Mizan

Kutlu Zaman Dilimi | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Ramazan-ı şerîf, bilindiği gibi, Kur’an-ı Kerim’in nâzil olduğu ay olması itibarıyla mübarektir. Denebilir ki, Efendimiz ile alakalı bir sözde ifade edildiği ve “O’nun vilâdeti, dünyaya teşrifleri, insanlığın yeniden dünyaya gelişi demektir.” dendiği gibi bir kutsiyet söz konusudur. Bu açıdan da Kur’an-ı Kerim ile -esas- insanların insan olması söz konusu ise, insanlığın Cenâb-ı Hakk’a yönelmesi Kur’an sayesinde oluyor ise, onun nazil olduğu ay Ramazan-ı Şerif, belki en kutlu bir zaman dilimi demektir. Belki onun her gecesi, ayrı bir Kadir gibidir; fakat Sâhib-i Şeriat tarafından bir gecesine tahsis edilmiş Kadir Gecesi.

Şimdi onun -bir yönüyle- arefesinde bulunuyoruz; işte iki-üç gün sonra… Belki gölgesi şu anda başımızın üzerinde, yavaş yavaş hissetmeye çalışıyoruz ama dehrin hadiseleri karşısında belki böyle gönülden sahipleneceğimiz şekilde değil. Belki o duyguyu şimdi tetiklemek lazım insanlarda. Adeta hiçbir virüs insanlığa musallat olmamış, hiçbir veba ve tâûn insanlığa musallat olmamış… Her şey yerli yerinde, aynı zamanda hadiseler süt-liman… Dolayısıyla biz böyle bir hava içinde Ramazan-ı Şerifi karşılıyoruz; inşaallah orucunu tutacağız, terâvihini kılacağız, sadaka-ı fıtrını vereceğiz… إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ “… Pak söz O’na yükselir ve meşrû, sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik aksiyon o sözü yükseltir.” (Fâtır, 35/10) buyurulduğu gibi, o güzel işler, bir de amel-i sâlih ile esasen Cenâb-ı Hakk’a yükselecek, nezd-i Ulûhiyette yerini alacak, kıymetine göre takdir görecek. Öyle olacak… Hadiseleri nazar-ı itibara almayarak esasen…

Fakat muktezâ-ı beşeriyet… İzzet Molla’nın sözünü çok tekrar etmişimdir: “Ben usanmam -gözümün nuru- cefâdan ama / Ne de olmasa cefâdan usanır, candır bu!..” Şimdi bela başınızda sürekli böyle esiyor ve savuruyor sizi, her birinizi bir yere saçıyor. Dolayısıyla her gün bir yerde bir feryad yükseliyor; bir âhuzâr, bir inilti yükseliyor. Böyle bir tablo karşısında insanın, bütün bunları duymadan/hissetmeden Ramazan’ı kendine mahsus neşvesiyle duyması, onu her zaman yaşadığı o iştiyak ile yaşaması zor olabilir. Değişik vesileler ile zannediyorum ifade edilmiştir; “Ramazan ufku” esasen… Ramazan’da bizim çevremizi okumamız.. Ramazan’da kendimizi okumamız.. Ramazan’da eşya ve hadiselere bakmamız.. Ramazan’da önümüzü görmemiz.. Ramazan ile geriye bakmamız, geriyi bugün ile beraber mütalaa etmemiz, filan… Onu böyle bir bayram neşvesi içinde duyma… “Herhalde şimdi olmaz!” falan diyoruz; fakat işte dişini sıkıp bence bu kadar kritik durumlara rağmen, Ramazan’ı yine kendine has o derinliği ile duymak, çok önemlidir.

Belki aczimizi, fakrımızı, zaafımızı duyarak, aynı zamanda hatalarımızın/günahlarımızın yüzümüze çarpılması karşısında daha derinden Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ederek, bir arınma mülahazası ile, arınma fikri ile bunları duyabiliriz. Yani, hadiseler her ne kadar amansız olursa olsun, bir kısım şeyler ne kadar imansız olursa olsun, insan, dişini sıkınca ve o Ramazan mülahazasını yürekten -böyle- nazar-ı itibara alınca, herhalde o takılabileceği şeylere takılmadan aşar, Allah’ın izni-inayeti ile. Onu hakikaten “kutlu bir zaman dilimi” halinde duyabilir. Her akşam, yeniden, bir kere daha Kevser yudumluyor gibi, her sahurda bir yönüyle bir “ba’s-u ba’de’l-mevt”e ulaşmış gibi yeniden Zât-ı Ulûhiyet ile ayrı bir münasebete geçer, Allah’ın izni-inayeti ile. Duyar onu; olumsuz şeyleri duymayı da belki çok erteler, onları öteler bir yönüyle; esas, Ramazan’ı kendi hususiyetleri ile yaşamaya çalışır, Allah’ın izni-inayetiyle. Bu açılardan diyoruz: Kutlu zaman dilimi.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu