Yazarlar

Mehmet Ali Şengül Hocamız | Abdullah Aymaz

Muhterem ve merhum Mehmet Ali Şengül Hocamızla tanışıklığımız 1960’lı yılların başlarına dayanır. İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Talebe Yetiştirme Derneği’nin yurdunda kalıyorduk. Yaz tatilinde 15 gün tatil yaptıktan sonra tekrar yurda döner ve iki-iki buçuk ay süren yaz kurslarına katılırdık. Her sene yazın bir haftalık Bergama taraflarındaki Aşağı Şakran köyünde kamp yapardık. Hemen denizin bitişiğinde olan bu köyün câmisine yurdun taşınabilir bütün lüzumlu eşyalarını getirir öğleye kadar hem derslerimize devam eder hem de öğleden sonra denize girerdik. Bir kamp sonrası eşyaları yükleyip yurda döndük. Gece vakit yatsı namazını her zaman olduğu gibi cemaatle kıldık. Namazı kadife sesli, hoş edâ bir tilavetle genç bir ağabeyimiz kıldırdı. İşte o mübarek gül letafetli ağabey, Mehmet Ali Şengül’dü. Kur’an-ı  Kerim’i  fem-i muhsinle okuyan kavl-i leyyin, hâl-i leyyin, tavr-ı leyyin sâhibi o ağabeyimizi ve yatsı namazını hiç unutmadım.
Yaşar Tunagür Hocamız Kestane pazarı camiinde Cuma günleri vaaz ederken onun meşhur müezzini de bu gül tabiatla ağabeyimizdi…
Şengül Ağabeyimiz Mısır’da okumayı arzu ediyordu. Ama Yaşar Hocamız onu hep engelliyor, burs imkânlarını da temin edip, “Yaşar Hocam, her şey tamam, haydi bana izin ver…” dediğinde, “Sen hoca sözü dinle” diyordu. Bunun hikmetini Şengül Hocamız seneler sonra anlıyor. Meğer kendisinden sonra Kestanepazarı’nın başına getirmek istediği M. Fethullah Gülen Hocamıza yardımcı olsun diye Şengül Hocamızı orada tutmak istiyormuş.
Hocaefendi 1966’da İzmir’e geldikten sonra Şengül Hocamız, kendisiyle hemen kaynaşıp özel dersler almaya başladı. Daha sonraları hep yardımcısı, bizlerin de ağabeyi oldu.
Mükemmel bir Kur’an hafızlığına ve beliğ bir hitabete mazhar olan Şengül Hocamız, bizlerin hep önünde ve Büyüğümüzün de hep yanında oldu.
İçten-dıştan pek çok sıkıntılara, devlet içindeki cibilli İslam düşmanlarından işkenceler ve birkaç sene süren baskıcı takipler gördü.
Kendisini yakından takip eden İzmir Çocuk Islahevi  Savcısı tarafından uzun zaman suçlu gençlere vaaz ve nasihatta bulundu. Pek çok gencin ıslahına, tahsiline vesile oldu. Bazılarının birer meslek sahibi olup topluma faydalı bir uzuv haline gelmesine de rehberlik yaptı…
Cömert  ve asil davranışları ile İmamlık yaptığı Bozyaka’da 1971 Muhtırasında hapse düşen solcu gençlerden pek çoğu için de manevî bir yol gösterici rolü oynadı.
İzmir Mersinli sanat okulu civarında bir câmide imamlık yaparken bazı öğrencilere elinden gelen maddî-manevî hizmetlerde bulunurken aylarca kendisini takip eden devletin vicdanlı bir istihbarat elemanı “Ne yazık ki, sizin gibi fedâkâr bir vatan evladının peşine bizleri takiple meşgul ediyorlar. Bir gün baktım bir öğrenci geldi abdest alıp namazını kıldı. Giderken siz onun ayakkabısının delik olup su aldığı ve çoraplarını da ıslattığını fark ettiniz. Ona “Biraz bekle, geliyorum” dediniz ve evinize gidip sağlam çorap ve ayakkabı getirdiniz. Sizden bu ülkeye nasıl bir zarar gelebilir ki?!.” diyor.
1980 İhtilali sonrası bazı mihraklar, içten bazılarını kullanarak Hizmet’i bitirmek için harekete geçtiler. İzmir’de ev ev dolaşıp ileri gelen ağabeyleri –bu süreçte olduğu gibi- iftiralarla karalıyorlardı. Doğrudan Hocaefendi’ye bir şey diyemedikleri için işte “Etrafında muhteris birileri var, işe yarayacak herkesi değirmen gibi öğütüyorlar. Sizleri de bitirecekler.” diyorlardı. Mehmet Ali Şengül Hocam, “Arkadaşları bilhassa önemlileri toplayıp bir dinleyelim” dedi. Toplandık onları dinledik. Sonra Şengül Hocam onlara dedi ki: “Eğer sizlerin her birerlerinizi, kendimden daha iyi ve daha üstün olmanızı istemiyorsam, şahit olun Allah beni kahretsin!” dedi. Şaşırıp  kaldım. Bu söylenebilecek bir şey değildir. Çünkü öyle değilseniz dünya ve âhiretiniz mahvolur. Bu söz onun ne kadar samimi bir insan olduğunu gösteriyor. Onun için kendisini, hep önde, hep bir denge insanı, hep fedâkar ve cefâkâr bir rehnûmâ olarak gördüm. Cenab-ı Hak, Cennet-i Firdevsini nasip etsin.
Avrupa’da Asya’da çok büyük gayret ve hizmetleri olmuştur. Hizmet erleri olarak hepimiz üzerinde büyük hakları vardır. Vefatından bir gün önce, ondan da on gün önce yoğun bakımda yanına girmek nasip oldu, haklarından helallik diledim. Konuşamıyordu. Zaten hiçbir organını kıpırdatamıyordu ben konuşurken gözlerini açıyor, konuşmam bitince kapatıyordu.
Kendisinin çok güzel hatıraları olduğu için sohbetlerden pek çok güzel şeyler dinliyorduk. Bir gün dedim ki: “Hocam sizden dinlediklerimle köşemde pek çok yazılar yazdım. Siz kendiniz bunları yazıp kitaplaştırsanız.” Önceleri pek oralı olmadı. Sonraları çok ısrar ettim ve bir gün kalın bir defter alıp bir çok soru yazdım. “Sizden Allah rızası için bunların cevabını istiyorum” dedim. Kaçıp kurtulacak bir çaresi olmayınca sorulara cevap olacak şekilde hatıralarını yazmaya başladı. Zannediyorum 600 sayfayı aşkın bir şey meydana geliyordu. Hâlâ yazmaya devam ederken salgına yakalandı…
Bu hatıralar bitmeden zaten onların içinden iki kitap çıktı ve basıldı. İnşaallah kalanları da kitaplaştırıp istifadeye sunulur…
Bu münasebetle Cenab-ı Erhamürrahimin’den kendisine rahmetler diliyorum, en başta Hocaefendi’ye, Şengül abinin eşine, evlatlarına  ve en yakın akraba ve dostlarına baş sağlığı temenni ediyorum. Hizmetimizin bütün mensuplarının başları sağ olsun. Cenab-ı Hak hepimize sabr-ı cemiller versin… Âmin.
Kaynak: Abdullah Aymaz | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu