Kalp ve ruhun hayat derecesine nasıl yükseleceğiz? | M. Fethullah Gülen Hocaefendi
Onları düşünmediğimiz tek gün yoktur! | M. Fethullah Gülen Hocaefendi
Allah Sevgisi 16 0:54 Şuayb (a.s) peygamberlerin hatibiydi. 2:04 Sana şevkten dolayı ağlıyorum Ya Rabbi! 2:40 Hiçbir şey boşa gitmez. Elverir ki biz istikametimizi koruyalım. 4;06 Dünyanın dört bir yanında şafaklar söküyor 4:35 Siz muhabbet fedailerisiniz 5:46Muhabbet fedaileri muhabbetle hareket etmemeliler 6:56 Onları düşünmediğimiz tek gün yoktur 8:04 Huzurun temsilcisi olalım
Tüm peygamberler Arap Yarımadasına mı gönderilmiştir? | M. Fethullah Gülen Hocaefendi
Tüm peygamberler Arap Yarımadasına mı gönderilmiştir? 1:55 Allah hiçbir devri boş bırakmamış her devre peygamber göndermiştir 3:28 Peygamberler sadece Arap Yarımadasında ortaya çıkmamıştır 6:36 Dünyanın her yerinde peygamber gelmiş olabilir 10:04 Peygamber olmayana peygamber demek küfürdür. Peygamber olana da peygamber değildir demek küfürdür 16:14 Sayısını bilmesek bile dünyanın pek çok yerine pek çok peygamberler gelmiştir
Ne kadar arzu ederdim öldürüleyim sonra tekrar dirileyim! | M. Fethullah Gülen Hocaefendi
Allah Sevgisi 15 1:52 Vuslat yolu, mutluluk yolu acıları duyurmayacak, hissettirmeyecek bir yoldur 3:30 Ne kadar arzu ederdim öldürüleyim sonra tekrar dirileyim! 4;48 Allah’ım etlerimizi keşke makaslarla doğrasaydın! 6:00 Takva dairesinde olanlar fevc fevc ötede cennete sevk olunacaklar 7:35 Rabbim vuslat arzusuyla gönüllerimizi doldursun
Namaz niçin beş vakit? 0:02 İbadet-ü taatte hikmet aramak abestir 1:15 Miracı teşrif ettiler denmez 2:05 Namaz kıldık, Allah bize şeref verdi 2:46 Efendimiz (S.A.V) miraca çıkana kadar da namaz kılıyorlardı 2:51 Hz. İbrahim’den geriye kalan Hanif dini ile amel ediyordu 3:48 Enbiya-i izam bir yönüyle, misali vücutlarıyla haydır 4:59 Beş vakit namaz sıdk ile eda edilirse 50 vakit sevabı vereceğini Allah vadediyor. 9:41 Ben istiyordum ki sen kapalı bir sandık olarak ahirete gidesin 9:54 Allah’ın en büyük ihsanı ihsanını hissettirmemesidir 11:20 Ubudiyeti eda ettiğiniz zaman şifreyi çözmüş olacaksınız
BASRİ DOĞAN | UITHOORN
Hollanda’nın Uithoorn kentine yerleşen Hizmet gönüllüleri, Hollandalı komşularıyla bir mahalle kahvaltısı düzenledi.
Kahvaltının planı, 15 Nisan’da Bilderdijkhof’daki toplum merkezinde düzenlenen iftarda yapıldı.
Güzel geçen İftar sonrası Uithoorn voor Elkaar ve Amsterdam Burgerhart Vakfı, bu tür buluşmaları devam ettirme kararı aldı.
Hollanda toplumuna katılımı ve entegrasyonu amaçlayan ve bu amaçla sosyal toplum faaliyetleri yapan Burgerhart Amsterdam Vakfı, bir kahvaltı programı düzenleme kararı aldı.
Uithoorn Semtevi başkanı Tamara Kwint, “Mahalle sakinlerinin birbirlerini kahvaltıya davet ettiklerini görmek çok güzeldi. Uithoorn belediyesinde 30 yılı aşkın süredir yaşayan bir dil koçu gönüllüsü, dil arkadaşı tarafından kahvaltıya davet edildi. Roodhalsgans’dan yeni gelen bir kişi komşularından kendisine katılmalarını istemiş ve böylece oda çeşitli sakinlerle doldu. Saat 09:50 civarında 40’tan fazla sakin masaya oturdu ve Burgerhart Amsterdam Vakfı gönüllüleri semt sakinlerini karşıladı. Amaçlarının belediyeye yeni gelenler olarak entegre olmak olduğundan bahsetti. Bunu duymak çok güzeldi” dedi.
Kahvaltı organizasyonunu başarılı bulan bir mahalle sakini de “Bu gün de güzel buluşmalar gerçekleşti. Mahalle sakinleri bilgi alışverişi yaparak evlerine birbirimiz için Uithoorn hakkında bilgi götürdü” diye konuştu.
Amsterdam Burgerhart Vakfı gönüllüleri, kahvaltı programlarının çeşitli bölgelerde de devam edeceğini belirtti.




Gazeteci Ekrem Dumanlı, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin edebiyata olan ilgisini son yayınladığı videoda anlattı.
Okuma Zamanı’nın bu bölümünde Hocaefendi’nin edebi yönünü anlatan Dumanlı, edebiyat bölümünde okumasına rağmen hayatında Hocaefendi kadar lugat kullanan birini daha görmediğini söyledi.
Dumanlı videonun tanımında, “Hocaefendi’nin şiirleri, kitapları. Amerikalı profesörle sohbeti ve İngilizcesi…Gülen’in yazılmamış romanı: Ve insan aldandı” ifadelerini kullandı.
Değerli dostlar, Süreyya Yayınları bu yaz çok güzel eserlere imza attı. Bunlarda biri Prof. Dr. Suat Yıldırım hocamızın “Çağın Bir Şahidinden” isimli esriydi. Bir diğeri ise Ahmet Kurucan hocamızın, “Hatırdan Satıra” kitabı. Şimdi de Hocaefendi’nin 1980 öncesi verdiği Cuma hutbeleri yazıya dökülmüş ve derlenip, “Gönül Nağmeleri HUTBELER” ismiyle neşredilmiş.
Ben, bu iman ve Kur’an davasını ilk defa Aydın İmam-Hatipte (1980) okurken sevdim. Siyer dersimize Vehbi Yıldız hocamız giriyordu. Mus’ab b. Umeyr’i ilk ondan dinlemiştim. O zamanlar yazılı yayın olarak sadece “Sızıntı” dergisi vardı. Hocaefendi’nin “Asrın Getirdiği Tereddütler” isimli soru cevap kitabı bile henüz yayınlanmamıştı. Onlar her ay dergide yayınlanıyordu. Bizler için o dönem varsa yoksa sadece Hocaefendi’nin 80 öncesi verdiği vaaz ve hutbelerdi.
Bu, son yayınlanan “Gönül Nağmeleri HUTBELER” o yönüyle benim açımdan bir nostalji oldu. Kitap beni kahve kokulu hayaller arasında o yıllara taşıdı. İçimden Hocaefendi gibi, “Hey gidi günler!..” diyesim geldi. Sahabe efendilerimize karşı kalbimizde oluşan sevginin ilk kıvılcımları o hutbeler sayesinde oluşmuştu. Ben derim ki, şayet çocuklarımızda yeniden bir sahabe sevgisi oluşturmak istiyorsak mutlaka bu kitabı okutmalıyız.
Kitapta da göreceğiniz gibi Hocaefendi, verdiği bu hutbelere başlamadan önce konuyla ilgili bir ayeti ser levha yapar. Sonra da o meseleyi asrı saadetten bir misalle taçlandırırdı.
Arkasından o meseleyi günümüze getirip işin bize bakan yönünü izah ederdi. Bizi, o hutbeleri defaatle dinlemeye sevk eden meselede buydu. Aslında Hocaefendi, sonraki yıllarda dillendirdiği Siyer Felsefesi mevzusunu daha o günlerde anlattığı hutbelerle örneklerini sunmuş bizlere. Kendisi zaten asrı saadetten örnek verme meselesini de şöyle açıklıyor: “Muhterem Müslümanlar! Devr-i saadeti kurcalarken, o asırdan misaller verirken, nazarımızı daima asrımızdaki hadiselere çevirmek, anlatılan şeylerin bu asırdaki durumuna bakmak, ona göre ders almak gerekir. Meseleler gönüllerimizde heyecan uyandırsın diye değil, bizi hislendirsin diye değil, bir hakikatin yüzünden perdeyi kaldırsın, o asırda görüldüğü gibi bu asırda da o hakikat görülsün diye anlatılmaktadır.” (s,308)
Ayrıca kitapta bir şeyi fark ettim ki, o da Hocaefendi’nin başladığı noktadan itibaren hiç değiştirmediği istikamet çizgisi. Bu dile kolay. Malumunuz insan bazen irticali konuşmalarda hissiyatına mağlup olur ve sonra aklının onaylamayacağı sözleri söyleyebilir.
Ancak Hocaefendi, yaşadığı o hissiyat tufanı içinde bile, akıl-mantık çerçevesinin dışına hiç çıkmamış. Bu inayeti İlahi olsa gerek. Çünkü bütün hayatı göz önünde olan ve her hali kayıt altında bulunan bir insanın bazen hata yapması muhtemeldir. Sanırım kitabı okuyunca siz de aynı kanaate varacaksınız.
Bakınız, 27’ci sayfada geçen şu ifadelerle, günümüzde üzerinde durduğu ifadeleri yan yan getirdiğimizde onun istikamet çizgisinin hiç değişmediğini görüyoruz. Önce o günlere ait şu ifadeleri okuyalım: “Evvela, Allah’ın dinine sahip çıkacaksınız. Razı olup yeryüzünde yaymak istediği dine… Onu, hayatınızın gayesi en tatlı hülyanız hâline getireceksiniz. Yatarken duanız, kalkarken münacatınız olacak. Sofrada besmeleniz, yemekten sonra hamdeleniz olacak. Tavafta duanız, Allah’a karşı sözünüz hâline gelecek. Mescitten içeriye girerken verdiğiniz ahd ü peymanınızın bir ifadesi olarak tecdid-i biatınız hâline gelecek. Dert hâline, sancı hâline gelecek.” (1 Şubat 1980)
Şimdi de bir kaç gün önce Whatsapp’ta Hocaefendi’den paylaşılan şu notlara bir göz atalım: “Tüm dünyada Gül bitirmek veya başağa yürümek için Allah sizi cebren dünyanın dört bir yanına saçtı; Cenâb-ı Hakk’ın nâm-ı Celîlini bütün dünyaya duyuracaksınız…”
Evet, âşığın her yerde maşukunu anlatması gibi Hocaefendi de bir ömür boyu çizgisini değiştirmeden Kur’an’ın tasrif üslubuna uygun her defasında aynı şeyi dile getirmiş.
Tekrar diyeyim. Bu kitaptaki hutbeleri, kendi sesinden defaatle dinlemiş bizler için nostalji olsa da, dinleme fırsatı bulamayanlar için hem bir bilgi kaynağı hem de ilk günlerde çekilen sancıların anlaşılması adına çok güzel bir hatıralar yumağı.
Sonuç olarak, benim kitaba dair yazdıklarım aslında, gözleri görmeyen bir âmânın Fil gibi büyük, iri cüsseli bir hayvanı tarif etmesine benziyor. Onun için tavsiyem, mutlaka bu eseri alıp, kendinizin okumasıdır. O zaman göreceksiniz ki, hutbe standartları içinde efradını cami ağyarını mâni bir şekilde konuları ele alıp muhataplarını nasıl ikna etmiş ve bu işe omuz vermelerini sağlamış.
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Ayrıca yıllar öncesinden bu hakikatleri kısa ve öz, bizlere anlatan Hocamızdan da Allah razı olsun. Rabbim sıhhat ve afiyet içinde uzun ömürler lütfetsin.
4. Türkçe Olimpiyatları’nda sıra dışı bir şey yaşanmıştı. Normalde her şiir okuyan öğrenciye orkestra canlı fon müziği desteği veriyor ve önceden çalışılıyordu . Ukraynalı Elvira ise 6 ay boyunca; babası, Türkçe öğretmeni ve müzik öğretmeninin el ele vermesiyle “Önden Giden Atlılar” şiirine özel bir fon müziğiyle hazırlanmıştı ve bu fon müziğiyle şiirini, o kadar bütünleşerek okuyordu ki orkestranın desteğini asla kabul etmiyordu. O’nun bu samimi ısrarına anlayış gösteren organize heyeti de şiirini, kendi fon müziğiyle okumasına izin vermişti.
Kader denk noktasında; Osman Sarı’nın bu şiiri; Ukrayna’lı Elvira’nın yorumuyla adeta destanlaşmış, asrımızın Sahabe gönüllü Hizmet hareketindeki insanların yaşadıklarının ve yaşayacaklarının güftesi olmuştu…
Hizmet gönüllüleri; bu şiirde kendilerinden çok şey bulmuşlar, şiiri gözyaşları içerisinde dinlemişlerdi. Gelin dostlar bu şiirde, gönül insanlarının neler bulduğunu bir kez daha hatırlamaya çalışalım… Şiirin minik yorumunu yapıp yazının sonunda da ilgili linkten Elvira’yı, o günlere hayalen kanat çırpıp tekrar dinleyelim.
Biliyor musunuz sizler hala yollardasınız: İster Yusufiyede, ister gaybubette, isterse de hicret diyarında olun “önden giden atlılar olarak” siz hep Allah’ın dosdoğru yolundasınız.
Önden Giden Atlılar Şiirinin Minik Bir Yorumu
Issız sıcak çölleri
Karşı karlı dağları
Çoktan aşıp gittiler
Kayboldular uzakta
Önden giden atlılar
Ben burada kaldım böyle
“Allah’ın davasında kazananlardan olmak için; erken kalkıp yola koyulmak ve önden giden atlı olmak esastır. Önden yola çıkanlar; gerektiğinde boynu bükük sevdiklerini geride bırakarak Hak yolunda yürürler.”
İşleri aceledir
Çok uzundur yolları
Bense geride kaldım
Yetişemedim size
Önden giden atlılar
Gittiler hep gittiler
“Allah rızasını kazanma ufkunda, hizmet erlerinin her zaman yapacakları mühim işleri vardır. “Bense” ifadesi ise boynu bükük geride kalanları sembolize eder: Her asırda hicret etmesinin önü kesilmiş mazlum insanlar vardır. Kimileri hapis köşelerinde kimileri gaybubette kimileri de bürokratik engellerin tuzağında… Ama onlar bedenleriyle hicret etmeseler de gönül dünyalarında öyle hicretler yaşarlar ki melekleri imrendirirler hallerine…”
Aştılar kızgın çölü
Toprak tükendi bir gün
Denize ulaştılar
Çektiler dizginleri
Kendileri dursa da
Atlar duramadılar
Çaresiz kalıp birden
At sürdüler denize
Önden giden atlılar
Önlerinde okyanus
Kızgın bir çöl arkada
Asıl içlerindedir
Zaptedilmez bir deniz
Önden giden atlılar
Teknik değişti diye
Bıraktılar atları
“Hakiki Hak yolcuları, soğuğa-sıcağa, şartların ağırlığına bakmadan işlerine devam ederler; bazen çöl bazen de kar-buz düşer nasiplerine, onlar şartlara aldırmadan ve her türlü olumsuzluğa rağmen yollarına devam ederler.”
Atlarsa bu kıyıda
Sanki sevgili gibi
Onları beklediler
Günlerce beklediler
Yeri yırtar ayaklar
Göğe fırlar başları
Nerden çıktı bu deniz
Bizi ayıracaklar
Önden giden atlardan
Sevgiliden daha zor
Ayrılmak bu atlardan
Buğulanmış gözlerle
Geri dönüp onları
Gemilere aldılar
“Davaları ve hizmetleri onların sevdalı küheylanlarıdır… Gönüllerini fethettikleri çocukların ve gençlerin boyunları bükük kaldı geride… Onları da yüreklerine koyup hasretleriyle yanarak ayrıldılar sahilden…
Sanki sevgili gibi
Önden giden atlılar
Üç gün duramadılar
Yaptıkları gemide
Karşı kıyıda yeni
Güzel atlar buldular
Yaktılar gemileri
Önden giden atlılar
Vardılar Kurtuba’ya
İnmediler atından
“Tarık bin Ziyad’ın askerleri, gemiye binmiş ve atlarını geldikleri sahilde bırakmışlar… Tarık bin Ziyad; İspanya’ya çıkar çıkmaz da gemileri yaktırıp ordusuna “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman…” tarihi sözünü ifade etmiştir. İspanya’da zaferler elde ederek yeni atlar bulmuş ve hicret yolculuklarına devam etmişlerdir. Asrımızın sevdalılarının da asıl içlerindedir; zaptedilmez denizler, okyanuslar, aşılmaz dağlar.. ve atlar yüreklerinde şahlanır; aşarlar engelleri uçaklarla, gemilerle …”
Gülle karşılandılar
Ne güzel atlar bunlar
Bunca yol çiğnediler
Çiçek çiğnemediler
Önden giden atlılar
Önden giden bu atlar
Seni gördüler kalbim
Sahabe atlar bunlar
Dünyanın beklediği
Önden giden atlılar
Önden giden atlılar
“Önden giden yiğitler; ablalar, ağabeyler gittikleri dünyada da boş duramadılar… hemen el uzatacak , kalplerini açacak yeni yürekler buldular … Gönüllerine düşen ‘bir gün döneriz’ gemilerini yaktılar öncelikle… Her biri kendi Kurtuba’sına ulaştı dönmemecesine bir daha…”
“Ulaştıkları diyarlarda gülle karşılandılar, sizler ne iyi insanlarsınız… iltifatıyla, yürekleri ısındı… Sahabe ruhlu bu insanlar; gittikleri ülkelerde bir çiçeğin bile boynunu büktürmediler.. Allah’ın bir lütfu olarak kendi kalplerinin berraklığıyla gülümsüyorlar yeni dostlarına ve dünyanın beklediği gül çiğnemeyen, gül yüzlü insanlar olarak selamlıyorlar yeni hayatlarını. “Gelin dostlar buraya tıklayarak Ukraynalı Elvira’yı bir kere daha dinleyelim …”
Kanada-Ekim 2023
Eğitim Hatırası