Yazarlar

Kurban ile ilgili merak edilen sorular | Halil Şimşek

Soru: Kurban bir ibadet midir, yoksa gelenek midir?

Cevap: Kurban bir gelenek değil, “meşrûiyeti” dinî dayanağı, kitap ve sünnetle sabit olan bir ibadettir. Hicretin ikinci yılında Medine’de emredilmiştir. Mal ile yapılan bir ibadettir.

Kur’an-ı Kerim’de (Hacc, 36-37) ayetlerinde, kevser suresinde ve başka ayetlerde kurbandan bahsedilmektedir.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Âdemoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban, kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş  edin.” (Tirmizî, Adâhî, 1; İbn Mâce, Adâhî, 3)

Peygamberimiz (sav) kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim’in rivayetine  göre Enes (r.a.) şöyle demiştir: “Allah’ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi.” (Müslim, Adâhî 3, İbn Mâce, Adâhî, 2)

Kur’anı Kerim; Hz. Adem aleyhisselamın Çocuklarının kurban kestiğinden bahseder. Hz İbrahim ve hz. İsmail’in hayatında kurban ibadetinin öneminden bahseder. Ve 1500 yıllık İslam tarihinde kurban kesilmiştir. Hac ibadetinde kurbana yer verilmiştir. Aklı selim, kalbi selim ve fikri selim hiç bir kimse kurban ibadetine karşı çıkmamıştır.

Kurban ile ilgili merak edilen sorular | Halil Şimşek 2

Kurban kesmek, insanları Allah’a yaklaştırırken insan psikolojisini de tedavi eder.

Biz Müslümanlar bütün ibadetleri Allah’ın rızasını kazanmak, onun emrine uymak için yaparız. Aslında Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Bütün mesele biz Müslümanların ruhi, bedeni ve zihni bir disiplin altında dünya ve ahirette huzurlu yaşamamızdır.

Kurban konusunda İslam düşmanları “Kan akıtılarak bayram mı yapılır?” diyerek İslam’a saldırıyorlar. Yol ayrımı bayram idrakiyle başlıyor. Kevser Suresi’nin 2. ayetinde “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” diye buyuran Cenab-ı Allah Hac suresinin 37. ayetinde de buyuruyor ki: “Elbette onların (kestiğiniz kurbanların) etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Ancak O’na sizin takvânız erişir” Burada Cenab-ı Allah, takvayı kurbanın eti ve kanı üzerine kurmuştur.

Kurbanın kanını akıtmak vaciptir, etini dağıtmak sünnettir. İslam’ın hükmü budur. Siz kurbanı kesersiniz. Bir iş için içeri gidersiniz. Bir hırsız gelir, kestiğiniz eti çalar. Sizin kurbanınız kurbandır. Çünkü kan akıtılmış, vacip yerine gelmiştir.

Kurban kesmekle kişi Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Zengine malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevki ve alışkanlığını tattırır, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Bunun için kurban da diğer ibadetler gibi pek çok fayda, maslahat ve hikmetleri bulunan bir ibadettir.

Soru: Kurban Almanya’da mı kesilmeli, yoksa vekaletle başka bir ülkeye mi gönderilmeli? Almanya ve Avrupa’da yaşayan bizlerin kurbanını burada kesme olayına nasıl bakıyorsunuz? Bazıları: “ Kurbanımızı burada keselim. Çocuklarımız bu ibadeti unutmasınlar. Bu ibadeti yaşatalım.” diyorlar. Dünyanın değişik ülkelerinde fakirlikle boğuşan insanlar da “Almanya’daki kardeşlerimizden bize yardım eli uzanacak” diye bekliyorlar. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Çocuklarımızın  kurban ibadetini unutmamaları adına Kurban burada mı kesilmeli, yoksa vekalet yoluyla muhtaç bir ülkeye mi gönderilmeli?

Cevap: Kurban sahibi tercih hakkına sahiptir. Kurbanında istediği gibi tasarrufta bulunur. Kimseyi zorlayamayız. İsteyen, istediği yerde kesebilir.

Bazı durumlarda, ki kurban da bu statüdedir “Ehem, Mühimme tercih edilir’’ kaidesine göre en önemliyi önemliye tercih etmeliyiz. Burada kurban kesmek mühim. Hiç kimse mühim değil, diyemez. Fakat muhtaç ülkelere göndermek ehemdir.

Malî bir ibadet olarak kurbanda Hakk’a yakınlık ve halka fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır. İslam; zekat, sadaka, hac, kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetleri müesseseleştirerek insanı, ruhi-deruni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı amaçlarken esas maslahat, hedef; toplumu oluşturan farklı kesimleri birleştirmek, kaynaşmayı sağlamak, paylaşma ahlakını  ve bu değerleri yerleştirmektir.

Bu gün bu düşünceden hareket edenler, kurban ibadetiyle, kıtalar arası yardımlaşma köprüleri kuruyorlar.

Kurbanı et olarak değerlendirmek yanlış olur. O bir ibadettir. Emredildiği için keseriz. Fakat Avrupa’da derdimiz et yememek değil; et yemek, hem de haddinden fazla yemek. Çok yemek. Bazı ülkelerde kurbandan başka günde hiç etmeyenler var.

Ete doymuş Avrupa’da et için ve çocuklar bu ibadeti unutmasınlar diye kurban kesmek güzel olsa da bu kurbanlar fakir ülkelerde kesildiği zaman daha başka bir güzellik kazanmaktadır. Nice güzelliklere vesile olmaktadır.

Kara kıta Afrika’da bayrama katılan kurbanını oralarda kesen herkes göz yaşlarıyla “meğer bayram, bu bayrammış” demekten kendilerini alamıyorlar.

Benim görebildiğim kadarıyla kurbanın derisi, sakatatı, kellesi, işkembesi, kemikleri israf oluyor. Bu neredeyse kurbanın yarısının israfı demektir.

Afrika’ya veya kardeşlerimizin organize edip, kurban dağıttıkları ülkelere gönderdiğimizde kurbanımızın her parçası değer kazanmaktadır. İsraf kesinlikle söz konusu olmuyor, her parçası değerlendiriliyor.

Bir öğrenciye 100 gram günlük et verilen yurt ve yatılı okullarda 25 kiloluk kurban eti, bir öğrencinin neredeyse bir yıllık et ihtiyacını karşılıyor. Bu sizin için en güzel bir sadakadır.

Soru: Afrika’da açlık, ortadoğuda savaş, Türkiye’de soykırımı ve zulümler varken, dünyanın değişik yerlerinde işgal, yıkım savaş varken “kurban kesmek bayram yapmak”  doğru mudur?

Cevap: Bir yandan yaşadığımız toplumdaki kardeşlik, paylaşma ve kucaklaşmayı korumalıyız, öte yandan dertli, acılı coğrafyalardaki insanlara da el uzatmalıyız. Onların da bayram edebilmesi için çalışmalı, dua etmeliyiz.

Kurban kesmek ve kampanya yapmak” insanlarımızı “o mazlum ve fakir insanlara” yardım etmeye teşvik içindir.

Hz. Peygamber (sav.) Onca acılar yaşadı, zulümlere maruz kaldı, Uhut’ta en sevdiklerinin ölümlerine, şehadetlerine şahit oldu. “Bu sene bayram yapmıyoruz” demedi. Denge insanı dengeyi korudu.

‘Bayram etmek kadar bayram ettirmek de önemlidir. Allah bize niye bayram etmedin diye sormaz. Fakat aç ve yoksullara neden bayram ettirmediniz? diye sorar.

İki şekilde mutlu oluruz. 1. Alarak, 2. Vererek. Vererek mutlu olmak daha sağlıklı ve kalıcıdır.

Kurban ve yardımlarımızı oralara gönderdiğimiz zaman pek çok fayda söz konusudur:

Onların yüzlerini güldürmüş oluyoruz. Onların yüzlerinin gülmesi, bizim de yüzümüzün gülmesi demektir. Çünkü kardeşiz.

Kurban oradaki fakirlere yardımdır. Bu bir sadakadır. Hatta bu tür yardımlar değişik din mensuplarına da verilebilir.

Temel kültür ve dinî kaynaklarımıza karşı bir alaka uyarılıyor. “Bu yardımlaşmanın kaynağı nedir?” diye soruyorlar. Oradaki arkadaşlarımız da: “Bu Allah’ın emri” diyorlar.

Tebliğ, temsille taçlandırılmış oluyor. Sağlam bir temsilden dolayı vicdanlarda Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı ve oradaki arkadaşlarımıza karşı güven uyarıyorsunuz. Bu da mesajlarınızı sunma adına güzel bir ortam oluşturuyor.

Soru : Kurbanlarımızı nasıl değerlendirelim? Bizim eskiden beri bildiğimiz uygulama şu şekilde: “Kurban eti üçe bölünür. Bir kısmı eve ayrılır. Bir kısmı gelen misafirlere, eşe dosta ikram edilir. Geri kalan üçte bir de dağıtılır.” Bu günün şartlarında bu uygulama hakkında neler söylemek istersiniz?

Cevap: Din evrenseldir. O dediğiniz uygulama, evrensel dinin evrensel mesajını bir köye bir mahalleye hapsetmek demektir. Dünyamız artık global bir köy haline gelmiştir. Oralardaki fakirleri görmedik, duymadık diyemeyiz. Sosyal medya aracılığıyla evimizin bir köşesindeymişler gibi görüyoruz.

İşte buradan hareket ederek diyoruz ki; Bayram günleri fedakârlık günleridir. Allah katındaki değerimiz, fedakârlığımızla doğru orantılıdır. Bunun için nefsimizden fedakârlık yapıp, bu bayramda kurbanımızı ihtiyaç sahiplerine verelim. Özellikle Türkiye, Yunanistandaki mülteci kardeşlerimize, Afrika, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi yerlere kurbanlarımızı gönderelim. Mülteci olarak Almanya’ya gelmiş, Yunanistan’da bulunmuş kardeşlerimiz bu sözlerimizi daha iyi anlarlar.

Eğer zengin isek; başlı başına bir kurbanımızın sadece fakirlere dağıtılmasının daha sevaplı olduğu dini kaynaklarda açıklanmaktadır.

Ailemizin fertlerini sevindirmek için herkese hediyeler seçerken yoksullara ve yardıma muhtaçlara, akrabalarımızdan fakir olanlara el uzatalım.

Kurbanlarımızı fakir ülkelere gönderelim. Oradaki insanlar, Müslüman olmanın ve Müslümanlarla tanışmanın avantajlarını yaşasınlar.

Bayram günü bir parça et alabilmek için ailesiyle birlikte sabahın erken saatinde Türk okullarının önünde kuyruk oluşturan nice fakir kardeşlerimiz var.

Evet kurban orada yaşanıyor, orada değerlendiriliyor. Orada bir anlam kazanıyor. Temsil ettiğimiz evrensel ve insani değerlere karşı ilgi alaka uyanıyor. Önyargı kırılıyor.

Kuru kuruya sevgi olmaz. Sevginin ölçüsü fedakarlıktır. Sevgi fedakârlık ister.

Aç ve fakir olan kardeşlerimizi seviyorsak, sevgimizin gereği onlara el uzatmak zorundayız.

İnsanın insana hizmetini, fedakârlığını ibadet sayan bir dinin mensuplarıyız. Cenab-ı Allah, kullarına hizmeti, kendisine hizmet olduğunu bildirmiştir.Peygamberimiz, insanın en hayırlısı tarif ederken “insanlara en çok faydalı olan” diye tarif etmiştir. Öyleyse hayırlı insan olmak için niye yarışmıyoruz…  “Fes’tebiku’l hayrat…” “Hayırda yarışınız…

Hizmetten | Halil Şimşek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu