Yazarlar

Özlemek | Gökhan Bozkuş

Şurama batan” diyor şair,

Şurama batan

Özlem demeselerdi

Bıçak derdim.

Cemal Süreya

……

Özlemek

Beklemek

Boş duvarlara bakmak

Baktığın duvarlarda hep özlediğini görmek ve onu düşünmek.

Tarih boyunca yürekleri yakmıştır bu duygu. Birçok şiire de hikayeye de destana da bu duygu , bu tema annelik etmiştir. Bazen bir babanın sinesini yakmış ve gözlerini ağlamaktan kör etmiştir. Gelen her ses ona  acaba ‘YUSUF’ mu geldi dedirtmiştir. Bazen de dört yaşında minicik bir yavruyu mecnuna çevirip kendi kendine konuşur hale getirtmiştir.

Açsam tarihin defterlerini ve sıralasam…  sayfalar, defterler, ciltler, kitaplar yapar.

Özlemek, beklemek, ağlamak ve hasrete dair…

Yeryüzünün en şanlı ediplerinin mısralarını üst üste koysanız, içinde hasrete dair ne kadar öykü varsa hepsini ama hepsini en dokunaklı bir sesle okusanız ve bunu yeryüzünün en güzide tınısıyla besteleseniz son bir ayda izlediğim iki kısacık video kadar yakmaz yüreğimi.

Birini bir çoğunuz izlemiştir. Aylardır suçsuz yere tutuklanmış olan bir baba tahliye olmuştur okuldan çıkacak olan oğul beklenmkekte. Ve babasının eve dönüşünden habersiz oğlu içeri girer girmez salonda babasını görmekte. Adeta kanatlanırcasına babasına sarılmakta ve baba baba diye ağlamakta. Yüreğimizi yaksa da , gözlerimizi yaşartsa da bir vuslat olduğu için mutlu etti o görüntü beni. İzledim ağladım. İzledim yine ağladım ama mutlu etti o görüntü beni. Zira bir vuslat kokusu vardı.

Diğer videoda vuslat yok ama. Dört yaşında dünya güzeli bir melek balkona doğru gözlerini kapatıp ellerini açmış ve  “hokus, pokus…. gel… ne olur geeel”demekte. Daha sonra gözlerini açınca bir daha , bir daha aynı eylemi yapmakta. Sonuç olumsuz olunca sitemle annesine dönerek. O dünya güzeli dudaklarını bükerek. “yine gelmedi, yine gelmedi babam” demekte…

Ah prenses, ah dünya tatlısı kırçiçeği …

Bir filmden mi izledin bu sahneyi de “hokus bokus” yapınca babacığının geleceğini hayal ettin.

Ah prenses teknoloji çok gelişti, ulaşım imkanları çok ilerledi. Trenler, uçaklar, jetler …  neler neler…

Biliyor musun prenses senin düşlerine, senin rüyalarına, senin o çocuksu ve dupduru hayallerine ulaştıracak bir araç olsaydı ve yolculuk yapabilseydim dünyanda. Ellerini açarak beklediğin babana dair içindekileri resmedebilseydim prenses… yine gelmedi anne , yine gelmedi babam deyişini besteleyebilseydim prenses. Henüz dört yaşındasın ama sırtına binen yükün ağırlığını bütün matematik profesörleriyle bir araya gelip hesaplayabilseydim prenses…

Ah prenses ah… babanı çok özledin ve senin gibi binlerce minik göz var.  Sizler gözleri kapıda büyüyen nesillersiniz prenses. Sizler kulakları herdaim zilde olan nesillersiniz. Sizlerin hayallerini ne görecek göz var bende ne de tahayyül edecek yürek… Ah prenses ah… demek “hokus bokus” deyince geleceğine inandın babacığının. Sana bu duyguyu yaşatanları tarihe havale ediyorum prenses.

Özlemek

Beklemek

Ve

Hasret…

Peki ya babalar… Ya mağdur bir aileye yardım ettiği için karanlık bir hücreye atılan o küçücük hücrenin duvarlarını “yavrularım, yavrularım” diye çınlatan anneler…

Ya sırt çantasını atıp sırtına , bir bilinmezliğe doğru giderken geçiş yaptığı ülkede altmış gün cezaevinde tutulduğunda yeni doğmuş bebeğinin kokusunu, sesini hayal etmeye çalışan babalar…

Ya her gece yıldızlara bakarken acaba o da bakıyor mu şimdi bu yıldızlara diye hayaller kuranlar…

Babam ve Oğlum filminden bir çoğunuzun gözlerinin önüne evladını kaybeden babanın gömleğini parmparça ederek “benim yüzümden, benim yüzümden” dediği sahne gelebilir. Ama benim yüreğimi yakan sahne başkadır. Belki de birçoğunuz da o sahnede dayanamamış ağlamıştır. Hani Sadık babasını avluya çağırmış ve konuşmak istemişti. Tartışma alevlenirken Sadık henüz krize girip bayılmadan önce birşeyler söylemişti… İşte o sözler “hokus bokus…baba gel” diyen prensesin sözleri gibi saplanmıştı yüreğime…

“Gördüm baba, görmem mi hiç, peki sen … çocuğun büyüyeceğini görememek ne demek bunu bildin mi? Hiç bilir misin bu duyguyu? Hayat devam edecek, birileri yeni kitaplar yazacak okuyamayacaksın, yeni filmler çekilecek izleyemeyeceksin, sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken dinleyemeyeceksin… Bunlar kolay alışır insan; ama onu büyürken izleyememek, yanında olamamak”

Çocuğunu büyürken görememek, yanında olamamak…

Cemal Süreya ile başladığımız yazımızı Özdemir Asaf ile bitirelim.

Ben gözlem öykülerini az severim.

Gitsem gitsem,

Öyküleri özlem olan

Delilere giderim.

Kaynak: Gökhan Bozkuş | cizlavet.com

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı