Yazarlar

Kamil insan ve tefekkür münasebeti | Zekeriya Çiçek

Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde:
“Bir saatlik tefekkür, bir yıllık nafile ibadete bedeldir”  buyurmaktadır.
(Acluni,Keşfü’l Hafa)
“Tefekkür, ilmin tebessüm eden yüzünde Allah’ı (cc) görebilmektir. Materyalistlerin, Allah’ı (cc) inkâr için kullandıkları ilim, bilakis O’nu (cc) haykırmaktadır. Allah (cc) hakkındaki kanaatları sağlam ve tefekkür dairesi geniş olanlar, ahiret nimetlerinden de en fazla istifade edip, Cennet’teki layezel cilvelere ve ra’şelere en çok mazhar olanlar olacaklardır.”
(M.Fethullah Gülen)
Kendisi ömrü boyunca tek bir gençlik baharı yaşar insanın. Fakat her insan, ömrü boyunca tabiatın sinesinde; yetmiş, belki de seksenden fazla bahar mevsiminin tefekküre açık ikliminde bulur kendisini..
İnsan, kâinatın bağrına öz iradesi dışında cebri ve lutfi olarak bir tohum gibi serpilen çok güzide bir varlıktır. İnsanoğlu vahye mazhar olma şerefine mazhar olmakla, diğer mahlukata rüçhaniyet kazanmıştır. Kainatın yaratılmasına sebep olan Efendimizin (SAV), insanlar içinden seçilmesi insanlık için ne büyük bir şereftir.
Kainatın küçük bir özeti olarak ve ahsen-i takvime mazhar olarak yaratılan insanoğlunun herhalde başı boş bırakılması düşünülemez.
İnsanın, ahirette manevi meyveleri devşirebilmesi, hiç şüphesiz mahiyetine dercedilmiş ve insanı insan yapan melekelerini inkişaf ettirmesiyle mümkün olacaktır.
Bilindiği gibi bir ağacın meyve verecek olgunluğa gelmesi için; mutlaka çimlendiği, dal budak saldığı, çiçeklendiği ve yapraklandığı görülür.
Bu süreçte beslendiği topraktan kökü izole edilen ya da ışıktan yoksun bırakılan ağaçlar gerekli ışık, su ve mineralleri alamadığı için meyve veremezler. Aynı durum, ilim öğrenerek kamil insan olması için dünyaya gönderilen insanoğlu için de geçerlidir. İnsanı inkişaf ettirecek manevi besinden yoksun kalarak yaratılış sebebinden uzaklaşan dimağlar; bırakın kamil insan olmayı, belki hayvandan da aşağı derekelere aşağıların da aşağısı olan esfel-i safiline sükut ederler. İnsanda imanın aksiyon yönünü temsil eden her salih amelin, insanı dünyada manevi huzura, ukbada da ebedi kurtuluşa taşıyacağı muhakkaktır.
İlk ve son nefes arasında süresi Hak’ca (cc) malum bir hayat yaşayan insan; aslında aldığı ilk nefesle, son nefesinin egzersizine başlar. Unutulmasın ki; Allah’a ve ahiret gününe şeksiz iman eden her kamil insanın son nefesi, hayatının özeti olacağı için çok değerlidir.
Hayatının finalindeki, bu son nefesin hakkını veremeyen zavallıların, koca bir ömrünü heder ederek, maazallah ötelere nar ehli olarak gitme tehlikesi her zaman vardır.
Bu sebeptendir ki; kamil insandaki her nefes onun son nefesi kadar kıymetlidir. Son nefesini nerede ve ne zaman alıp-vereceğini bilmeyip endişe duyan bir kamil insan, bir ömür boyu korku ve ümit çizgisinde hayat geçirmelidir. Rahmeti gazabından önde olan Mevlamızın (cc), ümit edilen rahmeti ve ihsan şuurunun lütfuyla bu ufku yakalamış olanlar, bu nezih yaşantıları neticesinde karşılığında İmanla kabre girmeye mahzar olurlar.
Bir ömür tefekkür ibadeti ile hayat geçiren kamil insanlar, sonunda meyvelerin en güzeli olan imanla kabre girme ve cennet nimetlerini devşirirler.Tefekkür ile iman-ı billâh, marifetullah ve muhabbetullah gibi ruhi inkişaflar, hep ilim meclislerinde kazanılır.
Tefekkür ibadetiyle insan, her zaman lezzet-i ruhaniye ikliminde seyreder. Neticede. Yunus’un “Bana seni gerek seni” diye inleyip durduğu Hak Rızasını peyleyeceği ve Resulullah’a (asm) komşu olacağı ebedi cennet ikliminde bulur kendisini..
Böyle bir tefekkürü kazanabilmenin tek yolu vardır; o da hakiki imanı elde etmektir.
“Arkadaş, tevhid iki çeşit olur: Birisi amiyane tevhiddir ki, “Allah’ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür” der. Bu kısım tevhid sahiplerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşme leri korkusu vardır.”
( RN- Mesnevi)
 Gelenek Müslümanlığı gibi tefekkür, ilim olmaksızın çocuklukla birlikte aile çevresinden kulaktan duyma bilgilerle meydana gelen tevhiddir. Taklidi iman da diyebileceğimiz bu tevhid düşüncesinde “Allah birdir, O’nun şeriki yoktur.” Anlamı vardır. Bu tevhide sahip insanlar –maazallah- şüphe ve tereddütler içerisinde kalabilir.
 “İkincisi hakikî tevhiddir ki, “Allah birdir, mülk Onundur, vücut Onundur, her şey Onundur” der; lâyetezelzel (sarsılmayan) bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri, her şeyin üstünde Cenab-ı Hakkın sikkesini görür ve her şeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi sahibi olurlar ki, dalâlet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.”
(RN- Mesnevi Nuriye))
İşte bu iman sahipleri kâinatta olup biten tüm fiillerin arkasında Cenab-ı Hakkın varlığını ve birliğini görürler. Hakiki iman sahipleri tefekkür ibadetiyle sarsılmaz bir imana sahip olurlar. Her şeyde Allah’ın (cc) varlık ve birlik mührünü görürler. Hakiki imana sahip olan insan, mikro âlemden makro âleme kadar görülen tüm olayların ardında Cenab-ı Hakkın (cc) kudretini idrak edebilir.
“Vicdanın ışığı, dini ilimlerdir. Aklın ışığı, fen ilimleridir. İkisinin kaynaşmasıyla hakikat ortaya çıkar.”
(RN-Münazarat)
“İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam, bütün dünyaya meydan okuyabilir.”
(RN- Sözler)
“Bu zamanda en büyük bir kazanç, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkalarının imanına kuvvet verecek şekilde çalışmaktır.”
(RN- Tarihçe-i Hayat))
Yaratılış hikmetini unutmuş bir toplum içerisinde doğup büyüyen, bu yüzdendir ki hakikate geç de olsa uyanan çok sayıda insan var. Risale-i Nur’un ve Pırlanta Serisi gibi insan ruhunu aydınlatan muhteşem eserlerin ikliminde bulunma bahtiyarlığını yaşıyoruz. Bir ömür boyu bu eserlerin nurlu çeşmesinden beslenerek, hem kendimizin hem de gençliğimizin manevi yangınını söndürmeye gayret ettik.
Bu nimete sahip olmak, tarifi olmayan büyük bir bahtiyarlıktır. İnançsızlık ikliminde heder olmaya mani olan ışıktan evlerin nurlu serasından, cennetin nurlu verâlarına oradan da Cemalullah ile taçlanacağına inandığımız istikametli seferin kutlu birer yolcusu olmak istiyoruz. Tanımış olmakla kalmayıp, mefkürelerini mefkuremiz olarak bildiğimiz  Büyüklerimizi, Asr-ı Saadetin  günümüzdeki iz düşümleri rehberler bildik. Onların, insanlığın tümünü kucaklayan nurlu mesajlarının etkisine girdik.

Onlarla birlikte, gönderilen Efendimizin (sav):

 “Kardeşlerime selam söyleyin!” hitabına hiç liyakatimiz olmadığı halde:
“Ve Aleykesselam” ile mukabelede bulunmak istedik. Böylece tüm olumsuzluklara rağmen bunu Hakk’a sebatla fırsata çevirip, Hatemü’l Enbiya’ya (sav) kardeş olma ümidini yakaladık.
İşte, kehkeşanlara kaçmış ama nuru günümüzü aydınlatmaya devam eden Üstadımız (ra) ve devrimizin maneviyat güneşi olarak aydınlanmaya devam edegeldiğimiz Muhterem Büyüğümüz M. Fethullah Gülen’i de bu ufkun öncüleri bildik. Çile dolu geçmişleri ile birlikte örnek kullukları ortada. Yazdıkları ve söyledikleri dünyanın yüzlerce ülkesindeki insanların ellerinde, dillerinde. Ama bunların elden ve dilden öte gönüllere hitap etmesi, ihlâs buutlu amellere dönüşmesi gerekiyor.
Madem; tefekkür ufkunu yakalama insanı amudi bir manevi inkişafa mazhar ediyor; o zaman her can sahibi , emanette emin olup bu ufka ulaşmaya azami derecede gayret etmelidir.
İlimler ihtiyarladıkça Kuran’ın gençleştiğini görüyoruz. Her bir yeni keşif Kur’anı teyit edici birer güneş gibi karanlık ruhları aydınlatmaya devam ediyor.
Kuran’daki:
“Şüphesiz ki Allah’tan hakkıyla korkanlar O’nun âlim kullarıdır.” ( Fatır Suresi–28)
Tefekkürle bu uflu yakalayanlara ve yakalayacak olan Allahın (cc) alim kullarına binler selam olsun!

Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu