Neden dolayı istişareler hakkıyla yapılmamaktadır? (1)

Yazar Hizmetten

Allah (cc) ayet-i kerimede namazı dosdoğru kılan, işlerinde şûrâ ile hareket eden ve infak edenleri methetmektedir.  “Onlar (öyle kimselerdir) ki, Rabbilerinin çağrısına icabet eder ve namazı dosdoğru kılarlar; onların işleri kendi aralarında şûrâ iledir; kendilerine rızık olarak verdiğimizden de infakta bulunurlar.”” (Şûrâ, 42/38) Kur’an’da Şura’ya verilen yüksek değerin bir göstergesi olarak namaz ve infak ile aynı çizgide ele alınmış olması gösterilebilir.

Fethullah Gülen Hocaefendi “Şura” başlıklı yazısında bu ayet-i kerimeden şu anlamları da çıkarmaktadır: “Bu itibarladır ki; şûrâyı önemsemeyen bir toplum tam mü’min sayılamayacağı gibi, onu uygulamayan bir cemaat de, kâmil mânâda Müslüman kabul edilmemiştir. İslâm dininde şûrâ, hem idare edenlerin hem de idare edilenlerin mutlaka uymaları lâzım gelen hayatî bir esastır. İdareci; siyaset, idare, teşrî ve toplumla alâkalı daha pek çok meselede istişarede bulunmakla; idare edilenler de, kendi görüş ve düşüncelerini idarecilere bildirmekle sorumlu tutulmuşlardır.”

Onu görmemezlikten gelen veya gözardı eden hiçbir toplum iflah olmamıştır…

Hocaefendi, devlet reisi veya başyüce, Allah tarafından müeyyed olup vahiy ve ilhamla da beslense, yine istişâre etme zorunluluğu bulunduğunu, bugüne kadar onu görmemezlikten gelen veya gözardı eden hiçbir toplumun iflah olmadığını ve ümmetin kurtuluş ve geleceğe yürümesinin meşverete bağlı olduğunu ifade etmektedirler.

Üstad Hazretleri, Hutbe-i Şamiye’de altıncı kelimede “Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir.” demektedir. Ona göre en büyük kıta olan Asya’nın en geri kalmasının önemli bir sebebi, o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.

Şura’nın ne kadar önemli olduğunu ise şu cümlelerle ifade etmektedirler: “haklı şûrâ ihlâs ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi, ihlâs ve tesanüd-ü hakiki ile, üç adam, yüz adam kadar millete fayda verebilir. Ve on adamın hakikî ihlâs ve tesanüd ve meşveretin sırrıyla, bin adam kadar iş gördüklerini, çok vukuat-ı tarihiye bize haber veriyor. Madem beşerin ihtiyacatı hadsiz ve düşmanları nihayetsiz, ve kuvveti ve sermayesi pek cüz’î; hususan dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla, elbette ve elbette, o hadsiz düşmanlara ve o nihayetsiz hâcetlere karşı, imandan gelen nokta-i istinad ve o nokta-i istimdad ile beraber hayat-ı şahsiye-i insaniyesi dayandığı gibi, hayat-ı içtimaiyesi de yine imanın hakaikinden gelen şûrâ-yı şer’î ile yaşayabilir, o düşmanları durdurur, o hâcetlerin teminine yol açar.

Hakiki ihlas sahibi, tesanüt içerisinde hareket edebilen ve meşvereti doğru olarak yapabilen on adamın, bin adamın yapabileceği işleri yapabileceği ifade edilmektedir. Günümüzde hak yolunda mücahede edenler ile onlara düşman olanların güçlerinin mukayesesi yapıldığında çok büyük bir dengesizlik olduğu görülmektedir.  Sebepler açısından ele alındığı zaman başarılı olmaları mümkün değildir. Dolayısıyla eğer bir takım muvaffakiyetler elde ediliyorsa, bunlar bahsi geçen hakiki ihlas, tesanüd ve meşverete sahip olan insanlara, Allah (cc) tarafından verilen inayetler ve lütüflardan kaynaklanmaktadır.

Suçluluk psikolojisine girer, etrafınızda suçlular arar ve neticede çevrenizde yıkmadık gönül, küstürmedik insan bırakmazsınız…

Hocaefendi “Ortak Akla Müracaat” başlıklı “Kırık Testi’de” bu hususu şöyle ele almaktdır: “Ortaya konulan işlerin ekmeliyet ve etemmiyet içinde yapılmasını sağlayan ve insanı hata ve yanlışlardan koruyan önemli bir disiplin de ortak akla müracaat edilmesidir. Günümüzde hem fert, hem toplum olarak pek çok problem sarmalıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Eğer bugün siz en muğlak problemleri bile çözebilecek istişare mekanizmasını işletmez, ortak akla başvurmazsanız ortaya çıkan zincirleme yanlışlar karşısında ezilir kalır, daha sonra da suçluluk psikolojisine girer, etrafınızda suçlular arar ve neticede çevrenizde yıkmadık gönül, küstürmedik insan bırakmazsınız. Suç da, kabahat de sizde olduğu hâlde, sürekli etrafınızdakileri suçlayarak kendinize olan güveni sarsar, onları kendinizden uzaklaştırır ve kaçırırsınız.

Hem Hocaefendi, hem de Üstad Hazretleri, Kur’an’dan ve Sünneti Seniye’den aldıkları derse binaen günümüzde o hadsiz düşmanlara karşı koyabilmek, o nihayetsiz hâcetleri karşılayabilmek ve en muğlak problemleri çözebilmek için yegane yolun istişare mekanizmasını işletmek olduğunu söylemektedirler.

Kararların içinde kendi fikir ve teklifleri yok ise işin içine girmez ve ellerini de taşın altına sokmazlar…

Hocaefendi, “Şura” başlıklı yazısında efendimiz’in (sav) her kesimden insanların fikirlerinden istifade ettiklerini ele almaktadır: “Efendimiz, hakkında nass vârid olmayan her meseleyi, kadın-erkek, genç-ihtiyar herkesle istişare ederdi ki, değişik sahalarda onca ilerlemeye rağmen, meşveret mevzuunda o gün ulaşılan noktaya henüz ulaşabildiğimiz söylenemez.”

Hocaefendi, Allah Resûlü’nün (sav) takip ettikleri istişare yoluyla, toplumun bütün fertlerinin iştiraklerini sağladığını ve işlerini sağlam temeller üzerine bina ettiklerini  aynı yazısında şöyle ifade etmektedirler: “Evet, Allah Resûlü, her meseleyi ashabıyla istişare ederek onların düşünce ve görüşlerini alıyor, planladığı her işi mâşerî vicdana mâlediyor ve onun hissiyat, duygu ve temayüllerini âdeta blokaj gibi kullanarak karar verdiği işlere mukavemet açısından ayrı bir güç kazandırıyordu. Yani yapılması planlanan işlere, herkesin ruhen ve fikren iştirakini sağlayarak projelerini en sağlam statikler üzerinde  gerçekleştiriyordu.”

Fikirler ancak hakiki meşveretle mâşeri vicdana mâledilebilir.  Bu sayede alınan kararlara herkesin canhıraşane sahip çıkması sağlanabilir. İstişarenin hakkı verilmeyerek ortaya konan işler temeli sağlam olmayan binalar gibi yıkılmaya mahkumdurlar.

“İdeal İstişare” yazısında Hocaefendi bu hususta önemli tahşidatlar yapmaktadır: “Umumu ilgilendiren karar ve faaliyetlerde meselenin umuma mâl edilmesi adına meşveret çok önemlidir. İnsanlar bir mevzuun içine kendi fikirlerini kattıklarında –bu, minnacık bir fikir de olsa- kendilerini o işin içinde görür ve o yük ağır da olsa ellerini o yükün altına sokarlar. Fakat bir mevzu ile ilgili alınan kararların içinde kendi fikir ve teklifleri yok ise, kendi akıl ve düşünceleriyle o meseleye bir katkıda bulunmadıysalar, işin içine girmez ve ellerini de taşın altına sokmazlar. O halde yapılması gereken, yapılacak işlerin ağır bir defineyi taşımak gibi algılanmasını sağlamak ve pek çok omuzun işin altına girerek yükü hafifletmesi için fikir planında insanların meseleye iştiraklerini temin etmektir.”

İstişarenin hakkını vermeyen insanlar hakkında Hocaefendi önemli bir tesbitte  bulunmaktadır: “İş ve planlarında kendi fikirleriyle yetinen, hatta onları zorla diğer insanlara da kabul ettirmeye çalışanlar, önemli bir dinamizmi elden kaçırdıkları gibi, çevrelerinden de sürekli nefret ve istiskal görürler.”

Kendi fikirleriyle yetinen, bunları zorla başkalarına dikte etmeye çalışanlar, meşveretin sağlayacağı çok önemli faydaları kaçırırken, diğer taraftanda bu davranışları sebebiyle çevrelerinden nefretlere, hakaretlere ve düşmanlıklara maruz kalmaları kaçınılmaz olacaktır.

İstişare ve İsyan Ahlakı…

Hocaefendi, Şûrânın kendine göre vaad ettiği bir kısım neticeleri ise şöyle ifade etmektedirler: “toplumun fikir ve müdahale seviyesini yükseltmek.. her yeni hâdisede onun görüşlerini alıp ona kendi önemini hatırlatmak, hatırlatıp alternatif düşünce üretmeye sevk etmek.. İslâm’ın geleceği adına, şûrâ prensibini dinamik olarak sürekli gündemde tutmak.. bir ölçüde hemen her hâdise münasebetiyle, “Sevâd-ı Âzam”ın (ekseriyetin) idareye katılmasını sağlamak.. halkın idareyi kontrol edip, gerektiğinde onun idarecileri sorgulaması şuurunu canlı tutmak.. yöneticilerin sorumsuzca davranışlarını engelleyip tasarruflarını sınırlandırmak…

Hakiki istişareler sağladıkları bir çok faydanın yanı sıra toplumun önemli bir kesiminin karar alma süreçlerine iştirak etmelerinin sağlanması ve yöneticilerin keyfi davranışlarının engellenerek kontrol edilebilmeleri ve böylece güç zehirlenmelerine giden yolların kapatılmasına da imkan sağlamaktadır. Böylece halkı oluşturan fertler idarecilerini kontrol edebilecek ve onlar yanlış yaptıklarında onları sorgulayabilecek  bir şuur ve potansiyele sahip olabileceklerdir.

İşte o zaman, Hz. Ömer’in (ra) “Ben yanlış yaparsam ne yaparsınız” hitabına “Eğer yanlış yaparsan, seni bu eğri kılıçlarımızla doğrultmasını biliriz” diyebilecek fertler yetişecek ve böyle bir mukabeleye karşı “Allah’ım sana hamdolsun ki, yanlış yaptığımda beni düzeltecek bir cemaat lütfettin” diyerek memnuniyetini ifade edebilecek Hz. Ömer gibi idareciler olacaktır.

Sahabe efendilerimiz’in (r.anhum) her gördükleri yanlış ya da anlayamadıkları hususları sorguladıklarını görürüz. Hz. Ömer (ra) yeni bir elbise giyip hutbeye çıkıp “Dinleyin ve itaat edin!..” deyince, cemaatten biri “Ey Ömer, seni dinlemiyoruz ve sana itaat de etmiyoruz! Ganimetten herkese eşit kumaş düştüğü halde, ben o kumaşı evde evirdim çevirdim, kendime bir elbise çıkartıp diktiremedim. Ama bakıyorum ki sen kendine o kumaştan bir elbise diktirebilmişsin. Milletin malından bana yarım, sana tam; bu nasıl oluyor?” diye itiraz etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ömer’in (ra) oğlu Abdullah (ra), kendi payı ve babasına düşen payları birleştirip bu elbisenin diktirildiğini anlatınca, aynı sahabi “Şimdi konuş ey Ömer, artık seni dinler ve sana itaat ederiz!” demişti.

Benzer şekilde Hz. Ömer (ra) evlilikte verilen mehirlerin çok fazla olmaması gerektiği ile ilgili hutbe irâd ederken yaşlı bir kadın sahabiye (r.anha) ayağa kalkar ve Kur’an’dan bir ayet-i kerime okuyarak mehirlerin fazla verilmesine izin verildiğini ifade ederler. Buna mukabil Hz. Ömer (ra) kendi kendine “Yaşlı bir kadın kadar dahi dinini bilmiyorsun!” diyerek hemen geri adım atmasını bilmişlerdir. Onlar için hakkın hatırı her şeyden önemliydi. Böyle bir toplumda idare edenler yanlış yaptıklarında onları düzeltecek isyan ahlakına sahip insanlar vardır.

İnşaAllah sonraki yazıyla devam edelim…

Not: İki aydır Twitter kullanıyorum…    Twitter adresim: @osman_sah

http://www.tr724.com/neden-dolayi-istisareler-hakkiyla-yapilmamaktadir-1/

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...