet, Nurları bilme mevzuunda; onlara haşiye nev’inden yazılmış şeyler mevzuunda bana ders verecek mahiyettedirler onlar. Gazete çıkaran arkadaşlar, mecmua çıkaran arkadaşlar vardır. Bu tatil günlerini değerlendirerek değişik yerlere gittiler ve moralize ettiler o arkadaşları; rehabilitasyona ihtiyacı olan insanları rehabilite ettiler. Şimdi birinci iş, seviyeli arkadaşların, ağzı laf yapan arkadaşların sohbet-i Cânân’da bulunmalarıdır.
Ağız, güzel şeyler söylemek için yapılmıştır. Buna “Her uzvu, ‘mâ hulika leh’inde kullanma” derdi eskiler; her uzuv, hangi şey için yaratılmış ise, o istikamette kullanılmalıdır. Oturduğumuz meclislerde, sohbet-i Cânân’ı yapabilecek insanlar, Sohbet-i Cânân yapmalıdırlar. Sohbet-i Cânân, bütün konuşmaların kâfiyesi, taçlandırılması olmalıdır. “Keşke sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan / Sözümüz cümle heman kıssa-i cânân olsa!..” Konuşmalara mevzu olacak, Allah var iken, Efendimiz var iken, Hazreti Ebu Bekir var iken, Ömer var iken, Osman var iken, Ali var iken, Hasan var iken, Hüseyin var iken… -Allah, hepsinden binlerce defa razı olsun; milyonlarca salât ve selam İnsanlığın İftihar Tablosu’nun üzerine olsun, sallallâhu aleyhi ve sellem!..- Onları dillendirme var iken, gönüllerin onlara kilitlenmesini sağlamak var iken, motivasyonunu sağlamak var iken, başka şeyleri, israf-ı kelâm saymak lazım. Kelamda bile israf etmemek lazım.
Kelamda israfsızlık da, meseleyi sohbet-i Cânân’a bağlamak ve “Keşke sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan!” demekle mümkündür. Ee canım, senin Allah gibi bir sevdiğin var, Peygamberimiz gibi sevdiğin var… Görmeyi ne kadar arzu ediyorum Hazreti Ebubekir’i, onun ayaklarının altına kaldırım taşı gibi başımı koyayım, “Ne güzel taştı bu!” filan desin o da, bana bu kadar sahip çıksın. Böyle sultanlarımız varken bizim, başka şeylerin arkasına düşmek, akılsızlıktır, deliliktir, cinnettir! Allah’ı arama, Allah’ı araştırma, Allah yolunda olma, Rasûlullah yolunda olma gibi cihanların hazineleriyle değiştirilmeyecek şeyler var iken, “Cennetin binlerce senesi, bir dakika rü’yet-i Cemâline mukabil gelmeyen” Cenâb-ı Hakk’ın Cemâline taleb var iken, bence o şeyler de ne oluyor ki?!. Elinin tersiyle rahatlıkla itebileceğine inanıyorum!.. Elinin tersiyle rahatlıkla itebileceğine inanıyorum!.. Bütün Türkiye’yi sana verseler, elinin tersiyle iteceğine inanıyorum.
Bu video 14/01/2018 tarihinde yayınlanan “KAZANMA KUŞAĞINDAYKEN KORKU, İFTİRA ve GIYBET” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: http://herkul.org/bamteli/bamteli-kaz…
Soru: Sadece kendi yolunu hak bilmek ve sadece belirli kitapları okumak ifrat sayılır mı?
Cevap: Öteden beri herkes, kimde bir ışık görmüşse –başka ışık bilmediği için– gece karanlığında onu yıldız zannetmiş, peşine takılmış ve hedefini onunla tayin etmiştir. Yıldız zannettiği şey belki de sadece bir ateşböceğiydi. Ancak burada şunu da ifade edeyim ki, irşad etmek için muhatabın illa da bir insan-ı kâmil olması gerekmez. Nitekim ehlullah arasında pek çok büyük kimse, bazı avam kimselerin eliyle irşad olup hakikate ermiştir. İhtimal bu durum, hakikate eren kişinin saffet-i nazarıyla olmuştur. Mesela bir hak dostu, “Beni, bir yerde avını saatlerce sabırla bekleyen bir kedi irşad etti. Ben ondan Hakk’ın kapısından ayrılmamayı öğrendim.” der. Başka bir hak dostu ise, “Beni bir örümcek irşad etti. Ağını ördü ve büyük bir sabırla avını beklemeye durdu. Eğer ben kalbgâhıma (tecellîgâh-i ilâhî olan kalbime), kenzen bilinen Hazreti Allah’ın (celle celâluhu) tecellî ile misafir olarak gelmesini bekliyorsam, bir lahza gözümü kapamadan beklemem lâzım ki o tecellîyi yakalayayım. Ben bunu örümcekten öğrendim.” der. Evet, irşad edenin ille de büyük bir zat olması şart değildir.
Yukarıda, herkesin, kimden bir ışık görmüşse onu yıldız zannettiğini ifade etmiştik. Hatta insanlar bununla da kalmamış, -bir kesim itibariyle- peşinden gittikleri kimseleri Mehdi olarak görmüşlerdir. Çocukluğumda ben de bir iki mürşide intisap etmiş ve müntesiplerinin bu zâtları Mehdi olarak gördüklerine şahit olmuştum. Binaenaleyh şimdiye kadar bu şekilde belki yüz tane Mehdi görmüşümdür! Bana göre bu asırda âdeta bir Mehdi enflasyonu yaşanmaktadır… Nitekim hiçbir devirde bu kemmiyette Mehdi ve Mesih görülmemiştir. Vâkıa, büyük kimselerin hiçbiri böyle bir iddiaya kalkışmamıştır. Büyük tanıdığımız kimseler, “Allah beni Hazreti Mesih’e merkep yaparsa bunu cana minnet sayarım. Ben kendimi ona bile layık görmüyorum.” demişlerdir. Büyüklerde büyüklüğün alâmeti küçük görünmek, küçüklerde küçüklüğün alâmeti ise büyük görünmektir. Ancak bu meselede büyük zevatın kusur ve kabahatı yoktur. Nitekim “Şeyh uçmaz, müridleri uçurur.” sözü boşuna söylenmemiştir. Halk cahil olup kelâm ve fıkıh usulü bilmeyince ve kalbî hayatı da olmayınca bazı zatların hiss-i kable’l-vukû nev’inden bir kısım şeylere nigehbânlığını onların bu tür makamları hâiz olduğuna hamletmişlerdir.
Sahabe efendilerimiz bu tür şeylerden hep kaçmışlardır. Mesela Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) olağanüstü hallerine dair nakledilmiş hiçbir şey yoktur. Hâlbuki o, peygamberlerden sonra beşerin en büyüğüdür. Hazreti Ömer’e (radıyallâhu anh) isnad edilen bir-iki vak’adan başka onun durumu da aynıdır. Hâlbuki Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) mülhemûndandır, ilhama mazhar bir zattır ve bütün aktâbın üstündedir.
Büyüklerin durumu böyledir, ama gel gör ki, halkımız cahil olduğundan Allah’tan (celle celâluhu) gelen bir kısım ihsan ve ikramları günahkâr şahıslarda görmek suretiyle, kısmî ve gizli bir şirke girerek insana kâmet-i kıymetinin üstünde pâyeler vermektedirler. Aynı zamanda bir cemaatin şahs-ı mânevîsine terettüp eden şeyleri zayıf ve âciz bir kısım kimselerin omuzlarında görmeye çalışmakta, dolayısıyla hata etmektedirler.
Bu kimseler cahillikleri sebebiyle hep ifrata düşmektedirler. Böylesi bir ifrata saplandıkları için de başkasına hakk-ı hayat tanımamakta ve kendi ‘mehdi’lerinin arkasından gitmektedirler. Herkes büyük bildiği zatı varsın büyük bilsin. Fakat onu büyük bilme, başkalarının büyük görüp saygı duyduğu insanları küçümseme, hafife alma gibi bir yanlışlığa sevk etmesin!
Sadece belirli zatların kitaplarının okunması meselesine gelince; günümüzün dertlerine tercüman olmuş, küfrü ve ilhadı yerle bir etmiş İmam Rabbânî ve İmam Gazzâlî gibi büyük zevatın nurlu ve feyizli eserlerini evleviyetle okumak elbette gereklidir ve bunu kimse kınamamalıdır. Ancak “Bunların dışında başka eserler okunmamalıdır” demek, sadece bağnazlıktır. İmam Rabbânî Hazretlerinin eseri elbette okunmalıdır ancak bunun yanında Allah Resûlü’nün siyeri, ashab-ı kiramın hayatı, ilmihâl bilgileri de ihmal edilmemelidir. Ben özellikle Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin ihlâs ve samimiyetle yazdığı Hayâtü’s-sahabe isimli eserinin okunmasını tavsiye ediyorum. Kat’iyen inanıyorum ki, ahir zamanda ancak ashabın yoluyla bu çukurdan dışarıya çıkılabilir ve bu aşılmaz tepeler aşılabilir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, bizler ashabın hayatını temsil ettiğimiz nispette Resûl-i Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselâm) yaklaşmış olacağız.
Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen
Temmuz 2016 ile Ocak 2021 arasında Türkiye cezaevlerinde tam 41 insan kanser nedeniyle hayata veda etti. 9 kanser hastası ise hala tutsak…

“Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü sebebiyle ‘Lawyers in Exile’ avukatlar platformu sosyal medya hesaplarında yeni bir video yayınladı.
24 Ocak günü, Uluslararası Kuruluşlar tarafından “Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü” olarak kabul edilmektedir.
Bedenim mukim iken ruhum gezer seferi,
Hayalen geziyorum yaşadığım yerleri,
Baykuşlar öter damda saksağanlar tünemiş,
Harap olmuş vatanım sanki bir yangın yeri.
Yetişmezse yardımın kim tutar elimizden,
Dostlarımız vefasız anlamaz halimizden,
İstiklâl savaşında kimdi düşman karşıda,
Zoruma giden zulüm geliyor milletimden.
Uğrunda can verdiğim toprak değil bu vatan,
Dalgalanan al bayrak rengi benim kanımdan,
Düşmanın karşısında siper ettim gövdemi,
Vatan beni kovunca bağrını açtı Yunan.
Sesimizi kısanlar Hakka sağır olmuşlar,
Göz önünde olsak ta bizi hiç görmüyorlar,
Rabbimize dönelim sebeplerle bakamadan,
Allah mühlet veriyor sahipsiz sansın onlar.
Bak muradı ilahi hikmetle nasıl işler,
Sabredip duruyorlar bunu böyle bilenler,
Nefsine yenilenler zulmediyor durmadan,
Kardaş bu dertte biter, Hak şerleri hayreyler.
Hakka secde eden baş boyun bükmez zalime,
Ümitsiz olma sakın çare vardır derdime,
Bazen bir kelimeden bazen sebep yok iken,
Her derde şifa verir bir zor yoktur Rabbime.
Davam dediğin hizmet sahibine emanet,
Ülkeme çöken zulmet sen kendine dikkat et,
Hercümerç bittiğinde Hak ortaya çıkacak,
Bu gün baş olanlara okunacak bin lanet.
Alnını secdeye koy kulluktan gafil olma,
Dualarınla bari koşuver yardımıma,
Aciz kaldığım yerde düşüp kalırsam eğer,
Giriver sen koluma başkasına bırakma.
Hizmetten | Priştinalı Yusuf Demircioğlu
Esas- zikredilmesi gerekli olan ve çoğunuzun bildiği bir mesele daha vardır: يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ buyuruyor İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem). يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ “Acele etmedikçe, herhangi birinizin duasına icabet buyurulur.” Allah icabet eder, cevap verir. “Ne istiyor kulum?” der; ne istiyorsan, onu is’âf buyurur. İs’âf buyursun Allah dualarınızı/dualarımızı!.. مَا لَمْ يَعْجَلْ “Acele etmezse..” diyor. Acele etmeyi şöyle ifade buyuruyor Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm: يَقُولُ: دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي “Dua ettim ama bana icabet edilmedi.” Çoğaltabilirsiniz; دَعَوْتُ، دَعَوْتُ، دَعَوْتُ “Dua ettim, dua ettim, dua ettim.. ama bana icabet edilmedi.”
Ee iki seneden beri ben dua ediyorum, her gün belki üç-dört saat. Bunu söylemek ayıp belki ama her gün üç-dört saat dua ediyorum. Şimdi üç-dört saat dua ediyorsun, sen nesin ki yahu kalkıp da “Dua ettim de kabul olmadı!” diyorsun? Sen, O’nun (celle celâluhu) kapıkulu bir bendesisin, boynu tasmalı bir bendesisin! Senin, senin içinde kaç paralık kıymetin var?!. Seni Yaratan, O (celle celâluhu).. insan haline getiren O.. insan-ı mü’min haline getiren, O.. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun arkasında O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmet olma şerefini bahşeden, O.. âhirzamanda gelmek suretiyle “Kardeşim!” şerefiyle şerefyâb kılan, O.. din-i mübîn-i İslam boyunduruğunun yere konduğu anda, onu kaldırma imkânıyla imkânlandıran, O… Sende, senin kaç paralık katkın var? Elbette, iki sene değil, üç sene değil, dört sene değil!.. Hazreti Cüneyd’in “Bir arzum için tam altmış sene dua ettim!” dediği gibi davranmalısın.
Evet, “Bir arzum için tam altmış sene dua ettim!” diyor. يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ يَقُولُ: دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي “Acele etmezse, (sizden) herkesin duasına icabet buyurulur.” (Acele nasıl mı olur?) “Der ki: Yalvarıyorum, yalvarıyorum, bir türlü arzu ettiğim şeye nâil olamıyorum!” Bak, tekrar edeyim: İki senedir, altı yüz bilmem ne, yedi yüz bilmem kaç gün, dua etmişsin şu kadar; “Kabul olmadı!” Hâşâ ve kellâ!.. Gönül koyma gibi küstahça bir hale girmemek lazım. Belki dualarım benim katılığıma takılıyor, gitmiyor oraya. Belki henüz her şey gayretullah ufkuna ulaşmamış? Zâlimlere mehil veriyor, “Döner, gelirler!” diye. Bir gün döner, gelir, O’nun kapısının tokmağına dokunurlar diye. Pişman olur, başlarını O’nun kapısının eşiğine koyarlar diye!.. O, Rabbü’l-âlemîn; herkesin Rabbi… Rabbü’l-âlemîn, Rahman u Rahîm O… Eşfaku’l-müşfikîn, Erhamürrâhimîn O.
Şimdi bütün bu mülahazaları –عُذْرًا مِنْكُمْ Sizden özür dileyerek ifade ediyorum- nazar-ı itibara alarak, “Yahu bunlardan birine takılıyor bu mesele!” Onun için bize düşen şey, hâlisâne, yüreğimizden gelerek, hiç kesmeden, ara vermeden, fasıla vermeden ve aynı zamanda içimize gelecek olumsuz duyguları hemen Allah saygısıyla baskı altına almak suretiyle yine duaya devam etmektir.. ellerimizi kaldırıp gözyaşlarının refakatinde, kalbin titreyişinin refakatinde, iki büklüm olmanın refakatinde, secdenin refakatinde, el-pençe divan durmanın refakatinde her zaman Rabbimize içimizi dökmek, inlemek, içimizdeki o engin düşünceleri O’nun karşısında dillendirmektir. وَمِنْ دَعْوَةٍ لَا يُسْتَجَابُ لَهَا “İcabet edilmeyen duadan da Sana sığınırım!” ifadesi bunları da hatırlatmaktadır.
Ne mutlu size ki, birileri cebrî olarak dünya hayatını size zehir-zemberek haline getirdiler. Onun bu hale gelmesi, inşaallah, âhiret hayatını sizin için şeker-şerbet haline getirecek. Tattıkça onu, yeniden “Hel min mezîd!” diyeceksiniz. “Ol suyu kim içse hemân / Kalbe doğar nur-i cihân / Verir hayat-ı câvidân / Yandıkça yandım, bir su ver!” diyeceksiniz: Yandıkça yandım, bir su ver! Bildikçe bildim, biraz daha bildir! Tanıdıkça tanıdım, biraz daha tanıttır! Gördükçe gördüm, biraz daha gördür! Yakînimi ilme’l-yakîn’e ulaştır; ilme’l-yakînimi ayne’l-yakîne ulaştır; ayne’l-yakînimi hakka’l-yakîne ulaştır! Râdiye, Mardiyye, Sâfiye, Zâkiye ufkuna ulaştırmak suretiyle münasebet-i tâmme ile Senin ile münasebete ulaştır!.. Tâ her şeyi ayağımın altına alayım, -raks doğru değil, caiz değildir ama- onların üstünde raks edeyim! Ben, onların üstünde raks ederken, şeytan da iki büklüm hale gelecek. Meselenin aksi olunca, -hafizanallah- insan sürüm sürüm olacak; şeytan da zil takıp oynayacak; “Nasıl oynadım, kapı kullarım ile, halayığım ile!” diyecek. Günümüzde bir kısım serkârlar ile oynadığı, zil takıp onlar için oynadığı gibi, oynayacak…
Allah, sizi Kendi yoluna sevk etti, hidayet buyurdu. Bir kısım şeylere maruz bıraktı, çekiyorsunuz. Çektiğinizi/çekeceğinizi burada çekeceksiniz; inşaallah öbür tarafta çekecek bir şey kalmayacak. Allah, inayetini sizinle, bizimle eylesin! Vesselam
Bu video 31/12/2017 tarihinde yayınlanan “MEDET YA RABBENÂ!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://herkul.org/bamteli/bamteli-me…