Yazarlar

Müminin Rekabeti ve Faust-Mefisto | RECEP ATICI

“Hazmedilememeyi hazmetmek, sindirilememeyi sindirmek, yumruk sallayana yumruk sallamamak, baş sallayana baş sallamamak sizin vazifeniz. Her gün sıkıntılar katlanarak artacak, durum daha da zorlaşacak. Hissî rekabetler haset sınırına dayanacak. Şok yaşamamanız için şimdiden görmek lazım bunları. Bazen müminin rekabeti kâfirin küfründen daha fazla zarar verir.”[1]

Hocaefendi, bu ifadeleriyle üzerimize doğru gelen Tsunami’yi çok erken fark etmiş ve basiret ehlinin de dikkatini çekmiş. Gerçi bunu görmek için basiret ehli olmak gerekmez. Zira “umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır[2] fehvasınca gaye-i hayali bütün insanlığı hayra, iyiliğe ve güzelliğe davet etmek olan kimselere karşı kıskançlık ve rekabet yolun kaderi olup sanki genel bir kaide gibidir. Bir de bu işin fikir mimarı, başkalarına göre sıradan görünüyor ve düşünceleri makul bulunup âlem tarafından kabul görüyorsa, o zaman baştan Habil olmayı kabullenmeniz gerekir.

Bu meyanda insanlık tarihine bakıldığında, “Goethe’nin “Faust-Mefisto” oyunu, yani insanın şeytanla olan mücadelesi, ilk defa şeytanın Hz. Âdem’e olan düşmanlığı ile başlamıştır. Bu, aslında iman-küfür kavgasıdır olup insan nesli var olduğu sürece kıyamete kadar da “Faust-Mefisto” oyunu aralıksız devam edecektir. Bu oyunun figüranları sadece cinnî Şeytanlar (Kehf;18/50) değil, aynı zamanda insî şeytanlar da (En’âm, 6/112) bu oyuna dâhil olacak ve gerçek şeytan hiçbir zaman bilinemeyecektir.

Mefisto, Hz. Âdem’den sonra da evlatları Kabil’in, Habil’i öldürmesiyle oyun kurmaya devam etmiştir.(Mâide; 5/27-31) Peygamber nesli olan Kabil, Habil’i kıskanmış, hırs ve hasedinin kurbanı olmuş ve kardeşini öldürmüştür. Aynı psikolojiyi Hz. Yusuf’un kardeşlerinde de görmek mümkündür. Onlar, lakabı İsrâîl (Meryem 19/58) olan ve bu yönüyle bütün İsrâiloğulları’nın ceddi konumundaki babalarının sofrasına oturmuş olsalar da huy ve karakterlerine sirayet eden kıskançlık ve rekabet marazından kurtulamamışlardır. Kur’an, onları anlatırken şöyle der: Hani o kardeşler; “Biz güçlü kuvvetli olmamıza rağmen, babamız evlatlarını sevme noktasında Yusuf ve kardeşini bize tercih ediyor. Kanaatimizce Babamız apaçık yanılgı içindedir. Yusuf’u öldürün ya da bir yerlere atın ki, babanızın muhabbeti size dönsün. Sonra da (tövbe eder), salihlerden oluruz.(Yusuf; 12/8-9) Burada görüldüğü gibi insanda cibillî olarak hemhudut olan gıpta-haset, iyi tespit edilip hayra yönlendirilemezse, -nebi evladı bile olsa- telafisi mümkün olmayan sonuçları netice verebilir.

Tarih süzüldüğünde, bu genel kaidenin kıskacından kurtulamamış pek çok mümin görmek mümkündür. Bütün bu hadiselerde karşımıza çıkan netice ise kıskançlığın, diğer adıyla rekabetin nicelerini baş aşağı cehenneme sürüklemesidir. Malumunuz, Ebu Leheb Efendimiz(sav)’in amcasıdır. Oda rekabet hissiyle Efendimiz (sav)’i kıskanılmış ve Bedir’de, Efendimiz(sav) galip geldiğini duyunca kahrolmuş ve tepetaklak cehenneme gitmiştir.

Efendimiz (sav)’den sonra koşusuna devam ettiren Mefisto, Efendimiz (sav)’in torunu Hz. Hasan’ı kendine hedef seçse de o, bu oyun neticesinde büyük bir fitnenin çıkacağını fark eder ve halifeliği Muaviye’ye bırakarak şeytanın oyununu bozar. Ancak buradan umduğunu alamayan Mefisto, bu sefer Hz. Hüseyin’i hedefe koyar ve oyunun figüranı Muaviye’nin oğlu Yezîd’dir.  O, halifeliği şahsında saltanata dönüştürür ve bu yüzden Hz. Hüseyin ona biat etmez. O da bu durumu hazmedemez, şuuraltında biriktirdiği kıskançlık ve hasedi Mefisto yardımıyla intikama dönüştürür. Şimir ve Küfe halkının da desteğiyle, Hz. Hüseyin’in başını gövdesinden ayırtır.

Kur’an ve tarihe ait bu misalleri noktaladıktan sonra günümüze gelirsek, tarihî tekerrürler daimî perspektifinde her şey misliyet çerçevesinde aynıyla cereyan ediyor ve “Biz bu filmi daha önce izlemiştik” dedirtiyor. Dolayısıyla “Hz. Âdem’e secde emrine isyan bayrağı açan şeytan ne ise, günümüz Mefisto’ları da onun izinden giderek hemen her gün, iyiye-güzele başkaldırmaktalar. İman ve Kur’an davasına musallat olan bu mülhitler, hak ve adalet bilmez tiranlar, masum insanlara şeytanların yapamadıklarını yapıyorlar. Öyle ki, düşünceleri olabildiğine kirli, içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu şer şebekeleri, kendileri gibi düşünmeyen herkese saldırmakta, istediklerini göklere çıkarırken istemediklerini de yerin dibine batırmaktalar. Bundan daha kötüsü ise mesailerini zâlim ve müstebitlerin güdümünde sürdüren bu talihsizler, hep başlarındaki tiranların emellerine hizmet etmekteler.

Evet, bu, dün böyleydi, bugün de değişen bir şey yok. Misal mi istiyorsunuz buyurun: “Yan odada namaz kıldığı halde mazlumlar hakkında mahkûmiyet kararı vererek terfi bekleyen hâkimler. Peygamber yolunun yolcularını fırak-ı dâlle diyecek kadar aklını yitirmiş teologlar. Terör arttıkça oylarımız artıyor diyecek kadar gözü dönmüş neo hariciler. Hırsızlığa, “Zarar-ı âmmı def için zarar- hâss ihtiyar olunur” fetvası veren ulemâü’s-sû. Okul kapatmak için ülke ülke gezen sözüm ona kendisini Halife zanneden Tiran bozması mük’âp cahil ve hampaları… Evet, hepsi ama hepsi hakikatin başını gövdesinden koparan birer Yezid, birer Şimir’dir.

Netice olarak, Goethe’nin “Faust-Mefisto” oyunu, hâlâ hükmünü icra ediyor. Bu oyunun gereği bazı insanlar, rekabet hissiyle akla hayale gelmedik düşmanlık yapıyorlar. Ancak bizler ilk paragrafta denildiği gibi hazmetmeyi bilmeli ve karakterimizin gereği kapıları kapatmamalıyız. Yaşadığımız bu sıkıntıları vicdan taşıyan herkese anlatmalı ve vazifemizin gereği güneşin doğup battığı her yere gaye-i hayalimizi duyurmaya çalışmalıyız. Sırattan geçmek kadar zor olsa da bu bizim sevdamız diyerek geride kahraman veya cani arama yerine yaraları sarmalıyız.

[1] Ahmet Kurucan, “Zaman Gazetesi”. Bu Ne Hazım Allah Aşkına!

[2] Bediüzzaman, “Lem’alar”, Söz Yay. 2020, s. 268

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu