Türkiye’de on binlerce insanın terör örgütü üyesi ilan edilip, cezaevine konmasının gerekçesi sayılan Bylock hakkında Birleşmiş Milletler (BM) önemli bir adım attı. BM, HRD e. V. İnsan Hakları Derneği ve Mağdur Emekçiler Platformu’nun hazırladığı Bylock raporunu değerlendirmeye aldı ve internet sitesinde yayınladı.
İnanan insan, kıvamına göre bir duruş sergilemelidir!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi
Allah herkesin Rabbidir ve Halîm’dir; bir kısım hikmetlerle zalimleri imhâl eder ama asla ihmal etmez!..
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى Her zalim, zulmünün cezasını hemen görse, her nankör nankörlüğünün cezasını hemen görse, her gaddâr gaddarlığının cezasını hemen görse, yeryüzünde hiç kimse kalmaz; siz de, biz de. “Zulüm” nedir? Hak olmayan bir şey irtikâp etmek, bir yönüyle adalete ters davranmak, Cenâb-ı Hakk’ın “Hakk” ismine bir yönüyle karşı çıkmak demektir. Hakk’ı ayaklar altına almak demektir. Eğer büyük-küçük herkes, hemen yaptığı zulmün karşılığında Allah tarafından cezasını görse, yeryüzünde debelenen hiçbir şey kalmaz; aslan gider, kaplan gider, panter gider, dübb gider; insan gider, insan olmayan gider; herkes yaptığı zulmün cezasını görür, ânında.. Ama Allah (celle celâluhu) Rabbü’l-âlemîn’dir, O “Halîm”dir.
Onun için Müslümanların, ilk dönemde, akla hayale gelmedik ciğersûz ta’ziblere, tenkillere, zulümlere, haksızlıklara maruz kaldıkları zaman, Hazreti Ebu Bekir, bu tablo karşısında, bir taraftan Allah’a saygısını, bir taraftan da Cenâb-ı Hakk’ın âdet-i sübhâniyesini seslendirme adına مَا أَحْلَمَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da halîmsin Sen, Rabbimiz!..” demiştir. Siz başka şeyler de söyleyebilirsiniz: مَا أَصْبَرَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da sabırlısın Sen, Rabbimiz!”; مَا أَكْرَمَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da kerimsin Sen, Rabbimiz!”; مَا أَعْدَلَكَ يَا رَبَّنَا “Ne kadar da âdilsin Sen, Rabbimiz!” Hemen herkesi yaptığı fenalık karşılığında, derdest edip cezalandırmıyorsun.
Bu, bir taraftan bir realitenin seslendirilmesi, “âdet-i Sübhâniye” realitesinin seslendirilmesi; diğer taraftan da Cenâb-ı Hakk’ın “Rabbü’l-âlemîn” olduğunun ilanı. O, insanın da Rabbi, zâlimin de Rabbi, mazlumun da Rabbi, aslanın da Rabbi, kaplanın da Rabbi, panterin de Rabbi, dübbün de Rabbi, bitin de Rabbi, pirenin de Rabbi… Şu kadar var ki, bazı umur-u hasîseyi O’na nispet etmek meselesi dikkat gerektirir. Çünkü kudretin umur-u hasise ile bizzat mübâşeret etmesi görülmesin diye, Allah, esbâbı vazetmiştir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İzzet ve azamet ister ki, esbap perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında”, ta ki kudretin bir kısım umur-u hasîseyle mübaşereti görülmesin. Yoksa وَاللهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ Sizi de, bütün davranışlarınızı da, tavırlarınızı da, mimiklerinizi de, bakışlarınızı da, adım atışlarınızı da yaratan, Allah’tır, celle celâluhu. “İrade”, şart-ı âdî; yok değil, mutlak cebir değil, fakat mukayyet bir cebrin var olduğundan söz etmek de fazla olmasa gerek, “mutavassıt”.
Mustafa Sabri Bey’in ifadesiyle; “Mübtedînin, (henüz imanı, gırtlağından aşağı indirememiş, gönlünde bir derinlik haline getirip tabiatına mal edememiş insanların) mutezile olması kaçınılmazdır. İmanı sindirmiş, içtenleştirmiş bir insanın da, bir yönüyle yer yer Cebrîliğe kayması, kaçınılmaz olmaktadır”. Görür, bakar, duyar, hisseder ki, her şeyin arkasında O kudret-i nâmütenâhînin yed-i mübârekesi var. (Yed, müennes olduğundan dolayı “mübâreke” dedim.. Yoksa ünûset, zukûret, Zat-ı uluhiyete nisbet edilmez.) Cenâb-ı Hakk, “yedeyn”ini dâima başımızda sertâc eylesin, sertâc-ı ibtihac eylesin, onunla bizi korusun, kollasın.
İnanan insan mahiyet, donanım ve kıvamına göre bir duruş sergilemelidir!..
Çünkü قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ “(Allah,) ‘Ey İblis, bizzat iki elimle yarattığım varlığa secde etmekten seni alıkoyan nedir?’ buyurdu.” (Sâd, 38/75) “Kendi iki elimle yarattığım” diyor, insan oğlu için. “Kendi iki elimle yarattığım”, yani “himmetimi tam ortaya koyduğum.” Batılı romancı meseleyi ifade ederken, çok hoşuma gitmemekle beraber ifade ediyorum: (O öyle diyor, ben demiyorum; Kur’an da öyle demeye müsaade etmiyor, Sünnet de öyle demeyi tercih etmiyor.) “Allah, insanı, özenerek yaratmıştır!” diyor.
Siz bu müteşâbihi alın, kendi anlayışınız içinde değerlendirin. Cenâb-ı Hak yaratma mevzuunda, الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ “O, yarattığı her şeyi, güzel yarattı.” (Secde, 32/7); هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ “Sizi evirip çeviren, şekillendiren, O’dur” (Âl-i İmran, 3/6); وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ “O’dur ki, ayrıca, sizi şekillendirmiş, hem de size en güzel, en uygun şekli ve yapıyı vermiştir.” buyurmaktadır. İşte bunu, Batılı, kendi tarz-ı telakkisi içinde “özenerek” diyor. Kur’an-ı Kerim’de قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ beyanıyla ilahî inayet, sanat ve hususi teveccühü nazara veriyor.
Evet, bu kıvamda yaratılan insan -madem genlerinde bu var, nüvesinde bu var- o nüveyi inkişaf ettirmeli; bir Tûba-i cennet gibi onun ser çekip gelişmesini sağlamalı ve dünyadayken ser çekmiş o iman çınarının gölgesinde hayatını sürdürmeli. O kıvama göre davranıp hep üfül üfül, o iman gölgesinde yaşadığını hissetmeli!.. Ne olursa olsun, “Gelse celâlinden cefa / Yahut cemâlinden vefa / İkisi de câna safâ / Lütfun da hoş kahrın da hoş.” demeli ve katlanmalı.
Mevsimler değişir, iklim değişir,
Tohumlar çürümez, aşkla gelişir.
Dualar sessizce arşa erişir;
Şimdi vakit duru vefa zamanı…
Korkunun ecele faydası olmaz,
Hakka kul olanın umudu solmaz,
Sanma ki çilenin miadı dolmaz;
Şimdi vakit kara vefa zamanı…
Her evde muhabbet kaynasın diye,
Çocuklar sevinsin oynasın diye,
Mahşerde pişmanlık olmasın diye;
Şimdi vakit deli vefa zamanı…
Yaralar sarılsın, acılar dinsin,
Biz birlik olalım rahmeti insin,
İyilik buraktır, isteyen binsin;
Şimdi vakit dosta vefa zamanı…
“Bana ne?” diyene, sözüm yok benim,
Mal maşat, parada gözüm yok benim,
Kimseye dertlenmem, yüzüm yok benim;
Artık vakit, ahde vefa zamanı…
Vefa; abı hayat.. içersen eğer,
Dost ile hasbihal… Herşeye değer..
Araya girmesin, fitne, ayrılık,
Kime ne getirir ayrı gayrılık?
Ruhuna çökerse simsiyah keder,
Dertlenme, Allah var, O bize yeter..
Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonunda 8. yılı geride bıraktık. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve aile çevresi başta olmak üzere bakanların adı yolsuzluk operasyonlarında geçti. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve büyük yolsuzluk operasyonu Türkiye için bir yol ayrımı oldu. Operasyonları yapan polis ve savcılar önce görevden alındı, ardından tutuklanıp hapse atıldı. Halkın ‘çalıyor ama çalışıyor’ cümlelerine, iktidar destekçisi ilahiyatçıların ‘Yolsuzluk, hırsızlık değildir’ fetvaları eklendi. İlahiyatçı Prof Dr Ayhan Tekineş, hırsızlık ve yolsuzluk kavramlarını inceledi.
Hırsızlık mı yolsuzluk mu? başlıklı yayında Prof Dr Ayhan Tekineş şu konuları ele aldı;
Hırsızlıkla yolsuzluk arasında fark var mıdır?
Hırsızlık yolsuzluktan hangi açılardan ayrılır?
Dini açıdan kamu malını çalmanın hükmü nedir?
Yolsuzluk dini açıdan hırsızlıktan daha hafif bir suç mudur?
İmam Pezdevi ve İmam Maturidi’nin yolsuzluk konusundaki görüşleri nedir?
‘’Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hasılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o vebâlini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir. Sonra her kişiye kazandığı şeylerin mükâfat veya cezası eksiksiz ödenir Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.’’ (Al-i İmran suresi 161)
‘’Kamu malından çalanı gizleyen de onun suçuna ortaktır’’ Hadis-i Şerif
İmam Maturidi ‘’Kamu malından çalanlar hakkında çok fazla tehdidin bulunması fakir ve muhtaçların haklarını korumak içindir’’ der.
Allah hakkı – kul hakkı şeklindeki adlandırma Pezdevî ve Serahsî’den itibaren İslam hukukunda haklar konusundaki temel ayrımdır.
Hanefî usulcülerinden Abdülazîz el-Buhârî, Allah haklarının belirli bir şahsın değil bütün âlemin genel yararıyla ilgili bulunduğunu, bu hakların Allah’a nisbet edilmesinin sırf Allah’ı tâzim için olduğunu; bir şahsın herhangi bir şekilde bu hakları kendine ait görmesini ve keyfî tasarruflara yönelmesini önlemek için böyle adlandırıldığını belirtir (Keşfü’l-esrâr, IV, 1255).
Allah hakkı grubunda yer alan hakların sulha ve malî mübadeleye konu olması da kural olarak câiz görülmez (Kâsânî, VI, 48).
Allah haklarının, modern hukuktaki kamu haklarının iki temel özelliği vardır:
– İlk olarak bu hakların af, sulh gibi bir yolla ıskatı câiz olmadığı gibi bunları kaldırmak ve değiştirmek de kural olarak câiz görülmez. Taabbüdîlik, mukadderât-ı şer‘iyye gibi kavramlar da bu değişmezliği ifadeye yöneliktir.
– İkinci olarak bu hakları toplumda bütün fertlerin ve onları temsilen kamu otoritesine sahip kişilerin koruma, kollama ve kovuşturma hak ve sorumluluğu vardır. Bu husus, İslâm’ın fert ve toplumlara bir ödev olarak yüklediği iyiliği emredip kötülükten vazgeçirme (emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker) ilkesinin tabii bir sonucudur.
#hocaefendi #fethullahgulen #mizan Bu video 28/08/2016 tarihinde yayınlanan “EZİYETLER, HÜZÜN VE İLAHÎ EMİRLER” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.ozgurherkul.org/bamteli/bamteli-eziyetler-huzun-ve-ilahi-emirler/
“Onların söylediklerine karşı sabret, onlardan güzel bir tavırla uzak dur!”
Diğer meseleleri de, kısmen bu kategori içinde mütalaa edebilirsiniz: وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا “Onların söylediklerine karşı sabret, onlardan güzel bir tavırla uzak dur!” (Müzzemmil, 73/10) Diyegeldikleri -yine- güft ü gû’ları karşısında, Sen, sabırlı ol!. “Dedikleri şey üzerine”, o sanki onun üzerine gelmiş gibi… Elinden geldiğince, -böyle- güzellikle onlardan uzak durmaya bak!
Bu meseleyi de umumî olarak ele alabilirsiniz. Hani günümüzde de oluyor: Sizin için şöyle böyle demişler; mesela “terör örgütü” demişler, mesela “paralel” demişler, mesela “haşhaşî” demişler, mesela “sülük” demişler… Şimdi her denen şeyi üzerinize alırsanız, “Ha bunu dedi, acaba ben ne desem?!” derseniz, hatta açıktan açığa yazmasanız, çizmeseniz bile bunlar nöronlarınıza çarpıp orada iz bıraktığı zaman, korteksinize çarpıp veya hafızanıza çarpıp orada kaldığı zaman, sizi rahatsız eder. Elden geldiğince bu türlü şeyleri güzellikle savmaya bakın.
Başka bir ayette ifade buyurulduğu gibi: وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen, kötülüğü en güzel karşılıkla savmaya bak. Bir de görürsün ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet, 41/34) Hasene ve seyyie bir değildir. Hasene, güzelliktir; seyyie de kötülüktür. Birileri, sana karşı kötülük yaptı, sen iyilikle sav onu! Hepsi olmasa bile, çokları bakarsınız, birden bire candan dost haline gelir. Onlar kötülük yapıyorlar diye ille de o şekilde karşılık vermek değil, evvela yapılması gerekli olan şey, iyilikle savmaya bakmak.
Allah Rasûlü’nün Vicdan Enginliğini İfade Eden Bir Cümle: “Ateş nereye düşerse, beni yakar!”
Evet, o dönemde de maddî manevî ezâ ve cefâ oluyor; balyozlar inip-kalkıyor. Allah Rasûlü, ashabının çektiği şeyleri görüyor. Engin bir vicdanı var. Hani bir söz var, o mülahazayla meseleyi ele alabilirsiniz, biraz O’nun vicdanının enginliğini ifade eden bir ifade: “Ateş, düştüğü yeri yakar. Bu doğru, objektif, herkes için. Fakat bütün âlemi kucaklayan engin bir vicdan için esas olan duygu: Ateş nereye düşerse, beni yakar!” Myanmar’a ateş düşmüş, beni yakar o.. Endonezya’ya ateş düşmüş, beni yakar.. Irak’a ateş düşmüş, beni yakar… Ha “ben!” derken, “kâmil mü’min”i kastediyorum, benimle alakası yok, ben Mü’min’lerin Kıtmir’iyim. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun engin vicdanını, O’nun ruh enginliğini, kucaklayıcığını, re’fetini, şefkatini bu zaviyeden ele alacaksınız, bu zaviyeden alma mecburiyetindesiniz.
Allah, Kendine (celle celâluhu) ait iki ismi, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında da kullanıyor; O’na رَءُوفٌ رَحِيمٌ diyor. Raûf ve Rahîm. Râif değil, Râhim değil; “Raûf” ve “Rahîm” mübalağa kipidir; “çok şefkatlidir, çok içtendir” manalarına gelir. Olumsuz bir şey karşısında cayır cayır yanar O.. ve “çok merhametlidir, herkese kucağı açıktır.” (Tevbe, 9/128) Şimdi böyle bir insanı alın, böyle bir tipi düşünün… Haşa, Frenkçe tabirle “prototip” demek doğru değil. Doğrusu, “insân-ı kâmil”. Cîlî’nin ifadesiyle “insân-ı kâmil”; eksiksiz, kusursuz, mutlak insan dediğiniz zaman, aklınıza gelecek bütün Peygamberlerin hususiyetini câmî, makam-ı cem’in sahibi, hatta cem-u cem’in sahibi Hazreti Ruhu seyyidi’l-enâm.
Şimdi böyle bir fıtratı, böyle bir tabiatı düşünün: Bilal’in göğsüne taşlar konmuş -canım çıksın- ve aynı zamanda sıcak kumda beyni kaynıyor.. Yâsir’i öldürüyorlar orada, Sümeyye’yi, kadını öldürüyorlar… Yani günümüzün canavarları gibi, kadın-erkek demeden herkesi derdest edip içeriye atıyorlar.. insanları çarmıhlara geriyorlar.. boykotlar ilan ediyorlar.. her türlü mahrumiyete maruz bırakıyorlar… Bütün bunları o ince vicdan, o kucaklayıcı vicdan, o raûf ve rahîm görüyor, biliyor. Allah, Kendi ismini vermiş; “Ben Raûf’um, Rahîm’im.. Benim Habibim de Raûf ve Rahîm’dir..” لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ “Size kendi aranızdan, (bizzat içinizde doğup büyümüş) bir Rasûl geldi: bırakın azaba düçar ve müstahak olmanızı, bir sıkıntıya bile uğramanız O’nun yüreğine oturur; size çok düşkün olup üzerinizde titrer; mü’minlere karşı son derece şefkatli ve son derece merhametlidir.” (Tevbe, 9/128) “Raûf, Rahîm” diyor, Allah’ın ismi bu.. İşte böyle bir vicdanın başkalarının maruz kaldığı eziyetlerde duyacağı ezâyı, cefâyı siz varın hesap edin!..
17-25 Aralık operasyonlarının 8.yılında Bold Medya’dan ÇARK Belgeseli
Bold Medya’nın Çark adını verdiği belgeselde operasyonu başlatan İstanbul Emniyet İstihbarat Şube Müdür yardımcısı, o dönemden bugüne bilinmeyen gerçekleri ilk kez anlattı. Bedrettin Uğur’un hazırladığı belgesel 16 Aralık Perşembe TSİ ile 19:00’da Bold’un Youtube hesabından yayınlanacak.
Çark’ta neler var?
– Reza Zarrab’ın izini sürüp, onu yeni kimliği ile Miami’de bulan Gazeteci Adem Yavuz Arslan, çok konuşulacak bilgileri paylaştı.
-Adliye koridorlarında gerçeği ortaya çıkardığı için hayatı alt üst edilen Gazeteci Bülent Ceyhan, çalınan paraların kimler tarafından nasıl saklandığını açıkladı.
-Gazeteci Levent Kenez ise halkın cebine girecek paranın nasıl hükümet eli ile başka ülkelere aktarıldığını araştırdı, yolsuzluğun rotasını deşifre etti.
-Gazeteci Cevheri Güven’in dikkat çeken tespitleri ve dönemin Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın yıllar sonra daha da anlam kazanan özel açıklamaları ÇARK belgeselinde.
#hocaefendi #fethullahgulen #mizan Bu video 14/08/2016 tarihinde yayınlanan ““DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR!..”” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamteli-derdi-dunya-olanin-dunya-kadar-derdi-olur/
Âhiret yatırımı malzemeleri dünyada kullanan zavallılar öbür tarafa ait villayı, köşkü burada çardağa çeviriyorlar!..
Gayesi ve hedefi dünya olanın derdi de çok olur; “Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!” Var mı, yok mu, vicdanlarınıza bir saniyelik, bir âşirelik müracaat edin?!. “Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur.” Onun sürekli düşüncesi: “Acaba ne yapsam ki ben biraz daha kalsam? Ne yapsam ki, başka bazı şeyler dahi elde etsem?” Bir taraftan kendi hayatını, cehennem-nümûn bir hayata çevirir; “Edeyim, eyleyeyim, hep bu âlemi mâmur kılayım…” Bilmiyor ki zavallı, âhirette kullanacağı malzemeleri dünyada kullanmak suretiyle, öbür tarafa ait villayı, köşkü burada çardağa çeviriyor. Âhirette kullanacağı malzemelerle, Firdevs’te, villalar, köşkler yapılacakken, aynı materyali, aynı malzemeyi burada kullanmak suretiyle, villayı, köşkü, -zavallı, kör, basiretsiz, idraksiz, nâdan- çardağa çeviriyor..
Sen de onların nâdanca söylentilerine, mırıldanmalarına kulak asma!.. Şovlarının tesirine girme!.. Sen öyle umumî bir tecellinin tesirindesin ki, bence şöyle böyle onlara kulak verdiğin zaman, çok ulvî bir şeye karşı sırtını dönmüş olursun, birkaç basamak aşağı yuvarlanmış olursun; bir bakışta, bir duyuşta, bir hissedişte birkaç basamak aşağıya yuvarlanmış olursun. Devam ve temâdî olursa, esfel-i sâfilîne kadar sukût etme ihtimali vardır, “hafizanallahu ve iyyâkum!”
“Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!” Derdi Allah olan, “rıza” diyen inleyen, “ihlas” diyen inleyen, “iştiyak likâullah” diyen inleyen insanlara gelince; elli türlü inletme faktörleri onlara karşı kullanılsa, elli yerde elli gulyabani tarafından önleri kesilse, elli defa balyoz yeseler, bunları duymazlar, Allah’ın izni-inayetiyle. O duyanlar, dökülenler var ya, onlar, yolun yarısına tereddütle gelmiş insanlardır.
Dökülenler olacaktır; dökülenler, bir zaman bilmiş ve bulmuşlar değil, yolda takılıp kalmış kimselerdir.
Hani Hazreti Musa, kendisinden vahyi dinleyen, yıllarca arkasından koşan bazı kimselerin, zamanla geriye dönüp dağıldıklarını, dünyevî şeyler karşısında çözüldüklerini görür ve bu manzara karşısında üzülür; üzülür zira peygamberliğine inanan bazı kimseler onu terk edip yürüdükleri yoldan geriye dönmektedirler. Hazreti Musa ızdırap içinde ve bu işin hikmetini öğrenme sadedinde Cenâb-ı Hakk’a şunu sorar: “Yâ Rabbi! Nasıl oluyor da bir insan Seni bilip öğrendikten sonra geriye dönebiliyor?!.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Yâ Musa! Onlar gerçekten Beni bilenler, Bana ulaşmış olanlar değil, gelirken yolda takılıp kalmış kimselerdir.”
Evet, dökülenler olacaktır. Kur’an’ın ifadesiyle: وَلِيُمَحِّصَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ Esas, gönlünden inanamayan nankörlerin mahv u perişan olup gitmeleri, elmasın kömürden ayrılması, altının taştan topraktan ayrılması için, bu türlü potaların içine girdirmek, âdet-i ilahîdir; Allah bu türlü potalar içine sokar insanları; dökülecek densizler dökülür, dünyanın sevdalıları dökülür, Müslümanlığı sadece dili-dudağı arasında yaşayanların hepsi dökülür, dili-dudağı arasında olanlar dökülür; kalbine yerleştiremeyen dökülür. Dökülür ve böylece temiz bünye, bağışlayın, bitten, pireden ayıklanmış olur. Varsın onlar, ehl-i dünya, ehl-i gaflet, ehl-i dalalet, dünyaya tapanlar, bir yönüyle birilerini tağyire, ta’yibe, tahkire, tezyife, ibâdeye, tenkîle, ifnâya karar vermiş olsunlar, hiç farkına varmadan, kendi kuyularını kazımış olurlar.
“Verme nefsin eline kazma / Kimsenin yolunda kuyu kazma / Kazarsan birinin yolunda kuyu / Gider içine düşersin yüzü koyu!..” Kim söylüyor bunu, meşhur Osmanlı Şeyhülislamlarından İbn-i Kemal. Başkalarının yolunda kuyu kazanlar, “Gelsin tepetaklak içine düşsün!” diyenler, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün, öbür gün olmazsa daha öbür gün gidip o kuyuya yuvarlanacaklardır. Ne var ki, bu takvim, Allah’a aittir. Allah her işinde “imhal” ettiğinden, “mehil üstüne mehil verdiği”nden bu hemen olmayabilir. Mahkemelerde “Yeni yeni müdâfaâ sistemleri oluşturun, gelin, haklılığınızı bana anlatmaya çalışın!” imhali olduğu gibi, Allah imhal üstüne imhal eder, çünkü O, “Halîm”dir.
Fethullah Gülen Hocaefendi, biyografisini kitap haline getiren Dr. Jon Pahl ile bir araya geldi. Görüşmenin görüntüleri, Herkul Nağme’nin Twitter hesabından yayınlandı.
Herkül Nağme twitter hesabından ’Bir Kahve Bin Hatır’ başlığıyla paylaşılan görüntülere, ’’Kıymetli kardeşlerimiz, Muhterem Hocamız’ın biyografisini kitap haline getiren Dr.Jon Pahl beyefendi uzun bir aradan sonra tekrar misafirimiz oldu. Çok kadim bir dostu ağırlıyor olma his ve duygusu atmosferimizi sardı. Bu ziyaretten elde ettiğimiz bazı görüntüler…’’ notu düşüldü.

Dr. Jon Pahl görüşmeye, ”Sizi tekrar görmek çok güzel, sohbetimiz Allah rızası dairesinde olsun” diye başladı. Pahl Hocaefendi’ye, yakın zamanda Yunanistan’a gittiğini ve oradaki yaşadıklarını anlattı. Pahl, Hizmet’in Yunanistan’da Afganistanlı ve Suriyeli mültecilere yardım da ettiğini belirterek, ”Kar amacı gütmeyen bir vakıf kurmuşlar. Yani kendilerinin dışında başka insanlara da ulaşıyorlar” ifadesini kullandı.
Pahl’ın, ”Dünyanın değişik yerlerindeki Hizmet insanlarının başka hangi alanlarda işler başlatmasını istersiniz?” sorusuna Hocaefendi, ”Değişik sosyal alanlarda uzmanlaşmaları önemlidir. Tıp sahasında, hukuk sahasında ihtisas yapmalarını hep tavsiye ediyoruz” dedi.
Hocaefendi görüşme sonunda Dr. Jon Pahl’a bir hediye taktim etti. Hocaefendi, Pahl’ın ziyaretiyle ilgili ’Böyle insanların ortaya çıkacağına hiç ihtimal vermezdiniz’ dedi.
“Bir Kahve Bin Hatır” pic.twitter.com/KZN6HAqug6
— Herkul (@Herkul_Nagme) December 15, 2021
Geçtiğimiz haftasonu başarılı bir Asa-yı Musa Kampı organize eden Risale & Hizmet Araştırmaları Merkezi, bu defa da İngilizce Sözler Kampı organize ediyor. 18-19 Aralık günlerinde gerçekleştirilecek kampta Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Sözler eserinden seçme bölümler okunacak. Anadili İngilizce okuyucular tarafından metinlerin okunmasından sonra alanlarında uzman isimler Sözler’de ele alınan temel konuları müzakere edecekler.
Risale & Hizmet Araştırmaları Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren Risale Academy’nin bu kampı, bir yıl içinde Risale-i Nur’un dört ana eserinin mütalaa edileceği “4 Mevsimde 4 Kitap” kamp serisinin ilki. Sözler kampına, Dr. Mahsheed Ansari, Dr. Mehmet Özalp, Dr. Yasir Bilgin, Dr. Züleyha Çolak, Dr. Muhammad Abdulghani, Dr. Salih Yücel ve Kerim Balcı gibi isimler müzakereci olarak katılacak. Kamp süresince yapılan Kahoot yarışmalarında dereceye giren kamp katılımcılarına sürpriz hediyeler verilecek.
Risale Academy’nin Sözler Kampında organize heyetinde bulunan Dr. Züleyha Çolak, bu kampın katılımcıları için İslami terminolojinin İngilizcelerini öğrenmek adına da bir fırsat olacağının altını çiziyor. Bu açıdan kampa katılım sadece yüksek düzey İngilizce bilenlere hasredilmiş değil. Organizatörlerden Kerim Balcı, kampla İngilizce bilgisi arasındaki ilişkiyi şöyle özetliyor: “Nasıl ki Risale-i Nur Türkçesi, Osmanlıcanın zenginliğinin korunmasını sağlamış, bizler de bu kamplarda İngilizcemizi geliştirecek, din-dili İngilizcenin inşasına katkıda bulunacağız. ‘Önce İngilizce sonra kamp’ değil, ‘önce kamp sonra İngilizce’…” Ayrıca kampın en heyecan verici özelliklerinden biri organizasyon ekibinin çoğunlukla anadili İngilizce olan gençlerden oluşması. Geçen hafta sonu düzenlenen Asa-yı Musa Kampı’nda binin üzerinde kişinin kayıt yaptırdığını söyleyen Balcı, Sözler Kampı’nın yurt dışında doğup büyüyen gençlerimize ve Türk olmayan Müslüman cemaatlere ulaşım için de büyük bir fırsat olduğunun altını çiziyor.
Risale Academy’nin Sözler Kampı’na katılım tamamen ücretsiz. Arzu, ihtiyaç ve ilgi duyan katılımcılar kamp hakkında daha fazla bilgiye ve kayıt modülüne buradan ulaşabilirler: https://www.respectgs.us/risale-academy/virtual-retreats/
Bir Sorgulama: Tecrit, Hapis ve Göç | Barış Cem Kaya – Dr. İsmail Yavaş
Hizmet gönüllüleri, son 6-7 yıldır topyekün bir tenkile maruz kaldı. Yüzbinlerce kişi sözde ‘terör örgütü’ üyeliğinden gözaltına alındı, tutuklandı. On binlercesi işinden mesleğinden oldu. Binden fazla eğitim kurumu kapatıldı. Yakın tarihin en büyük tenkil sürecine maruz kalan Hizmet gönüllüleri, zulümden kaçıp yeni ülkelere hicret ettiler.
Türkiye’de işinden, mesleğinden olan, takip ve tehditle yaşayan, gözaltına alınıp hapis yatan, hapishane sonrası sosyal ölüme terk edilen Hizmet gönüllüleri, hicret diyarında ise dilini, kültürünü bilmedikleri ülkede kamplarda yaşama başladı. Yaşananlar büyük travmalara yol açtı. Bir çoğumuzun psiklojisi bozuldu. Yaşananlardan sadece büyükler değil, çocuklarda etkilendi. Küçük bedenler, ağır yükün altına girdi.
Tecritle başlayıp, hapisle devam eden, göçle sonlanan yolculuğumuzda yaşadığımız ruhsal ve psikolojik sorunlarımızın çözüm yolları nedir? Sorusu hepimizin kafasını meşgul etti. Bu süreci yaşayanlardan biri olan Dr İsmail Yavaş, kafalardaki sorulara çözümler üretti. Sahasında uzman bir psikiyatr olan Dr İsmail Yavaş bu hafta Barış Cem Kaya’nın konuğu olacak. Katlanılması zor bir süreç yaşayan Hizmet gönüllülerinin içinde bulunduğu problemlerin çözümlerini anlatacak.
Hem uzman hem de süreci yaşayan biri olarak, sizlerden gelen sorulara cevap verecek. 2016 yılında Almanya’ya gelen Dr İsmail Yavaş, halen Westfalia Buildingzentrum e. V.’ de aile danışmanı olarak çalışmaktadır. Toplumsal rehabilitasyon ve eğitim konularında seminerler vermektedir. Psikodinami Yayınları’ından “Deryadan Damlalar” ve Şule Yayınlarından “Ben de Böyle Yaptım” isimli kitapları basılmıştır.
16 ARALIK 2021 Perşembe
⏰19.30 Berlin Saati
⏰21.30 İstanbul Saati
⏰13.30 Newyork Saati
⏰18.30 Londra Saati