Güney Afrika Hizmet okullarının düzenlediği okullar arası Geleneksel Atlasia Dergisi Yarışması, Cape Town şehrindeki Star Koleji’nde gerçekleştirildi.
Ortaokul 6. ve 7. sınıfların katıldığı yarışma üç aşamada yapıldı. İlk iki aşama okul içi seçme sınavı şeklinde gerçekleşirken, üçüncü aşama okullar arası yarışma olarak düzenlendi. Birinci aşamaya yaklaşık 415 öğrenci katıldı. İki aşamalı sınavda en yüksek puan alan her liseden iki öğrenci final yarışmasına katılmaya hak kazandı.
Uzun bir hazırlık sürecinin ardından çekişmeli geçen finalde 30 soru soruldu. Nizamiye Al-Azhar Okulu yalnızca bir yanlış yaparak 290 puanla birincilik elde etti ve Gold sertifika kazandı. 280 puan alan dört okul gümüş sertifika ile ödüllendirilirken, 270 puan alan Nizamiye Midrand Okulu bronz sertifika sahibi oldu.
Yarışmanın sonunda öğrencilere çeşitli hediyeler verildi. Sertifika töreninin ardından katılımcı öğrencilere Cape Town’un gezip görülmeye değer mekânları tanıtıldı.
Ayrıca, ilkokul 4. ve 5. sınıflara yönelik aynı formatta iki aşamalı seçme sınavı ve çevrimiçi Kahoot yarışması düzenlendi. İlk iki aşamada seçilen en başarılı iki öğrenci okullarını finalde temsil etti. Bu kategoride Nizamiye Mayfair Okulu birinci, Durban Star Koleji ikinci, Nizamiye Al-Azhar Okulu ise üçüncü oldu.
Yarışmaya katılan öğrenciler deneyimlerini şu sözlerle anlattı: Sınıf öğrencisi bir katılımcı, “Okulumuzu Atlasia dergisi yarışmasında temsil etme heyecanını yaşadım. Bu deneyim hem zor hem de kazançlıydı. Gururla söyleyebilirim ki okulumuz altın takım olarak birincilik ödülünü kazandı. Eğlenerek çok şey öğrendim. Emeklerimiz boşa gitmedi,” dedi.
Bir diğer öğrenci ise, “Atlasia yarışmasına katılmak benim için çok eğlenceliydi. Yeni arkadaşlıklar kurabileceğimiz pek çok kişi vardı. Sosyalleşmeyi ve yeni arkadaşlar edinmeyi öğrendik. Dergilerden çok şey öğrendim. Bizlere bu fırsatı veren okuluma ve organizatörlere çok teşekkür ederim,” ifadelerini kullandı.
2020 yılında yayın hayatına başlayan Atlasia Kids Dergisi, peygamber kıssaları, Kur’an’dan hikâyeler, farklı kültürlerden halk hikâyeleri, bulmacalar, çizgi romanlar ve kutu oyunları ile çocukların eğlenceli vakit geçirmelerini sağlarken, aynı zamanda dini vecibeleri öğrenmelerine de katkı sunuyor.
DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ
وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resûl size ne verirse onu alınız, o sizi neden menederse onu terkediniz. Allaha karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah’ın cezası pek çetindir. (Haşr;7)
تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللّهِ تَعالَى، وَسُنَّةَ رَسُولِهِ
عَلَيْهِ وَسَلَّم صَلَّى اللَّهُ
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetce asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitab’ı ve Resulünün sünneti.” (Muvatta, Kader 3)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz; “Sünnet-i Seniyye’ye ittiba’ın önemi” hakkında olacaktır.
Sünnet; “Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri, davranışları ve ashabında görüp de menetmediği veya sükutla tasvip buyurduğu hareketlerdir” diye tarif edilir.
Sünnet; Allah Resûlünün (s.a.s) tercih ettiği ve Allah’ın hükümleriyle amel ederek gittiği yoldur. Haddizatında Sünnet-i seniyye, bir yönüyle, farzından âdâbına kadar bütünüyle din demektir. Fatiha’da günde 40 defa dua ederek üzerinde olmayı istediğimiz sırat-ı müstakim, Peygamber yolu olan sünnet-i seniyye yoludur.
Efendimiz’in (s.a.s.) hayatı seniyyeleri ve bize bıraktıkları en önemli miras, kendi nurlu yaşayışlarıysa, bizim de, o edeble edeblenmemiz bir zaruret ve bir mecburiyettir. Tabii ki, farzıyla edeblenmek farz; vacibiyle edeblenmek vacib; sünneti ile edeblenmek sünnet ve müstehabıyla edeblenmek de müstehabtır.
Sünnet-i Seniyye’nin, farzıyla, vacibiyle, sünnetiyle ihyası uğrundaki hizmetler, o kadar mübarek ve o kadar kudsîdir ki, böyle bir hizmete omuz veren zatların şehitlerle atbaşı gittiklerinden şüphe edilmemelidir.
Sünnet yolu, Hakk’a ulaşmanın merdivenidir. Az bir ömürde çok fazla uhrevi hâsılat isteyen, her bir ömür dakikasını bir ömür kadar semereli yapmak isteyen, sünnete ittiba etmelidir.
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz: “Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime sarılırsa, ona bir şehidin ecri vardır” buyurmuşlardır. (Ebu Nuaym, Hilye, 8/200)
Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyetiyle Allah Resulünün (s.a.s.) sünnetine uymayı emrettiği gibi, pek çok Hâdîs-i şerîfte sünnete uymanın önemi ve sünnetin dini hükümler-deki yeri üzerinde durmaktadır.
Ey Resûlüm, de ki: “Eğer Allahı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafurdur, Rahimdir.” (Al-i İmran 31)
Hakikaten, Allahın Resulünde sizler için, Allaha ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir nümune vardır. (Ahzab, 21)
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir şey emrettiğim de onu elinizden geldiğince yapmaya çalışın.” (Buhârî, İ’tisâm 2)
“Şüphesiz, bana kitab ve onunla birlikte bir benzeri, bir misli verildi.”(Ebû Dâvûd, sünnet 5).
Girmemekte direten müstesna, ümmetimden herkes Cennet’e girer.” buyurmuşlar. Ashab-ı kiramın: “Girmemekte direten kimdir, yâ Resûlallah?” diye sorması üzerine de: “Bana itaat eden Cennet’e girer; bana isyan edense Cennet’e girmemek için inat ediyor demektir.” cevabını vermişlerdir. (Buhârî, i’tisâm 2)
Hususan bid’aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına riayet etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o normal muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer’î bir hareket oluyor. İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir. (11. Lema, 1.Nükte)
Bir mü’minin hayatı sünnet yörüngeli olmalıdır. İhmal edilen her bir sünnetin yerini hemen bir bid’at istila eder. Böylece unutulan sünnetlerin sayısı adedince toplum hayatını dikenler sarar. Her bid’at bir sünneti yok eder, ihya edilen her sünnet de bir bid’atı ortadan kaldırır.
Aziz Müminler!
Önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlayan gece, Mevli-i Nebeviyi yad edeceğiz. Bu geceyi vesile edinerek; Efendimizin (s.a.s) unutulan sünnetlerini hayatımıza taşımaya gayret edebiliriz. O’nun “cevâmi’ül-kelim” dediğimiz az söz ile çok manayı ifade eden hadis-i şeriflerinden bazılarını nakledebilir, ümmetinin ferdî, ailevî ve içtimâî problemlerinin çözülmesiyle alâkalı bir hususu dile getirebilir, şefâatine nail olmak maksadıyla salât ü selâmlar okuyabiliriz. Bütün bunların hepsinin aslı dinde vardır.
Bazılarımızın unuttuğu Kuşluk Namazı, Evvabin Namazı ve Teheccüd Namazı, Ramazan’da yapılan itikâf İnsanlığın İftihar Tablosunun bize emanet ettiği sünnetlerdir.
Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Veda Haccı’nda, “Bu benim için, bu da ümmetimden fakirlerin yerine” diyerek yüz deve kurban etmiştir. Bu itibarla da muhtaçlara yardım etme, onları bayramda sevindirme niyetiyle on, yirmi, hatta yüz kurban kesen insanlar, bir sünneti ihya sevabı alabilirler.
“Sünnet-i Seniyenin içinde en mühimmi, İslâmiyetin alâmetleri ve şeairden olan, bütün Müslümanların asırlarca devam ettirdikleri; ezan okumak, cemaatle namaz, cenaze namazı kılmak gibi sünnetlerdir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mesul olur. Bu nevi şeaire riya giremez ve ilân edilir. Nafile nevinden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.” (Lem’alar. 11. lema)
Müminler ve Müslümanlar olarak, insanlığa hizmet etmek vazifemiz olduğu gibi, İnsanlığın İftihar Tablosunun ümmetine emanet ettiği sünnetlere uyarak, onları ihya da vazifelerimiz arasındadır.
Rabbim bizleri; sünneti seniyyeye uyarak, Efendimizin şefaatine nail olanlardan eylesin.
Fotoğraflar: Gabriela Sitarz
Trondheim’ın merkezi Torvet Meydanı, renkli gösterilere ve coşkulu kalabalıklara ev sahipliği yaptı. Bu yıl 8.’si düzenlenen Språk- og Kulturfestivalen (Dil ve Kültür Festivali), şehri adeta bir kültür mozaiğine dönüştürdü.
Festival, sabah saat 10:40’ta düzenlenen geçit töreniyle başladı. Katılımcılar; Nedregate, Thomas Angellsgate ve Munkegate güzergâhından geçerek Torvet’e ulaştı. Meydanı dolduran yüzlerce kişi, farklı ülkelerden gelen grupların renkli yürüyüşünü coşkuyla alkışladı.
Saat 11:00’de başlayan açılış programında Trondheim Kulturskole, Cissi Klein VGS öğrencileri ve Frihet Danseklubb’un sahnelediği gösteriler büyük beğeni topladı. Ardından, Trondheim Kültür Başkanı Trond Åm’ın konuşmasıyla festivalin resmi açılışı gerçekleştirildi.

Gün boyunca sahnede adeta bir kültür şöleni yaşandı. Ukrayna, Meksika, Eritre, Filipinler, Peru gibi pek çok ülkeden dans, müzik ve sahne performansları sergilendi. India Family, Lusophony Echoes, Somali, Çin, Bangladeş ve Latin Amerika toplulukları enerjik performanslarıyla dikkat çekti. Günün son gösterileri ise Samisk joik, Hyper Cumbia ve Kongo’dan gençlik grupları tarafından sunuldu.
Festival alanında onlarca kültür standı ve matbod (yemek standı) kurularak katılımcılara farklı ülkelerin mutfaklarını tatma imkânı sunuldu. Ayrıca çocuklar için özel atölyeler ve etkinlikler gün boyunca devam etti.
Günün en heyecan verici anlarından biri ise, festival yönetimi tarafından her yıl verilen Kulturprisen (Kültür Ödülü) töreniydi. Bu yıl ödül, kentte çeşitlilik ve kültürel kapsayıcılık alanında yaptığı katkılar nedeniyle Buildher adlı girişime verildi. Ödül, Belediye Başkanı Kent Ranum tarafından takdim edildi.
Etkinliğe Trondheim Belediyesi, eyalet belediyesi, Entegrasyon Müdürlüğü ve özel sektörden birçok kurum destek verdi. Belediye Başkanı Ranum ve pek çok davetli de alanda yer alarak farklı kültürlerin dayanışmasına tanıklık etti.
Festival, saat 18:00’de büyük bir coşku ve “gelecek yıl tekrar buluşma” dilekleriyle sona erdi. Språk- og Kulturfestivalen 2025, Trondheim’da yaşayan tüm topluluklara, farklılıkların bir arada uyumla yaşayabileceğini bir kez daha gösterdi.


Bakan Temsilcisi Juliette Méadel’den Mulhouse’da EtudePlus Derneği’ne Ziyaret
Kentsel işlerden sorumlu bakan temsilcisi Juliette Méadel, eğitim alanındaki faaliyetleri ile bilinen EtudePlus Derneği’ni ziyaret etti. Ziyaretine Haut-Rhin Valisi Thierry Queffélec ve Mulhouse Kaymakamı Julien Le Goff da eşlik etti.
Mulhouse’da gerçekleştirdiği ziyarette öğrenciler ve öğretmenlerle bir araya gelen Méadel, gençlerin memnuniyetini görmekten duyduğu mutluluğu dile getirirken, öğretmenlerin özverili çalışmalarına dikkat çekti.
EtudePlus Derneği Başkanı, derneğin 10 çalışan ve 5 gönüllüyle hizmet verdiğini belirterek, “EtudePlus olarak ciddi bir taleple karşılaştık. İmkânlarımız ölçüsünde bu talepleri karşılamaya çalışıyoruz” dedi. Bakan Temsilcisi Méadel ise yapılan çalışmalara destek vereceklerini ifade etti.

Daha önce programlardan yararlanmış olan ve bugün gönüllü olarak görev alan bireyler ise kendi gelişim süreçlerini ve yeni nesillere yönelik katkılarının kendilerine sağladığı kazanımları aktardılar.
EtudePlus Dernekleri Federasyon Başkanı, benzer faaliyetlerin Strasbourg, Paris ve Annecy gibi şehirlerde de sürdüğünü belirtti. Uygun koşullar sağlandığında bu çalışmaların Fransa genelinde yaygınlaştırılabileceğini vurguladı.
Yerel Yetkililerden Olumlu Yorum
Ziyaretin ardından değerlendirmede bulunan Mulhouse Kaymakamı Julien Le Goff, “Raporlarda okuduklarımızı kâğıt üzerinde görmek güzel bir şeydi ancak bunları çocukların ağzından duymak çok daha tesirliydi” ifadelerini kullandı.
Bakan Temsilcisi Méadel, Robotik ve Matematik Kulübü öğrencileriyle de sohbet ederek projeleri hakkında bilgi aldı. Ziyaret, EtudePlus dernek yetkilileri ve çalışanlarıyla çekilen hatıra fotoğrafıyla sona erdi.

Emekli Polis Müdürü Dr. Dönmez, Hollywood’daki hırsızlık vakalarının çözülmesine Bursa’daki araştırmasıyla ışık tuttu.
Yarı zamanlı olarak North American University’de Öğretim Üyesi olan emekli Polis Müdürü Dr. Mustafa Dönmez, son zamanlarda sık rastlanan Hollywood yıldızlarının evlerinin soyulmasının nedenlerini bundan 14 yıl önce yaptığı bilimsel bir araştırmayla açıkladı.
ABD, Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ünlülerin ev ve işyerlerinde artış kaydeden evden hırsızlıkların artık tehlikeli bir noktaya ulaştığı belirtildi. Bu tür suçlar birçokları tarafından her ne kadar “çoğunlukla yalnızca maddi bir kayıp olarak değerlendirilse de”, aslında onların insanların güvenlik duygusunu ciddi şekilde sarstığına dikkat çeken Dr. Dönmez, söz konusu suçun ailelerin öfkesine neden olduğunu söyledi.
Dr. Dönmez, özellikle Hollywood yıldızlarının lüks evlerinin oldukça değerli eşyalar nedeniyle hırsızların hedefi haline geldiğine işaret etti ve şöyle dedi: “Nicole Kidman ve Keith Urban’ın Los Angeles’taki malikanesi, 14 Şubat 2025’te bir hırsızlık girişimine uğradı. Olay sırasında evde kimse olmadığı için hırsızlar camı kırarak içeri girdi. Olay sonrası ne kadar para veya nelerin çalındığına dair bir açıklama yapılmadı. Tabii ki, bu olay, ünlülerin başına gelen tek vaka değil. Geçmişte de birçok yıldız benzeri sorunla karşı karşıya kaldı. Örneğin, Keanu Reeves’in evi 2023’te üçüncü kez soyuldu ve bu hırsızlıkların birinde 9 bin dolar değerindeki saati çalındı. Rita Ora’nın Londra’daki evinden 200 bin sterlin değerinde mücevher çalındığı sırada kendisi evde uyuyordu. Bunun yanında Simon Cowell’in evde uyuduğu sırada evine dadanan hırsızlar, 1 milyon sterlin değerinde saat ve mücevheri çaldılar.”
Ünlüler hırsızların hedefinde
Son yıllarda benzer vakaların saymakla bitmediğine dikkat çeken Dönmez, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela Mariah Carey’nin Los Angeles’taki evinden 50 bin dolar değerinde çanta ve güneş gözlüğü çalındı. Alanis Morissette’in kasasını soyanlar, onun 2 milyon dolar değerindeki eşyasını çaldılar. Ve bu olaylar bize gösteriyor ki, ünlüler büyük bir güvenlik endişesi yaşıyorlar.”
Dönmez, evden hırsızlık vakalarına 14 yıl önce yaptığı bilimsel araştırmayla ışık tuttu
Yaşanan gelişmeleri ve hırsızlıkların nasıl önüne geçilebileceğiyle ilgili ise; 14 yıl önce Türkiye’de gerçekleştirdiği bilimsel çalışmasını referans göstererek dikkat çeken Dr. Mustafa Dönmez, Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün yıllarca topladığı verileri dikkatlice incelediğini söyledi ve ekledi: “Söz konusu bilimsel çalışmamla Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün yıllar boyunca topladığı binlerce suç verisini inceledim ve hırsızlıkların ardındaki dinamikleri ortaya koymuş oldum. Ortaya çıkan sonuçlar oldukça ilginç çünkü bu suçun yaygınlığı yalnızca ‘fırsat’ ya da ‘çevre’yle değil, en çok da ‘failin özellikleriyle’ bağlantılı.”
Dünyada hırsızlık vakalarının ama özellikle konuttan hırsızlıkların en yaygın suçlardan biri olduğunu kaydeden Dönmez, ABD’de bu yüzden hayatın artık çekilemez bir noktaya geldiğine işaret etti. Dönmez sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela Avrupa’da ve özellikle İngiltere ve Galler’de suçların önemli bir kısmını evden hırsızlık oluşturuyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre hırsızlığa uğrayanların yüzde 40’ı olaydan sonra uzun süre korku ve öfke yaşıyor ve mağdurların çoğu da yaşadığı talihsiz olay sonrası uykusuzluk ve güvensizlikle baş etmek zorunda kalıyor.
Türkiye’de de tablo bundan farklı değil. Emniyet Teşkilatı verilerine göre Türkiye’de 2006 yılında yaklaşık 90 bin konuttan hırsızlık vakası kayıtlara geçti. Ve bu rakam tüm hırsızlık olaylarının dörtte birine denk geliyor. Ancak uzmanlara göre bu resmi rakamlar bile gerçeğin tamamını yansıtmıyor çünkü birçok hırsızlık vakası polise bildirilmeden geçiştiriliyor. Ayrıca bazı mağdurlar ‘nasıl olsa bulunmaz’ diyerek adli mercilere şikâyet etmiyor, bazıları da küçük kayıpları önemsemiyor. Sonuçta gerçek boyut olduğundan daha küçük görünüyor. Oysa işin ekonomik yükü kadar psikolojik yükü de ağır.”
Sadece Bursa’da 20 bin suç dosyası var:
Yazdığı doktora tezinin içeriğine dikkat çeken Dr. Dönmez, 1993–2009 yılları arasında Bursa Emniyet Müdürlüğü’nün topladığı 20 bine yakın evden hırsızlık verisini incelediğini ve söz konusu tezinin üç ana sacayağı üzerinde oturtulduğunu söyledi:
Faillerin kendi ikametleri ile hırsızlık yaptıkları evlerin arasındaki mesafeyi ve soyulan evler ile en yakın polis karakolu arasındaki mesafeyi tek tek ölçtüğünü (maps.google.com yardımı ile) belirten Dönmez, şu sonuca ulaştı:
“Bulgular oldukça çarpıcı: Hırsızlık suçunda belirleyici olan asıl etken failin kişisel özellikleri. Eğitim seviyesi düşük, genç ve erkek bireylerin hırsızlık yapma ihtimali çok daha yüksek. Diğer taraftan fırsat faktörleri sanıldığı kadar etkili değil. Yani bir evin gece mi yoksa gündüz mü soyulduğu ya da suçlunun hangi yöntemle eve girdiği olgusu, suçun tekrarlanmasında anlamlı bir fark yaratmıyor. Benzer şekilde, çevresel faktörler de –örneğin soyulan evin polis merkezine yakınlığı– caydırıcı olmaktan oldukça uzak.”
Türkiye ile Batı arasında dikkat çeken fark
Batı ülkelerinde evden hırsızlıkların büyük kısmının gündüz, Türkiye’de ise gece işlendiğinin altını çizen Dr. Dönmez, söz konusu farkın gündelik yaşam biçimi ile ve kültürel alışkanlıkların suçu nasıl şekillendirdiğini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.
“Peki evden hırsızlığı önlemek için ne yapmalı?” şeklindeki bir soruyu ise maddeler halinde cevap verdi:
Çözüm: Sosyal politikalar üretmek
Evlerde güvenliği sağlamanın en önemli ayaklarından birinin sosyal politikalar üretmek olduğunu söyleyen Dönmez sözlerini şöyle tamamladı:
“Bursa’daki araştırmada da ortaya koyduğum gibi; hırsızlık yalnızca kapıları kilitleyerek önlenemez. Failin kim olduğu, hangi koşullarda yaşadığı ve neden suça yöneldiği anlaşılmadan kalıcı çözümler bulmak mümkün değil. Eğitim, sosyal destek ve sürekli suç işleyenlerin kontrolü, caydırıcı güvenlik önlemlerinden daha etkilidir. Bursa’dan çıkan bu kapsamlı bilimsel araştırma, Türkiye’de hırsızlık suçunun dinamiklerini gözler önüne seriyor. Ortaya çıkan tablo açık: Fail faktörleri, suçun en güçlü belirleyicisidir. Çözüm, yalnızca daha çok polis ya da daha kalın kapılar değil; aynı zamanda daha güçlü bir toplum, daha adil fırsatlar ve daha bilinçli bir yönetimdir.”
Dr. Mustafa Dönmez kimdir?
Mustafa Dönmez 1974 yılında Adana’da doğdu. İlkokulu 1985’te, ortaokulu 1988’de, Polis Koleji’ni (lise dengi bir okul) 1992’de bitirdi ve 1996’da Polis Akademisi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından İstanbul’da komiser yardımcısı olarak göreve başladı. Ekim 1999 – Temmuz 2000 tarihleri arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra İstanbul’daki görevine geri döndü. 20 yıllık emniyet kariyeri boyunca Atatürk Havalimanı Güvenliği, Çevik Kuvvet, Interpol Şubesi, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü, Araştırma-Geliştirme Şubesi ve Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü gibi çeşitli birimlerde görev yaptı. Ayrıca bir yıl boyunca Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu’nda (UNMIK) görev aldı. 2016 yılında Emniyet Teşkilatı’ndan Emniyet Müdürü rütbesiyle emekli oldu. Dr. Dönmez, 2008 yılında Cincinnati Üniversitesi’nde yüksek lisansını ve 2011 yılında Central Florida Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Kendisi evli ve iki çocuk babasıdır ve hâlen İsviçre’de yaşamaktadır.
DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
Ey iman edenler, herhangi bir fâsık (Allah’ın emir ve yasaklarını açıktan ve endişe duymadan çiğneyen kişi) size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucurât; 6)
كَفَى بالمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
“Kişiye, her duyduğunu yayması/anlatması yalan olarak, yeter.” (Müslim, Mukaddime 5)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz; “Yalan Haberler ve İftiralar ” hakkındadır.
İnsanlık tarihi; yalan haberlerin ve iftiraların sebep olduğu felaketlerle, zulümlerle ve mağduriyetlerle doludur. Bunlarla insanlar galeyana getirilmiş, zan altında bırakılmış, birbirlerine düşman ilan edilmiş, binlerce bazen de milyonlarca insanın hayatı heder olmuş, bunun neticesinde de aileler ve toplumlar paramparça hale gelmiştir.
Yalan haberler ve iftiralar; kendi çıkarlarından başka hiçbir şey görmeyen, hedefine giderken de başkalarının çektiği acıdan etkilenmeyen, hak hukuk tanımayan, insani değerlerden uzak kimseler tarafından, sürekli gizli bir silah olarak kullanılmıştır. Gerçekler algı operasyonları ile; yalan ve iftiralar haline dönüştürülerek, masum insanların karşısına, her dönem de farklı ad ve unvanlarla çıkarılmış ve insanlar bu yalanlarla ifsat edilmiştir.
Efendimizin strateji manasında kullandığı “Harb hiledir” sözünü alıp, her türlü yalan ve aldatmaya kaynak olarak göstermişlerdir. Halbuki; Allah Resulü (s.a.s) hayati boyunca 17 harekâta katılmış hepsinde ayrı bir strateji takip etmiş, hayatı seniyyelerinde hiçbir zaman hiçbir kimseye yalan söylememiştir.
Dinimiz; yalan ve yalancılığı kötü huyların ve günahların en büyüklerinden kabul eder ve kesin olarak reddeder. “Yalan bir lâfz-ı kâfirdir” ve nifakın en bâriz alâmetlerindendir. Bir insan mümin de olsa; yalan söylüyorsa, iftira atıyorsa ve İslam’ın kesin olarak yasakladığı herhangi bir fiili açıktan işlemekten çekinmiyorsa veya farzlardan ve vaciplerden bir emri yerine getirmiyorsa, böyle biri fasıktır. Mahkemede şahit olarak dinlenmez, söylediği söze, verdiği habere güvenilmez ve üzerine hüküm bina edilmez.
Hucurat suresinde buyurulduğu gibi; bize bir fâsık haber getirdiğinde, yapmamız gereken şey, hemen inanmayıp araştırmaktır. Araştırmanın sıhhatli olabilmesi; duyduklarımıza mahruti bütüncül bakıp değerlendirmeye, bize gelen haberleri realitelerle çaprazlama test etmeye bağlıdır. Ayrıca bir bilginin doğru ve kesin olabilmesi için birçok şartla beraber ya bizzat şahitliğin ya da yalanlanması mümkün olmayan doğru haberin olması gereklidir.
Bazen de göze bir şeyler ilişir. Fakat bir şeyleri görmek her zaman gördüklerinin künhüne vâkıf olmak anlamına gelmez. İnsan yanlış görmüş olabileceği gibi, gördüklerini doğru anlamlandıramamış da olabilir. Burada da insana düşen, gördüğü her hâdise üzerine hemen hüküm bina etmemesi, önce, gördüklerinin doğruluğundan emin olmaya çalışmasıdır.
Bir başka ayette Kur´an bizi, duyduğumuz yalan ve iftiralara karşı şöyle uyarıyor: “Siz ey müminler, bu dedikoduyu daha işitir işitmez, mümin erkekler ve mümin kadınlar olarak birbiriniz hakkında iyi zan besleyip: “Hâşa, bu besbelli bir iftiradan başka bir şey değildir!” demeniz gerekmez miydi?” (Nur;12)
Yalan haberin mağdurlarından birileri de Habeşistan’a ilk giden muhacirler olmuştur. Devrin şartlarında Mekke ve Habeşistan arasında haberleşme veya duyulan haberi tetkik için günler, hatta haftalar gerekiyordu. Müşrikler, bu durumu fırsata dönüştürmek için; rüşvet ve iftiralarla teslim alamadıkları muhacirleri, Mekke’de şartların değiştiğine dair asılsız bir haberle ikna edip geri getirmek istediler. Bir grup sahabî, dönüş için Allah Resûlü’nden mesaj beklemenin daha doğru olacağı şeklindeki kanaatlerini dile getirseler de bazıları, özellikle önde gelenlerden Velid İbn-i Mugîre ve Ebû Uhayha’nın Müslüman olduğu haberinin tesirinde kalmış, memleket özlemleri akıl ve muhakemelerinin önüne geçmiş ve “Bu ikisi Müslüman olduktan sonra, Mekke’de Müslüman olmayan kim kalır? Bize, kendi kavmimiz ve kabilemiz daha sevgilidir! Onlar da iman ettiğine göre dönelim memleketimize.” diyerek geri dönüş adına duydukları heyecanı dillendirmişlerdi. Bu haber üzerine Muhacirler Habeşistan’dan Mekke’ye doğru yola çıkıyorlar. Mekke yakınına geldiklerinde bir guruptan kendilerine gelen haberin asılsız olduğunu ögreniyorlar, Efendimize ve memleketlerine bu kadar yaklaşmışken geri dönmek çok ağırlarına gidiyor. Kendi aralarında konuşup istişare yaptıktan sonra Mekke ye girip duyduklarını araştırmaya, sonra da gerekirse tekrar Habeşistan’a dönmeye karar veriyorlar. Birilerinin himayesini bulabilenler “Eman”la, bulamayanlarda gizlice Mekke’ye giriyor. Ne acıdır ki bunlardan bazıları; aileleri tarafından yıllarca hapsedilmiş işkence yapılmış ne Medine’ye hicret edebilmiş ne de Bedir’e ve Uhud’a katılabilmişlerdir. Hatta bazıları Mekke’den bile çıkamamış orada vefat etmişlerdir. (Ibn- Hisam, Sire 2/ 13-17; Ibn Sa´d, Tabakat 1/ 149-151)
Yalan ve iftiranın en tehlikelisi; müphem bırakılan, belirsiz kapalı fulü yapılan iftiralardır. Bazen kapalı bir iftira net ayan beyan söylenen iftiradan bin kat daha günahtır. Genelde “onun başka hataları da var, yada bir kaç kişinin hatasını herkes yapmış gibi anlatma…” şeklinde olabiliyor.
Bir cemaat veya cemiyete yapılan iftira da çok tehlikelidir. İftira atan cemaatin her bir ferdinden helallik almadan ahirette yakasını kurtaramaz. Medya diliyle yapılan iftiralar katlanarak büyüdüğünden dolay helalleşmek nerede ise imkânsız hale geliyor.
Yalan, yüzeysel bakıldığında ferdî bir günah gibi görünebilir. Bu bir bakıma doğrudur da. Ama yalanın bir de topluma yansıyan yanı vardır ki, bu durumda umumun hukuku devreye girer ve dolayısıyla yalan, topluma karşı işlenmiş bir cürüm haline gelir. Diğer taraftan yalana açık bir insan, başkalarını aldatma ve kandırma gibi zaaflara da açık demektir.
Sosyal hayatın en önemli problemlerinden birisi de; toplumda fitne ve fesada sebebiyet verecek, insanları korkuya sevk edecek, birlik ve beraberliği sarsacak yalan haberler ve iftiralardır. Son dönemde yalan haberleri sosyal medya üzerinden çokça okuyoruz. Zihinlerimiz de bu haberlerden etkileniyor. Suret-i haktan görünen bazı kimseler soysal medya odalarında örtülü yalanlarla insanların zehirlenmesine zemin hazırlıyorlar.
Yalanın revaç bulduğu ve herkesin yalan söylemede rahat olduğu günümüzde doğruluğu bir âbide gibi başımızda taşımaya ve onu namusumuz gibi korumaya mecburuz. Özellikle de başka toplumlar içinde yaşıyorsak ve kendi öz değerlerimizi onlara da anlatmayı düşünüyorsak her halimizle doğru olmaya daha da özen göstermeliyiz. Büyük-küçük hiçbir meselede en ufak bir hilâf-ı vâki beyana tenezzül etmemeli ve asla “Müslümanlar da yalan söyleyebiliyor”dedirtmemeliyiz.
Rabbimiz bizleri; İslâmiyetin en ehemmiyetli esası, îmanın en bariz özelliği, Muhammedî ahlâkın temel taşı, enbiyâ ve evliyânın en mümeyyiz vasfı, maddî ve manevî terakkinin biricik mihveri olan doğruluktan ayırmasın.
Cuma Hutbesi | Yalan Haberler WORD
Cuma Hutbesi | Yalan Haberler PDF
Hocaefendi’nin ‘Namaz: Müminin Miracı’ İsimli Kitabı İngilizceye Çevrildi
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Namaz: Müminin Miracı” isimli eseri artık İngilizce olarak da okuyucularına sunuldu. Kitabın editörü Hakan Yeşilova, bu önemli çalışmayı yaptığı söyleşide anlattı.
Ritüelcilikten Kurtulmak
Hocaefendi’nin yaklaşımı, ibadeti sadece dış şekil ile sınırlı görmeyip onun özünü ve ruhunu kavramaya çağırıyor. Namazda “bir olmak” (salah ile bütünleşmek) ve ibadeti içselleştirmek esastır.
Taabbüdîlik (Sadece Allah Rızası İçin İbadet)
Namaz, oruç, zekât gibi ibadetler dünyevî faydalar getirse de asıl amacı Allah’ın rızasını kazanmaktır. İbadetler sağlık, sosyal düzen veya kişisel huzur için değil, öncelikle Allah emrettiği için yapılır.
Namaz, Hz. Peygamber’in (s.a.s) miraç yolculuğunun ümmete yansımasıdır. Her Müslüman, namazı bilinçli ve huşu içinde kıldığında kendi içsel miraca yükselebilir. Ancak bu, şekli (formu) terk etmek anlamına gelmez; asıl olan şekil ile ruhu birleştirmektir.
Kitabın Oluşumu ve Çeviri Süreci
Kitap, Hocaefendi’nin 1970’lerde İzmir’de verdiği vaaz ve derslerden derlenmiş, öğrencilerinin katkılarıyla geliştirilmiştir. Türkçeden İngilizceye çeviri sürecinde birçok editör çalışmış ve hem anlam hem de eserin duygusu korunmaya çalışılmıştır.
Editörün Vurgusu
Günümüzde teknoloji sayesinde bilgiye hızlı erişim olsa da bu aynı zamanda dikkat dağınıklığına yol açıyor. Oysa ibadetin özü, tam dikkat ve farkındalık ile Allah’a yönelmektir. Kitap, Peygamberimizin (s.a.s) namazdaki derin huşu örneklerini hatırlatarak okuru bu bilinçle namaza davet ediyor.
Neden Farklı Bir Kitap?
DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur.” (Nisa, 29)
التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الْأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصّدِيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ
“Sözü ve işleri doğru, dürüst tüccar; (kıyamet gününde) peygamberler, sıddikler ve şehitlerle beraber olacaktır.” (Tirmizî, Büyû’, 4)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz Dinimizde ticarî ahlaka dair bazı esaslar ve tavsiyeleri hakkında olacaktır.
Peygamber Efendimiz; “Emin ve muamelelerinde doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli, Peygamberler, sıddîkler, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir.” Buyurarak, makbul ticaretin bir kısım şartlara bağlı olduğuna dikkat çekmiştir. (Tirmizî, Büyû, 4)
Peygamberimiz Kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce, aktif olarak başarılı bir ticaret hayatı sürdürmüş, Hz. Hatice’nin mallarını Şam’da ve Mekke’de satmıştı. “Rızk’ın onda dokuzu ticarettedir.” (Suyûtî, el-Câmi’u’s-Sağîr, 3, 244) buyuran Peygamberimiz, müntesiplerini ticarete teşvik etmiştir.
Sahabe efendilerimiz de ticaret ile uğraşıyorlardı. Dünyanın dört bir yanına, kara ve deniz yoluyla ticarî seyahatler yapmışlar, böylece hem kendi rızıklarını kazanmışlar hem de İslâm’ı gittikleri bölgelere taşımışlardı. Onların ortaya koydukları dürüst ticaret hayatı, aynı zamanda gittikleri yerlerde İslâm’ın tanınmasını da sağlamıştı.
Ticaret ahlâkına sahip olmayı önemsemenin en temel şartı, kazancın helâl olmasına azamî dikkat etmektir. Allah’ın haram kıldığı şeyleri alıp satmak, bir Müslüman için helâl değildir. Topluma zarar veren ticarî usulsüzlüklerden, Müslüman tüccarın uzak durması, dinî ahlâkî ve toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbını ticaret yapıp kazanmaya teşvik ederken, aşırı tamah ve hırstan uzak durmalarını da; “Bu dünya malı, tatlı ve çekicidir. Kim dünya malını tok gözlü bir şekilde alırsa, o mal bereketlenir.” (Buhârî, Zekât, 50) Beyanları ile uyarmıştır.
Ticaret yaparken dürüst olmayı tavsiye eden birçok âyet ve hadis vardır. Eski milletleri helâk eden musibetlerden biri olarak ölçü ve tartıda yapılan hîle gösterilir. Hz. Şuayb’ın kavmi bu zaafından dolayı uyarılmış, yola gelmeyince helâk edilmişlerdir. (Hûd, 11/84-85, 94) Mutaffifîn Sûresi: “Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun!” diye ağır bir tehditle başlar. (Mutaffifîn, 1)
Allah Resulü (s.a.v): “Alışveriş yapanlar, eğer malın özellikleri ve kıymeti konusunda doğru konuşurlar ve eğer varsa malın kusurunu açıkça söylerlerse, alışverişleri onlar için bereketlenir. Buna mukabil malın kusurunu gizlerler veya yalan söylerlerse, yaptıkları alışverişin bereketi gider.”Buyururlar. (Ebû Dâvûd, Büyû’, 51)
Peygamberimiz bir gün çarşıda dolaşırken bir ekin yığınının içine elini sokunca parmakları ıslanmıştı. Mal sahibi, “Malım yağmurda ıslandı ey Allah’ın Elçisi!” diyerek, durumu izah etmeye çalıştı. Rahmet Peygamberi “Madem öyle, ıslak kısmını insanlar görsün diye yığının üstüne koysaydın ya!” diye uyardıktan sonra, “İnsanları aldatan benden değildir.” buyurarak bu duruma tepkisini ifade etmişti. (Müslim, Îmân, 164) Satıcımızın veya müşterimizin gayr-ı Müslim olması, ticarette uymamız gereken esasları ihlâlimizi meşru kılmaz.
Peygamberimizin, “Her ümmetin bir fitnesi/imtihanı vardır. Benim ümmetimin fitnesi/imtihanı mal ile olacaktır.” Sözü, bir anlamda ticaretle uğraşan kimselerin de büyük bir sınavda olduklarını, helâl ve haram konusunda bilinçli olmaları gerektiğini gösterir. (Tirmizî, Zühd, 26)
Ticarette temel hedef, tarafların yaptıkları alışverişten memnun ayrılmalarıdır. Allah Resûlü “Alışveriş yapanlar birbirlerinden memnun olarak ayrılsınlar.” buyurur. (Tirmizî, Büyû 27 Her iki taraf da üzerine düşeni yapacak, alıcı malın ücretini tam bir şekilde ödeyecek veya vermeyi taahhüt edecek, satıcı da vereceği malın sağlam, eksiksiz olması konusunda aynı hassasiyeti gösterecektir.
Borç Vaktinde Ödenmelidir:
Bu, ahde vefanın da gereğidir. Hele parası olduğu halde, borcunu bir kısım çıkar hesaplarıyla geciktirmek hiç mi hiç caiz değildir ve Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, bunu “zulüm” olarak ifade etmektedir: “Zenginin ödemeyi savsaklaması zulümdür.” Yani, bu davranış bir hakka tecavüzdür. (Buharî, Havâlât, 1, 2) Şehidin bile Cennet’e girmesine mani olan “kul hakkı ihlâli” sınıfına girmektedir ve haramdır. (Müslim, İmâret, 120)
Allah Resulü başka bir hadislerinde de; “Kim, darda olan borçluya mühlet tanır veya (borcunu) siliverirse, o kimseyi Allah Teâla Hazretleri, Kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Arşının gölgesinde gölgelendirir.” Müjdesini verir. (Tirmizî, Büyû, 67).
Peygamberimiz, “Malınızı sattığınızda yemin etmekten sakının. Çünkü yemin malınıza rağbeti artırmasına artırır, ama onun bereketini yok eder.” (İbn Mâce, Ticâret, 30) buyurarak ticarette manipülasyonu yasaklamıştır.
Aleyhissalâtu vesselâm, zenginlerin cömert olmasını tavsiye etmektedir. Tüccar, Allah yolunda harcamaya çağırıldığı zaman, Veren’in malını Veren’in yolunda minnet etmeden vermelidir: Tüccarın cömert olması ve bolca sadaka vermesi için başka sebepler de vardır: “Ey tüccarlar cemâati! Alışveriş sırasında boş laflar ve yeminler sarf edilir. (Şeytan ve günah hazır olur); öyleyse onu sadaka ile giderin.” Tembihinde bulunur. (Tirmizî, Büyû, 4)
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ticarette ortaklıklarla ilgili olarak da çeşitli tavsiyeleri olmuştur. Allahın; “İki ortak birbirine hıyanet etmediği sürece, üçüncüsü benim. Eğer onlar birbirine hıyanet ederlerse ben aralarından çekilirim.” Buyurduğunu, (Ebu Davud, Büyû 26) Yine bir başka hadislerinde: “Allah’ın kudret eli, ortaklar birbirine hıyânet etmediği sürece, onların üzerinde.”Olduğunu ifade eder. (Ebu Davud, Büyû 26),
Âlimlerimiz, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ciddî alışverişleri yazıp, üzerinde anlaşılan şartları kaydettiğini gösteren rivâyetlerden hareketle, bunun uyulması gereken bir edep olduğunu belirtirler. (Tirmizî, Büyû, 8) Borçlanmalarda, az da olsa çok da olsa yazma, zaten Kur’an’ın emridir. (Bakara, 282)
İslam dininin, müntesiplerinden istediği temel değerlerden biri, daima “dakik ve erkenci” olmaktır. Sabah güneş doğmadan fecir zamanında kalkıp ibadetini yapacak ve hemen günlük işlerine başlayacaktır. Verilen söze uyacak, vaatlerini vakti gelince yerine getirecektir.
Bu hususu, “Allahümme bârik li-ümmetî fi bükûrihâ” yani: “Ey Allah’ım! Erkenci olmayı ümmetim hakkında mübarek kıl!” nebevî duası açıkça ifade eder. “Rızkı talep etmeye erken başlayın; çünkü erken başlamak berekettir, başarıdır.” buyurulmuştur.
Aziz Müminler!
Ticaret; her şeyin dizgini elinde olan Allah’a, rızık adına müracaatta bulunmaktır. Bu müracaat yapılırken, istediklerimizin yerine getirilme işinin O’na ait olduğu da unutulmamalıdır. Verince şımarmamalı, vermeyince küsmemelidir. Unutmayalım ki haram-helâl düşüncesine bağlı olarak alış-veriş yapan bir tüccarın, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar ibadet sayılır.
Ticaretin ruhu; doğruluk, güven, yaşanan devri idrak, müşteriye karşı fevkalâde nazik ve terbiyeli davranmaktır. Bu hususların birinde kusur eden, ticaretin ruhunu hırpalamış, dolayısıyla da kendi kazanç yollarını tıkamış olur.
Cenab-ı Hak bizlere; haramdan arınmış, bereketli helal rızık nasip etsin. Şu dünya pazarında kaybedenlerden eylemesin!
Güney Afrika’ da faaliyet gösteren Hizmet okulları tarafından düzenlenen “Geleneksel Fountain Dergisi Okullar Arası Yarışması”, Cape Town’daki Star College Bridgetown okulunda gerçekleştirildi.
Yarışma üç aşamadan oluştu. İlk iki aşama okul içi seçme sınavı olarak gerçekleştirildi, üçüncü aşama ise okullar arası final yarışması şeklinde düzenlendi. Birinci aşamaya yaklaşık 385 öğrenci katıldı. Her liseden, ilk iki aşamada en yüksek puanı alan üç öğrenci finalde okullarını temsil etti.
Uzun bir hazırlık süreci sonunda finale çıkan öğrenciler, 35 soruluk yarışmada yüksek başarı göstererek soruların neredeyse tamamını doğru yanıtladı. Nizamiye Mayfair Okulu, yalnızca bir soruyu yanlış cevaplayarak 340 puanla birinci oldu. 320 puanla berabere kalan Star College Bridgetown ve Nizamiye Al-Azhar okulları, eleme usulü sorularla sıralandı. Ek sorular sonucunda Star College Bridgetown ikinci, Nizamiye Al-Azhar ise üçüncü oldu.
Yarışmanın ardından öğrencilere hediyeler verildi. Sertifika töreninden sonra katılımcılar Cape Town’un görülmeye değer turistik yerlerini gezdi.
Finale katılan öğrenciler, yarışma hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi:
Layla Moolla: “Fountain Dergisi Yarışması’na katılabilmiş olmaktan gerçekten onur duydum. Okuduğumuz makaleler yalnızca ustaca yazılmış olmakla kalmayıp, günlük hayatın inceliklerine dair son derece derin ve anlamlıydı. Beni anında içine çekti ve tamamen büyüledi; hem manevi derinliği hem de bilimsel keşifleri ele alıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ‘Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ buyuruyor ve bu yarışma, bunu yapmamız için bize eğlenceli bir zemin sundu. Arkadaşlarımla birlikte yarışmak benim için ayrı bir zevkti. En sevdiğim kısım ise başkasının gözünden dünyaya bakabilmek ve farklı bakış açıları kazanabilmek oldu.”
Tahiya Kalla: “Fountain Yarışması olağanüstü bir deneyimdi! Takım arkadaşlarımla diğer okullara karşı yarışmak hem heyecan verici hem de ilham vericiydi. Öncesinde okuduğumuz üç güzel dergi başlı başına bir keyifti, gerçekten bizi motive etti ve moralimizi yükseltti. Çoktan seçmeli sınav zorluydu ama bir o kadar da eğlenceliydi; hem takım ruhumuzu hem de hızlı düşünme yeteneğimizi ortaya çıkardı. Heyecan verici eleme turu ise güne ekstra bir adrenalin kattı. İkinci olduğumuz için çok mutlu olduk ve fırsat olsa hiç düşünmeden tekrar katılırım! Bu deneyimi bu kadar özel kılan Bridgetown’a ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.”
Fountain Dergisi Yarışması, öğrencilerin hem bilgi dolu hem de unutulmaz dostluklar kazandıkları bir gün olarak hafızalarda yer etti.

Yorum | Abdullah Aymaz
Seneler önce Risale-i Nurlar’da ismi geçen bir ablamızın oğlu, İtalya’da büyük bir iş adamı ile ticarî iş görüşmeleri yapar. (Bazı kanunsuz durumlardan dolayı başlarına bir iş gelmesin diye maalesef isimleri tasrih edemiyorum. A.A.) O zat, kendisini her ay, ailenin mutad yapılan yemeğine davet eder. Bu baş patron yemek sırasında bizimkine “Sen, Muhyiddin İbn-i Arabi’yi tanıyor musun?” diye sorar. O da “Meşhur bir İslâm büyüğüdür.” diye cevap verir. Yemekten sonra onu, kendi özel odasına davet eder. “Burası bana ait. Hiç kimse girip çıkamaz. Ben Muhyiddin İbn-i Arabiyi tanıyarak, kitaplarını okuyarak Müslüman oldum. Bunu ailem de bilmiyor. Bak Kur’an’ın pek çok meali var. Okuyorum. Gel seninle beraber bir namaz kılalım” der. O da “Biraz önce yemekte beyaz şarap içtiniz. Bu durumda hemen namaz kılmak olmaz.” diye karşılık verince, bu sefer “Ben Kur’an’ı araştırdım, Beyaz şarap haramdır diye bir âyet görmedim” der. “Efendim, Kur’an sarhoşluk veren şarabı misal olarak veriyor. İslâmda KIYAS diye bir dini delil vardır. Onunla kıyas edilerek sarhoşluk veren, hatta uyuşturucu maddeler içeren şeyler de haram sayılır. Yoksa Kur’an beyaz şarap, rakı viski v.b. şeyleri birer birer saymaya kalksa kütüphaneleri dolduran bir Kitap olurdu.” der.
İslam’da malum olduğu üzere edille-i şer’iyye olarak Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas vardır. Hadis-i şeriflerde, Haram ve Helal’in beyan edildiği ifade edildikten sonra arada bir takım şüpheli şeylerin olduğu, bunlardan bile çekinilmesi gerektiği beyan edilmektedir. Onun için çok dikkatli ve hassas olmalıyız; sarhoşluk verenlerden uyuşturuculardan, hatta uyuşturucu şüphesi bulunan şeylerden bile çok uzak durmaya çalışmalıyız.
Son zamanlarda Amerika, Kanada, Avustralya ve bazı Avrupa ile Güney Amerika ülkelerinde, Ayahuasca gibi bitkisel karışımlar ve çeşitli psikedelik maddeler ile mantarların, bazı ağır psikolojik rahatsızlıkların – özellikle travma sonrası stres bozukluğu, derin depresyon ve anksiyete – tedavisinde, tıbbî gözetim altında kullanıldığına dair haberler ve uygulamalar dikkat çekmektedir.
Bu gelişmeler, elbette bilimsel ölçülerle ve uzman doktor, psikiyatrist veya onaylı terapistler denetiminde, yasal zeminde sürdürülen klinik araştırmalar ve medikal uygulamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde ayrı bir kategoride düşünülebilir.
Ancak bu tür maddelerin, bilimsel olmayan, ehliyetsiz kişilerce, özellikle mistik deneyimler, spiritüel açılım veya içsel yolculuk iddialarıyla keyfî biçimde kullanılmasının hem fiziksel hem ruhsal bakımdan ciddi riskler barındırdığı açıktır.
Bu noktada, Hizmet Hareketi olarak bizler tarafından; böylesi uygulamaların desteklenmediğini, tavsiye edilmediğini ve hareketimizin prensipleriyle bağdaşmadığını açıkça ifade etmek isteriz. Gerek Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin Risalelerde çizdiği sahih yol, gerekse muhterem Hocaefendi’nin uzun yıllardır ısrarla üzerinde durduğu ilmî, manevî ve Kur’anî çizgi, bu tür arayışlara açık bir yönelişi hiçbir zaman tasvip etmemiştir.
Ruhî ve zihnî şifanın yolu, ilme ve hikmete dayalı, sahih kaynaklardan beslenen, helâl daire içinde yürütülen yöntemlerle aranmalıdır.