Yazarlar

Kur’an’dan Dostluk Ölçüleri I Harun Karipçin

Kurân-ı Kerim insanın hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğu adına pek çok düstur ihtiva etmektedir. O, çevremizle sıkı ilişkilerimiz bulunan bizlere dostluk hakkında önemli ölçüler verir. Kur’an’ın bu husustaki tavsiyelerine uyan kimseler, hem bu dünyada candan dostlar kazanacak, hem de ahirette bu dostluğun faydasını göreceklerdir.

Hayırlı dost kazanmanın önemi ve nasıl bir dostluk kurulması gerektiğiyle ilgili bazı ayetler ve bunların muteber tefsir kitaplarındaki değerlendirmelerine birlikte göz atmaya çalışalım. Dostlukla ilgili ayet-i kerimelerden bazıları şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının (takva dairesinde hareket edin) ve sâdık kimselerle beraber olun.” (Tevbe, 9/119)

“Rabbimiz! Mağfiretinle günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı affet ve bizleri iyi kullarınla beraber yanına al.” (Âl-i İmrân, 3/193)

“O gün zalim kimse, parmaklarını ısırır ve şöyle der: “Eyvah! keşke  Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ân ve hikmetten), beni o dost zannettiğim kimse uzaklaştırdı.” (Furkan, 25/27-29)

“Bizi saptıranlar, o mücrimler (ısrarcı günahkarlar) oldu. Şimdi artık ne şefaatçilerimiz var bizim, ne de candan samimi bir dostumuz!” (Şuarâ, 26/99-101)

Ayetlere göre dostluğun ilk ve en temel şartı sıdk, yani dürüstlük ve sadâkattir. Böyle dostlar edinebilen kimseler, takvâ dairesinde hareket etmeye de daha yakındır. Bu açıdan dürüstlük ve samimiyet, takvanın ön şartı gibidir. Allah katında büyük bir değere sahip olan takvaya ulaşmak isteyenler, dürüst ve hayırlı dostlarla birlikte olmalıdır.

Ayrıca ayetlerde hayırlı dost arayışına girilmesi emredilmiştir. Bunun için gayret gösterilmelidir ve bu uğurda harcanan emek, bir ibadet sevabı gibi değerlendirilebilir. Mü’minler olarak, ahirette dahi ışık olacak hayırlı dost arayışından geri kalmamak önemlidir.

Kur’an’a göre kendimiz dosdoğru olmalıyız fakat bu tek başına yeterli değildir. Ayrıca özü-sözü doğru, ahdine sâdık, Allah’ı ve ahireti hatırlatan, samimi, candan dostlarla beraber bulunmalıyız. Ancak böyle hayırlı bir halkaya dâhil olarak yahut böyle sağlam bir koruma kalkanına sığınarak zamanın fitnelerinden muhafaza olunabilir.

Niyet, söz ve amel olarak dosdoğru olan sâdıklarla beraber olmak önemlidir. Bu kimseler, yalan yahut yapmacık söz ve tavırlardan uzaktır. Onlar davranışlarında aldatma, gösteriş ve nifaka yer vermezler.. yalancılar ve münafık sıfatı taşıyanları dost edinmezler. Münafıkta hakiki iman bulunmadığı gibi onun dostluğu da bir serap misalidir.

Kur’an’daki “Bizi ebrâr ile (iyilerle) beraber vefat ettir.” (Âl-i İmrân, 193) duasında ‘bizi onların zümresinden eyle ve bize de onlara verdiğin hayırlı özellikleri nasip eyle’ manasının olduğu söylenmiştir. Buna göre, bu duayı yapanlar, hayırlı dostlarıyla birlikte Allah’a kavuşmayı arzulayan samimi mü’minlerdir.

İnsanın en çok etkilenip hayatını şekillendiren kişiler onun en çok vakit geçirdiği arkadaşlarıdır denebilir. Öyleyse, Rabbimizin bizi iyi ve hayırlı kimselere dâhil etmesi için hem gayret göstermeli hem de bu hususta Allah’a dua edip ruhumuzu bu kişilerle birlikte huzuruna almasını dilemeliyiz. Nitekim ahirette insanların hesaplarının görülmesi, dünyada iken birlikte oldukları, bir mefkûreye bağlanıp hareket ettikleri kişilerle beraber olacaktır. Bütün bunlar, dost seçimine dair kriterleri ve kimlerle yol arkadaşlığı yapılması gerektiğini göstermektedir.

İşte bu ölçüler ışığında Kur’an bizden sâlih kimseler ve hayırlı dostlarla yol yürümemizi istemektedir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.s) de şöyle buyurmuştur: “Kişi, yakın dostunun dini, gidişatı üzerinedir. Artık sizden her biriniz kiminle dostluk yaptığına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19; Tirmizi, Zühd, 45)

Kur’an’ın bildirdiğine göre mahşer meydanında hesaplar görülürken bir kısım insanlar, kendilerine şefaat edecek kimselerin ve onlara fayda sağlayacak dostlarının olmamasından yakınacaklardır. Çünkü onlar, dünyada iken sâdık dostlar yerine; sıfatları yalan, riya ve menfaat olan kişileri kendilerine dost edinmişlerdir. Ayette geçen “Şimdi artık ne şefaatçilerimiz var bizim, ne de candan samimi bir dostumuz!” (Şuarâ, 99-101) ifadesi bunu göstermektedir.

Anlaşıldığı üzere ahirette akrabalık ve menfaat üzerine kurulu arkadaşlık bağları kopar, herkes kendi imanı ve ameliyle baş başa kalır. Ancak dünyada iken Allah için kardeş ve dost olanların yakınlığı devam eder ve onlar birbirlerine Allah’ın izniyle şefaat ederler. O en zorlu günde birbirlerinin yardımına koşup, dünyada olduğu gibi yalnızlıklarını giderir, neşe ve sürur vesilesi olurlar.

Kur’an, hayırlı dostluk üzerinde önemle durur çünkü insanlar dostlarının tesiri altındadır. Hayatları, bu yakın arkadaşlarıyla şekillenir. İnsanlar çoğunlukla yakın çevrelerinin taşıdığı duygu, düşünce ve psikolojik bakış açısıyla olaylara bakarlar. O halde herkes, yakın çevresini iyi seçmelidir. Çünkü dostun, hem dünya hem de ahirete uzanacak ölçüde tesiri büyüktür. Kur’an bu sebeple mü’minleri uyarmakta; doğru, hakkaniyetli ve samimi dostları nazarlara vermektedir.

Bütün bunlara göre gerçek dostluk iman, takva, doğruluk ve sadakat temelli, rıza-i ilahi yörüngelidir. Zira böyle bir dostluk Allah için sevgi ve kardeşliği gerektirir. Hakiki dostlukta dünyevi menfaatler mevcut değildir çünkü o, ahiret mayasıyla mayalanmıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu