Yazarlar

Öldükten sonra dirilme | Abdullah Aymaz

Bu hususta Onuncu Söz olan Risale-i Nur’dan  Haşir Risalesinden istifade ile soru-cevap şeklinde hazırladığımız  bir çalışmamızı sizlere arzetmek istiyorum.
Soru) Dünyada kalmamız mümkün mü?
Cevap) Hayır. Bizi burada durdurmazlar. Sevkiyat var. Aldanmakta fayda yok. Bulunduğumuz dünya gemisi âhirete doğru yol almaktadır. Kendi irademizle binmediğimiz bu gemide yolculuğumuz şimdilik devam etmektedir. Bizi bu gemiye bindiren Cenab-ı Hak, ilk insan Hz.Adem’den itibaren, gönderdiği kitaplar ve peygamberler vasıtası ile nereden gelip, nereye gittiğimizi, niçin geldiğimizi ve ne yapmamız gerektiğini bizlere bildiriyor. Ayrıca yaptığımız iyiliklerin boşa gitmeyeceğini, eğer Allah’a karşı işlerimizi dürüst yapıp hak ve hukuka riayet edersek, ebedi saadetlere hak kazanacağımızı da bildiriyor. Gideceğimiz ebedi saadetin durumuna gelince; dünyanın bin sene zevkli ve neşeli hayatı Cennetin bir saatlik saadetine bedel değil… Cennetin bin senelik saadeti Allah’ın cemâalini bir saat seyretmeye bedel değil… İşte böyle muhteşem bir saadete yolculuk var!
Soru) Anlamakta zorluk çektiğimiz bu durum bir misalle izah edilebilir mi?
 
Cevap) Bazı zihinler dünyanın bin sene saadetli hayatının bir saatlik cennet hayatına mukabil gelemeyeceğini kavrayacak bir ufka sahip olmayabilirler. Halbuki mesela, ana karnındaki bir çocukla konuşma imkanı olsa da şöyle denilse: “Bulunduğun bu anne karnındaki kanlı, dar ve karanlık yerin dışında dünya denilen öyle bir âlem var ki, buranın bir senelik hayatı, orasının bir saatlik saadetine mukabil gelemez.” Ana karnındaki sıkıntılı, dar ve zor şartlara alışmış bebek, bizim sözlerimizi aklına sığıştıramayacaktır. Halbuki o bebek doğup büyüdükten sonra kendisine “Burada bir saat yaşamayı mı, yoksa ana karnına dönüp öyle bir yerde bin sene yaşamayı mı tercih edersin?” denilse, “Asla öyle bir sıkıntıya katlanamam!” diyecektir. Aslında dünya ile Cennetin durumu da öyledir…
 
Soru) Ahiretin varlığını ne ile isbat edebiliriz?
Cevap) Aslında, ömründe hiç yalan söylememiş 124 bin peygamber ve Allah’tan gelen bütün mukaddes semavi kitaplar ahiretin varlığını anlatmışlardır. Ama biz bu konuda kainatta hükmeden bazı gerçeklerden hareketle ahiretin varlığını anlatmaya çalışabiliriz. Yani bilinen hakikatlar ile bilinmeyenleri isbatlama yoluyla…
 
Soru) Bilinenler yardımıyla bilinmeyenler nasıl bulunabilir? 
 
Cevap) Mesela biz Fibonnaçi sayı sistemindeki sırayı biliyoruz. Gelecek sayı önceki iki sayının toplamı oluyor. Misal olarak: 0,1,1,2,3,5,8,13,21,34,… Mesela bu dizide 5’in yerini boş bıraksalardı “Biz 2+3=5” diye hemen onu bulabilirdik. Veya 34’ten sonra 21+34=55 diye gelecek sayıyı bulabiliriz. Aynı şekilde elementlerin periyotlar cetvelini yapan Rus bilgini Mendeliyef periyodik cetveli hazırladığında keşfedilmemiş elementlerin yerlerini boş bıraktı. Ama o bulunmamış elementlerin atomik değerlerini rakamlarla ortaya koyuyordu. Elindeki elementlerin özelliklerine ait bilgilere dayanarak onları uygun biçimde listeye dahil etti. Sonra  da aynen Mendeliyef’in dediği özellikte o elementler keşfedildi.
 
Soru) Kainatta geçerli olan, merhamet, hikmet, adalet gibi hakikatlarla ahiretin varlığı nasıl isbat edilebilir?
 
Cevap) Allah’ın merhamet ve şefkatinin tecellileri her yerde kendisini gösteriyor. Cornel Üniversitesinden Dr. Arthur Aller, bir dişi serçe sürüsü üzerinde yaptığı araştırmalar neticesinde, bir anne serçenin yavruları için her gün şafak sökerken başlayıp akşamleyin güneş batıncaya kadar 1217 defa gıda aramaya çıkıp sefer yaptığını tesbit etmiştir.
Memeli hayvanların anne olanlarına baktığımız zaman da doğumdan sonra o âciz ve muhtaç yavruları için sütün ikinci gün gelmeye başladığını  görüyoruz. Gelen sütün miktarı da yavrunun büyümesine göre artmaya devam eder. Hatta besin olarak ihtiva ettiği kimyevi maddelerin oranı da artar. Büyüyen yavrunun böylece organlarının teşekkülü ve dokularının kuvvetlenmesi için şekerli ve yağlı maddeler de süt içinde günden güne ziyadeleşir.
Fakat kangurularda karşımıza bir problem çıkar. Çünkü kangurular yavrularını emzirirken tekrar ikinci doğumu yaparlar. Böylece yeni doğan yavru ile yedi veya sekiz aylık yavrunun besinlerinin ayrı ayrı olması gerekmektedir. Çünkü, süt küçüğe göre gelse, büyük beslenemez. Büyüğe göre gelse, küçük hazmedemez!.
Onun için bir memeden yeni yavru kendi bünyesine uygun, renksiz, berrak sütü içerken, diğer üç memeden de büyük yavru, yağ nisbeti fazla koyu sütten bol bol ve iştiha ile emmeye devam eder.
Şimdi sadece  annelerde tecelli eden merhamet böyle. Halbuki hayata gözlerimize açtığımız andan kapayacağımız ana kadar ömrümüz boyunca, yüz binlerce nimetler adeta bir gerdanlık gibi boynumuza takılmıştır. Güneş, teneffüs ettiğimiz hava, yemyeşil ağaçlar, bal hazırlayan arılar, ipek giydiren ipek böceği, renk renk ve apayrı tadda yiyecekler. Bizi çepeçevre saran bu merhamet tecellilerinden sonra, ağzına bir parmak bal çalındıktan sonra yüzüne yüz tokat vurulan çocuk gibi, insanların ebedi yokluğa atılması hiç bu merhamet ile telif edilebilir mi? Evet sonsuz merhamet isteği içinde bulunan insana, merhametin zevki kısa bir zaman içinde taddırıldıktan sonra ebedi yokluğa mahkum etmek hiç merhamete yakışır mı? Onun için kendisini Besmele’de Rahman ve Rahîm isimleri ile tavsif eden Allah’ın şefkati, ahsen-i takvim üzere yarattığı insanlar için ebedi bir saadeti hazırlamıştır.
Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu