Yazarlar

Cemiyyet-i Dalkavuklar | Muhsin Tarık Arslan

Cemiyyet-i Dalkavuklar ve Kaypak Karakterler

“Bazı insanlar alçak gönüllüdür. Bazıları ise alçak olmaya gönüllüdür” der usta ve çilekeş  şairimiz Necip Fazıl. Bazı insan görünümdeki yaratıklar ruhları, mana ve muhtevaları itibariyle  Lut gölünün çukurlarında kendi zirvelerini yaşarlar. Ama görüntüleri, riyakar hal ve tavırları  itibariyle kaf dağının tepesinde bir yiğit sanırsın. Yıllanmış, asırlık bir meslektir dalkavukluk nesilden nesile ulaşan. Tarihi bir misyondur yalakalık her devirde mutlak hükmünü
sürdüren. Makam, mansıp, rütbe, şan ve şeref`in tek teminatıdır dalkavukluk hemen her dönemde, müessese, kurum ve dairede…

Bütün dünya ve Türkiye son yıllarda yalan rüzgarları, dalkavuk tezgahları, yalaka palavralarıyla  savruluyor. Hakikat deryasına atılan bir yalan taş mütedahil daireler şeklinde doğrular  üzerinde tesirini icra ediyor. Bütün insanlık ve yeryüzü vatandaşları koca koca yalanların  birer çocuğu olarak büyüdü ve büyüyor. Bunları derken hemen kendimizi kenara çekip “evet  gerçekten de öyle” demeyelim. Yalanın, dalkavukluğun, yalakalığın, sözünde durmamanın,
riya`nın, suma`nın ikiyüzlülüğün, dönekliğin, aldatmanın, örtülü iftiraların, süslü gıybetlerin ve  mübalağaların kendimizden (istisnalar olabilir) çok da uzak yanı yok. Öyle dünya, Türkiye , Ankara derken kendimizi unutmayalım diyorum yani…

Dalkavukluk mesleğiyle nice imparatorluklar tarihin sayfalarında yerini almıştır. Nice yıkılmaz saltanatlar ve hükümranlıklar yerle bir olmuştur. Nice Firavunlar çocuk Musalar karşısında yok olup gitmiştir. “ Dalkavukluk, devlet adamlarının çevresini sarmış bir çemberdir ” der Montesquieu. Devlet-i Aliyye-i Osmaniye`yi bin bir dalkavukluk, yalan, fitne ve oyun yıkmıştı Yani ali olan her şeyi adi ve süfli yapmak için en değerli enstrümandı dalkavukluk. İşte buradan başlayacak olursak bizde bir ‘yalan ahlakı’ oluştu ve oluşturuldu. Yalan okulunda
dalkavuk ve yalaka nice öğrenciler yetişti. Yani kaypak karakterleri biz kendi bünyemizde yetiştirdik. Başbakanı, Başkanı, müdürü, patronundan korktuğu kadar Allah`tan (cc), anayasa ve kanundan korkmayan, korkak nice sünepe zibidiler yetiştirdik kendi elimizle.  Hakikatın naşiri nice yiğitlerde bu mevsimde soldu gitti…

Dalkavukların en önemli görevlerinden birisi efendilerini rahatlatmak, sıkıntıya sokmadan huzur ve mutluluklarını temin etmektir. “Nasıl emrederseniz efendim?.. Siz emredin biz  her türlü uydururuz efendim.. Merak buyurmayınız efendim.. Derhal efendim..vs..” Zira  bulunduğu konumu muhafazası buna bağlıdır. Bin bir çeşit yalan, yalaka, yorum ve  fırıldak yapmanın yegane sebebi kendine aşık ve makamına tapmasıdır. Rütbelere ve mansıplara kul olup serfüru etmesi kendi pırpırlarını sabit tutmak ve yükseltmek içindir. Dolayısıyla dalkavuklar kendi konumlarını muhafaza için, efendilerinin huzur ve selameti  için insanlara zulmün bin bir çeşidini yaparlar. Dalkavuklar bir Efendiyi rahatlatmak için bin garibi heba eder. Bir Başkanı huzurlu etmek için bin masumun kanına girer. Bir müdürü hoşnut etmek için bin mazlumu inim inim inletir. Evet dalkavuklar ve yalanın sahipleri yıllandı. Ustalaştı. Öyle çıraklar yetiştirdiler ki şeytanlar bile şaştı. Ama biz onlara ne sövdük, ne dövdük ne de yanımızdan kovduk.  Bu  dalkavuk münafıklar yanımızda bizden görünürler. Gider başka bir yerde onlardan görünürler. Bir gün yerde, bir gün gökte, bir gün denizde, bir gün karada, bir gün sonbahar, bir gün kış, bir başka gün baharı yaşarlar. Mevsime göre elbise giyip şapka takarlar. Sözleri toptan ve bitevi yalan. Bakışları külliyen aldatmaca. Hisleri bütünüyle menfaat yüklü. İltifat ilgi ve alakaları tamamiyle beklenti edalı…

İşte böylesine her tarafı yalanlarla kuşatılmış bir yalan  hayatı yaşadık ve yaşıyoruz. Ne bir ülke, ne bir millet ne bir kurum, ne bir toplum, nede bir aile ve insan böylesine ustalaşmış dalkavuklarla, kaypak karakterli şahsiyetsizlerle, riyakarlarla, yalanlarla yol alamaz. Bunca yalanlar halı altına süpürülemez. “Yalancıların mumu yatsıya kadar yanardı” eskiden ama yalancılar, dalkavuklar, yalakacılar ‘jeneratör takviyesi’ yaptılar. Hemen her alanda ve  kurumda dalkavuk ve yalancıların yolu aydınlandı. Hırsızlığa kılıf uyduranlara yol verildi. Hortumlamalara göz yumuldu. Adam satın alma ve köleleştirmelere imkan verildi. Kısaca insanlık bir ‘yalan’ vakumunun içine itildi. Dalkavukluğun tahtına yalanla kurulanlar sadıkları ve doğruları sindirdi. Keşke doğrunun sahipleri, yalan ve sahipleri kadar cesur ve yürekli olabilselerdi… İki nükte ve Ali Parlak isimli arkadaşımızın bir şiiri ile noktalayalım.
Kral, akşam yemeğinde sofraya konan patlıcan oturtmayı pek beğenmiş ve başlamış patlıcanı övmeye; övmüş de övmüş…Kralı dinleyen dalkavuk hem kralın tüm söylediklerini onaylamış, hem de patlıcanın önemi üzerine bir de konuşma yapmış.
Meğer kral hazretleri fazla kaçırmış yemeği; midesine oturmuş. Sabaha kadar kıvranmış. Sabah  dalkavuğu görür görmez de başlamış patlıcana atıp tutmaya…
Dalkavuk da arkasından: Vermiş veriştirmiş patlıcana. Tabi ki herkes aynı değil. Bu  konuşmaları duyan biri dayanamamış ve padişahın olmadığı ortamda dalkavuğa sormuş:

-Akşam  yemeğinde patlıcanı öve öve göklere çıkaran sen değil miydin?
Dalkavukta hemen cevaplamış.
-Bendim
-Peki şimdi neden aleyhine konuşuyorsun?
-Kardeşim der, çünkü ben patlıcanın değil kralın dalkavuğuyum.
Vaktiyle gariban bir dervişin yolu kuraklıktan ekinleri mahvolan bir köye düşmüş. Tam o sırada  da halk yağmur duasına hazırlanıyormuş. Gariban dervişi aralarına almışlar ve yağmur duasına  başlamışlar. Yağmur yağmaya başlayınca dalkavuk mizaçlılar öyle bir övmeye başlamışlar ki gariban dervişi, kerametine kendisi de inanmış. Ve gurur ve kibirle dikilip önlerine, sormuş:
-İsterseniz biraz da kar savurtturayım”.

Cemiyyet-i Dalkavuklar | Muhsin Tarık Arslan 2

Yalakalık mektebi
Yalakalık mektebi, tıka basa doludur,
İlk dersin ilk cümlesi; O ne derse doğrudur!
Sınıf sınıf yalaka, ayrı şekil ve renkte,
Tek kusursuz yönleri, uyumda ve ahenkte.
Sayıları öyle çok sayamam teker teker,
Kimi el, kimi ayak…Kimisi etek öper!
Orijinal iltifatlar, cafcaflı sözleri var,
Şeytandan iyi gören, kocaman gözleri var!
Devir onların devri ve meydanlar onların,
Her yerleri yalama olmuş gardaş bunların…
Köpüklü ağızlardan yere damlar salyalar,
Eğilerek yerleri tükürürler, yalarlar!
Yalakalık revaçta, makamlar yalakanın,
Yanar döner koltuklar, ağzından bal akanın!
Yalakalık mektebi, tıka basa doludur,
İlk dersin ilk cümlesi; O ne derse doğrudur!
Her yerde, her yörede, her zaman, ve her zeminde, her devlet, her millet, her halk, her cemiyet, her insan bu türden dalkavuk, yaltak, yalaka, mürai, münafık, çukur, haysiyetsiz ciğeri beş para  etmez mahluklarla mücadele etmediği sürece topyekün insanlık daha çok acılar çekecektir,
vesselam…

Hizmetten | Muhsin Tarık Arslan

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu