Mizan

“Karşımda müthiş bir yangın var” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

 

O da çok çekti, çekti ama -inşallah- Firdevs’e yükseldi; “Onu bir çöp arabasına koyun, götürün bir mezbeleliğe atın!” diyen ise, bir çöp arabasına konulup çöplüğe atıldı. Değişik versiyonlarıyla çekmenin her türlüsü oldu. Ama bizimki bu son çağa imzasını atan o büyük Zât’ın yanında işin öşrü olmaz. Şu kadarını söyleyeyim; hani “Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı Harblerde bir câni gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men’edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men’etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” diyor.

Şikayet etmeyen insan, halini arz etme adına, topluma adeta “Bakın böyle!..” diyor. Bu yolda yürüyenlerin başına gelecekler böyle… Bir sinek ısırması kadar bile bir şeye maruz kalmamış, hazırcı, sonradan bulma bir kısım densizler, bilemezler.. esasen, bu din-i Mübin-i İslam’ın ne ızdıraplar çekilerek bu hale getirildiğini bilemezler!.. Anlayamazlar çünkü gözleri kör, kulakları sağır, kalbleri de meflûç. Evet, “…belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” diyor; bu meselenin ağırlığını ifade ediyor. Ben, hayat-ı seniyyelerinde onun on dokuz defa zehirlendiğini biliyordum. Meseleyi benden daha iyi bilen birisi, yakın tarihte bana ulaştırdı; yirmi bir defa zehirlemişler.

Bakın, yanında olan o beş-on insan, yirmi insan, otuz insan, kırk insan. Sempatizanı çok, “İyi bir insan!” diyeni çok, belki onunla bir milyon; nitekim Afyon savcısı öyle diyor, “Beş yüz bin kadar, yarım milyon kadar sempatizanı var!” diyor. Fakat genelde hapse atılanlara, Denizli’de de, Ankara’da da, Afyon’da da içeriye girenlere veya değişik yerlerde takip altına alınanlara bakınca, böyle sizin kadar bir şey. Bu kadara bile tahammülleri yok. “Hayır, o kadar insan bile sizin etrafınızda kümelenmemeli; buna hakkınız yok!” diyorlar. İntikamın her türlüsünü yapmışlar fakat bir türlü kânî olmamışlar; “En iyisi mi bunu zehirleyelim!” demişler. Zehirlemişler bu defa ama ruhunun ufkuna yürümemiş; demiş: “Ben burada kalacağım biraz daha!” Bir daha yapmışlar, yine “Ben burada kalmaya kararlıyım arkadaşım!” demiş; “Burada din-i mübin-i İslam’a hizmet!” demiş. “… Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” sözleriyle “Ben, burada kalmalıyım!” demiş.

Yaşama, hizmet için olmalı; hizmet etmeyeceksem, yaşamamın hayvan yaşamasından farkı yoktur! Nâm-ı Celîl-i İlahî’yi dünyaya duyurmayacaksam, kendi kültür değerlerimi bir mûsikî edasıyla dünyaya duyurmayacaksam, ben hayvan gibi yaşıyorum demektir. Evet, “Duracağım!..” demiş. İki, üç, dört, beş… Yirmi bir defa zehirlemişler. Belki onca zehir, daha sonra tesirini icra etti, Urfa’ya, peygamberler diyarına gitti. Belki “ceddinin diyarı” diyeyim. O, seyyid olduğuna göre, Hazreti İbrahim’in ülkesi olması itibarıyla, orada ruhunun ufkuna yürüyecekti; oraya kadar gitti ve orada ruhunun ufkuna yürüdü. Başı, birinin dizinde; o diz sahibi bana anlatmıştı, “Oraya kadar hiç uyuyamamıştı, hep inlemişti ızdıraptan!” demişti. Adını söylememde mahzur yok, çok sevdiğim birisi, halktan bir insandı ama meseleleri pozitif yanıyla kavrama/değerlendirme mevzuunda filozof gibi bir insandı: Bayram Yüksel. Başı, onun dizinde. “Otelde yatakta, başı yine benim dizimde duruyor. Bir aralık, ‘of’u, ‘puf’u kesildi, inlemiyordu artık. Ben de uyudu diye sevindim!” diyor; “Bir de kurcalayınca, gördüm ki, ruhunun ufkuna yürümüş.”

Daha sonra kendi başlarına gelecek beladan habersiz, o günün dâhiliye vekili, bu vefatı, bu mübarek vefatı duyunca, “Onu bir çöp arabasına koyun, götürün bir mezbeleliğe atın!” demiş. Nicelerini çöp arabasına koydu, götürdü bir mezbeleliğe attılar. Hatta bir şarkıcıyı bile… Evet, söylemeyeyim adını, değil mi? Gider orada da bulur yine işkence ederler ona. “Orada ölsün diye!” atıyorlar; o da kıpırdıyor, bakıyor ki “Ölmemişim, ölmediğime göre kalkmam lazım benim!” diyor. Kalkıyor, sonra Cenâb-ı Hak, yurt dışına çıkma yollarını da açıyor; yurt dışında genel durumu destanlaştırıyor çaldığı saz ile. Fakîr’e de telefonda dinletti; Türkiye’deki vâveylâyı, zalimlerin hay-huyunu, mazlumların iniltisini dinletti, Fakîr’e de dinletti. Aynen öyle, “Çöp arabasına koyun, bir yere atın!” diyor. Kaderin cilvesine bakın ki, aynı şeye o sözü söyleyen maruz kalıyor. Onun için de öyle bir şeye maruziyeti -yine Kıtmîr, ince kalbim ile- arzu etmem. Fakat darbeden sonra, omuzundan, omuzundaki payelerle kendini payeli zanneden birisi, bir tekme vuruyor; bulunduğu bir binanın balkonundan “Küt!” diye aşağıya düşüyor ve ölüyor.

"Karşımda müthiş bir yangın var" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2

Bu video 09/07/2017 tarihinde yayınlanan “MUKADDES ÇİLE NÖBETİ” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu