Yazarlar

Mukaddes Vazîfe – 1

Mehmet Ali Şengül`ün kaleminden

Bütün insanlar, dünya mektebinin talebeleridir. Talebe, seviyesine göre mutlaka imtihana tabî tutulur. Çünkü, kim dersine çalıştı; kim atâlet, meskenet içinde keyfine, rahatına ve menfaatlarına takıldı? Kim enâniyet, gurur ve kibirine esir oldu? Bunun ortaya çıkarılması ancak imtihanla anlaşılır.
Bununla beraber başa gelen musibetler, illâ hatânın neticesi değildir. Büyüyen ağaç budanır. Budanmazsa dallar zayıflar ve meyve vermede zâfiyet yaşanır. Budanması lâzımdır ki, daha güzel meyve versin. Binâenaleyh başa gelen birtakım sıkıntı ve musibetler, -şayet sabırla karşılanır ve isyan edilmezse- fert aile ve toplumun olgunlaşmasına ve kemâlatına vesiledir.
Mü’minler, hizmetlerinin önü kesilmesin, hep aşkla, şevkle ve zevkle hizmet edilsin, muhtaç gönüllere ulaşılsın, herkes îmânını kurtarsın gayreti içinde olabilirler ama; Allah (cc), kim neye lâyıksa onu takdir eder. Önemli olan insanların sebeplerde kusur etmemesi, kaderin verdiği karara da itiraz etmeden üzerlerine düşeni yapmış olmalarıdır.
 
     ‘Deme şu niçin şöyle,
      Yerincedir ol öyle,
      Bak sonuna, sabr eyle.
      Mevlâ görelim neyler,
      Neylerse güzel eyler!’      
     (İbrahim Hakkı Hz.)
İslâm’ın en büyük gâyesi, tevhid ve Allah’a îman esâsıdır. Bütün peygamberlerin ve Allah Resûlü’nün (sav) tebliğle vazifelendirilmelerinin temelinde bu vardır. Onlar, bütün hayatları boyu tevhid için, insanların kalplerinin bu hakîkate uyanmalarını sağlamak için mücâdele vermişler, başlarına gelen beşer tâkatinin fevkindeki sıkıntılara bunun için katlanmışlardır.
Devr-i saâdetten bu güne, başta Sahâbe Efendilerimiz (r.anhüm) olmak üzere, bütün müçtehidler, müfessirler, muhaddisler, mürşitler, kendilerini îman ve Kur’ân’a adayan mücâhitler; maddî- mânevî bütün imkanlarını bu davâya adamışlar, kendilerinden beklenenleri yapmışlar, ruhlarının ufkuna bu şuur ve dertle yürümüşlerdir.
Helâket ve felâketlerin ruhları sardığı, insanların, hususiyle gençlerin, zillet ve sefâlete mahkum hâle geldiği bir asırda, bir hırka, bir lokma, bir torba, bir bardak su ve çaydan başka, dünyâ adına hiçbir şeyi bulunmayan Hz.Üstad, dağlarda, ağaçların dallarında kuşların tüneyip uyuduğu gecelerde bile sürekli uyanık kalmıştır.
O’nun bütün derdi, rüyâsı, hülyâsı; Tevhid nurunu muhtaç gönüllere duyurmak, insanlığı küfür, dalâlet ve zulüm karanlığından kurtarmak, dîn-i Mübîn-i İslâm’ı ilân etmek, ölü gönülleri ihyâ etmek olmuştur.
Hz.Üstad’a hal ve hatırı sorulduğunda; ‘Bana ızdırab veren yalnız İslâm’ın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukâvemet kolaydı, şimdi tehlike içerden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi mukâvemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basîret gözü böyle körleşirse,  îman kalesi tehlikededir.’
‘İşte benim yegâne ızdırâbım budur. Yoksa, şahsımın  mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da, îman kalesinin istikbâli selâmette olsa!… Onun için ben yalnız îman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum’ diye cevap vermiştir. (Tarihçe-i Hayat)
Efendimiz (sav); ‘Cihad, (küfür-iman kavgası) kıyâmete kadar devam edecektir’ buyurmuşlardır. (Buhâri)
Hz.Âdem’den (as)  bu güne kadar gayz, kin ve nefretleri bitmeyen küfr-ü mutlakın, ehl-i dalâletin, zâlimlerin, fâsık, fâcir ve münâfıkların, hususiyle kisve-i İslâm’a bürünmüş, öyle görünen ihânet şebekelerinin;  irtikap ettikleri akla hayâle gelmedik zulümleri çok acıdır.
Târihin derinliklerinde; arenalarda aç aslanlara yem yapılan, diri diri keskin demir tırmıklarla etleri kemiklerinden ayrılan, ağaçlara bağlanıp testerelerle kesilerek, kaynayan suda boğularak, ateşlerde yakılarak şehit edilen inananlar hep olmuştur.
Efendimiz’e (sav), Sahâbe-i Kiram (r.anhüm) Efendilerimiz’e, hususiyle ‘Cennet Reyhanları’buyurup  omuzlarında büyüttüğü torunlarına yapılanlar tahammül edilir gibi değildir.
Arkasında namaz kılan, müslüman görünen insanların, Hz.Hüseyin’in (ra) kafasını gövdesinden ayırmaları.. Ve bugün benzer şekilde yaşanan zulümler.. Hepsi gösteriyor ki, dünyâ bir imtihan yeridir.
 -Devam edecek-

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu