Yazarlar

Önüme Altından Dağlar Yığsan da | İSMET MACİT

“Zulme uğradıktan sonra

Allah yolunda hicret edenlere gelince,

elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz.

Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür.

Keşke bilselerdi.”

 Nahl Suresi ,41

Acının, çilenin, ızdırabın bir rüzgar gibi başını yüreklere vura vura estiği günler. Mekke’nin ‘gözyaşı vadisine’ döndüğü; inanıyorum diyen insanlara tiranların alçakça saldırdığı, yüreklerin dağlandığı zamanlar. İnsanlık düşmanlarının mazlum müminlere her türlü işkenceyi reva gördüğü çile yılları…

Baskıların dayanılmaz hâle geldiği günlerdi. Hira’da Hz. Cebrail ile ilk buluşmasının üzerinden beş yıl geçmişti. İnanan insanlara yapılanları acı acı yudumlayan mahzun Nebi’nin mübarek dudakla- rından çöle iniltili bir ses gibi şunlar döküldü: “Habeşistan’a gidin. Orada halkına zulmetmeyen âdil bir hükümdar vardır. Orası doğruluk ülkesidir. Allah Teâlâ bir kolaylık gösterinceye kadar orada kalın.”

On bir erkek ve dört kadın Allah’ın geniş arzında kalpsiz tiranların şerrinden yüreğini memleket etmiş Necaşi’nin ülkesine doğru yola çıktılar. Aralarında Efendimizin (sav) kızı Hz. Rukiyye (ra) ve damadı Hz. Osman da (ra) vardı. Kafile Şuaybe Limanı’ndan gemiye binip memleket edinecekleri Habeşistan’ın Aksum Şehri’ne ulaştılar.

Necaşi aziz bildi misafirlerini. Sahibinden emanet kabul etti. Mekke’nin asilzadeleri, Amr ibn As’ı göndermişti Necaşi’ye, muhacirleri alıp getirsin diye. Amr hediyeler yığdı Necaşi’nin önüne. Necaşi, “Önüme altından dağlar da yığsan bu insanları sana teslim etmeyeceğim” dedi. Ve Habeşistan günleri başladı insanlığın bahtına düşmüş bu nurdan insanların. Hicret inanan toplumun ortak amelidir, kaderidir. Medeniyetler göçmenler tarafından aşılanır, büyür, gelişir. Rabbin yarattığı arzın tamamı hicret niyetiyle yola çıkanların memleketidir. Hasret ve özlem yürekleri yaksa da muhacir gittiği yere insanlık taşır, yüreğini götürür ve memleket eder bastığı toprakları.

Geride bıraktıklarındaydı yüreklerinin bir yanı. Geride bıraktıkları meraktaydı. Günlerce haber gelmedi bu kutlu kafileden. İlk haberi o taraftan gelen bir kadın getirdi. Efendimiz (sav) hepsinin hâlini sorduktan sonra “Kızım?..” dedi. Mahzun Nebi’nin (sav) hasret kokan nefesi rahmet olup dökülmüştü Mekke çöllerine. Kadın: “Damadını ve kızını gördüm. Damadın kızını bir merkebin üzerine bindirmiş, kendisi de merkebi sürüp götürüyordu.”

Allah Resulü (sav) çok sevindi kızından gelen bu habere, özellikle Hz. Osman’ın (ra) kızına adeta gözü gibi baktığına. Ve “Lût’tan (as) sonra ailesiyle hicret eden ilk kimse Osman’dır.” buyurdu.

Bu günlerde Hz. Rukiyye namzetleri, Mekke tiranlarının günümüz versiyonlarından kaçıp “halkına zulmetmeyen” ülkelere sığınıyor. Ve Allah Resulü’nün (sav) kızı Hz. Rukiyye ve damadı Hz. Osman için yaptığı dualar çağları aşıp son devrin mahzun yürekleriyle buluşuyor.

Rabbim hicret edip dünyaya yayılan, zalimler yüzünden ülkeden çıkamayıp gaybubet yaşayan, memleket hapishanelerinde çile çeken mazlumlara hakkıyla sahip çıkıp, bizi onların acılarını yürek- ten hissedenlerden eylesin.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu