Yazarlar

İşkence terörü ve ahlak | ENGİN TENEKECİ

Danimarkalı bir doktor olan Inge Kemp Genefke, aynı zaman bir işkence mağdurları aktivistidir. Norveç medyasının da zaman zaman görüşlerine yer verdiği bir isimdir. Ülkenin önde gelen gazetesi Aftenposten’de 21 Mart 2007’de yayınlanan makalesinde Genefte’nin işkenceye dair görüşlerini okuyoruz. ‘İşkenceye karşı mücadelede kapı açan’ başlıklı yazıda Genefte, işkenceyi,  birçok ülkenin üzerine çöken ve demokrasiyi engelleyen gri bir battaniye olarak tanımlıyor.

Danimarkalı aktivistin söylemlerinin yer verildiği yazının ara başlığında kullanılan ‘işkence(nin) terörü’ ifadesi dikkat çekiyor. Zira Inge Kemp Genefke, Dr. Bülent Tarakıoğlu’nun 1999’da derlediği İşkence Olayı isimli eserinde yer alan önsözünde, terör kavramını, hükümetle ilişkilendiriyor. Çok net bir açık bir şekilde, ”İşkenceye izin veren hükümetler terörist hükümetlerdir.” diyor.

Inge Genefke, yukarıda bahsi geçen önsözünde, Danimarkalı felsefeci Esben Krause Jensen’nin, işkencenin topluma bakan yönlerine dair görüşlerinden alıntı yapıyor. Inge, Jensen’in, eleştiricilerine işkence yoluyla kötülük eden bir toplumun, sapık bir değerler sistemine dayandığı fikrinde olduğunu söylüyor. Danimarkalı felsefeciye göre, işkenceye başvuran bir kültür veya uygarlığın mahkumiyetine hükmedilir. Esben Krause Jensen, işkencenin doğru zamanda,  yanlış bir şey olduğu söylenmesi gerektiğini, aksi taktirde ahlaktan söz etmenin anlamsız olduğunu vurguluyor.

Bu bağlamda başta 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları ve başarısız 15 Temmuz darbe senaryosu sonrası ceza alanlara yönelik yapılan işkenceleri yukarıdaki tespitler doğrultusunda okumak mümkündür. Aynı zamanda gerek Tenkil Müzesi, gerek Avrupalı kurum ve kuruluşların raporları gerekse işkenceye maruz kalanların kan dondurucu itirafları, yine yukarıda dile getirilen hayati tespitlerin günümüz Türkiye’sinde ete kemiğe bürünmüş halidir. Özellikle müzede yer alan tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu’ya ait görüntüler. Tarihi bir işkence vesikası mahiyetinde olan bu görüntü,  öğretmen  Gökhan Açıkkollu’nun işkence sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini gözler önüne seriyor.

Eski AİHM yargıçları ve dünyaca tanınan yargıçlar, hukukçular ve raportörlerden oluşan Turkey Tribunal (Türkiye Mahkemesi)’nin kararı da tarihi bir hadisedir. Zira mahkeme, geçtiğimiz günlerde AKP rejiminin sistematik ve organize işkence ile ‘insanlığa karşı suçlar’ kategorisine girecek suçları işlediğine karar vermişti.

Yukarıda dile getirilen açıklamalar doğrultusunda işkence meselesine 3 kavramla bakabiliriz: Ahlak, rejim ve toplum. Jensen’in işkenceyi ahlak ile birlikte ele alması tesadüfi bir şey değildir. Bilindiği üzere ahlak, bir toplumun can damarıdır. Özellikle nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke için. Hatta Taşköprülüzade, Molla Lütfi gibi zatlar ahlakı bir ilim olarak görmüştür. Müneccimbaşı Ahmet Dede, Şerhu’l-Ahlaki’l -Adudiyye’sinde, ahlakı ameli hikmetin bütünü olarak görmüştür. Bu, ahlaktan yoksun herkesin ameli hikmetten yoksun olacağı anlamına geliyor. Ahlakın bir diğer anlamı da seciyedir. Zaten dilimizde de ahlaksızlığın karşılığı karekter sahibi olamayan anlamında kullanılır. İbn-i Arabi ise, Istılahat Risalesi’nde edep ve ahlakı edeb-i Hak olarak tarif eder. Edebin, kul ve Hak için  lazım  olan şeylerin neler olduğunu bilinmesi şeklinde açıklar.

Hadis-i şeriflerde, ‘’Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” Ve ”Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuruluyor. Hem Nebi-i Muhterem’in (sav) ümmeti olduğunu söyleyen bir hükümet olarak arzı endam edeceksin hem de işkenceye ruhsat vereceksin! Hem alim, kalem ehli, dindar gazeteci, hukukçu olduğunu söyleceksin hem de işkencenin bir insanlık dışı uygulama olduğunu yazmayacaksın ve Grefsen’in benzetmesiyle ifade edecek olursak tüm bu zulümleri ”gri bir battaniye” ile örteceksin!

Maalesef Türki’ye, belki de tarihinin en karanlık düşüşünü yaşıyor. Yukarıdan aşağıya her kesim – bir kaç istisna şahsiyet hariç- özelde Hizmet genelde muhalif olan birçok kişiye yapılan işkencelere prim veriyor; başta AKP hükümeti ve elinde tuttuğu medya ise bu zulmü halka duyurmamak için can hıraş bir şekilde çalışıyor. Entellektüel ve aydın kesim; çıkar, korku, makam ve mansıplarından dolayı işkence hususunda bir kelam dahi etmiyor. Hukuk zaten ayaklar altında. Bir Allah’ın kulu, ”ne yapıyorsunuz, bu bir vahşet, insanlık suçudur, ahlak dışı bir uygulamadır” demiyor! Zalim, memleketimizden; mazlumu savunan adillerse, dışarıdan çıkıyor!

Ahlaktan nasipsiz her fert ve toplum türlü türlü cürüm ve zulüm işleme potansiyeline sahiptir. İşkenceye göz yuman hükümetlerse, Inge Genefke’nin belirttiği gibi, terörist hükümetlerdir. Toplumsa, Danimarkalı felsefeci Esben Krause Jensen’nin yukarıda vurguladığı gibi sapık bir değerler sistemine dayanan bir yığınlar topluluğudur.

Ne demişler:

”Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var

Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu