Mizan

İş, Cenâb-ı Hakk’a kalmışsa… | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Zalimin işini kolaylaştırmadan “mazlum” olabilirsiniz.. “mağdur” olabilirsiniz.. “mehcûr” olabilir, belli sınırlar içine alınabilirsiniz.. “mescûn” olabilir, hücrelere konabilirsiniz.. “mahrûm” olabilir, haklarınızdan mahrum kalabilirsiniz; bugüne kadar, on sene, yirmi sene, otuz sene çalışıp bir şeyi hak etmişsinizdir, bir yere gelmişsinizdir; bütün bunlardan mahrum olabilirsiniz.

Fakat Allah’ın öyle bir vaadi var ki, muvakkat dünya hayatı, ona nispeten bir saniye hükmündedir. Ve dünyanın binlerce sene mesûdâne hayatı, oranın bir dakikasına mukabil değildir. Ve oranın da binlerce sene mesûdâne hayatı, bir dakika rü’yet-i Cemâline mukabil değildir. Sen, öyle bir şeye namzetsin!.. Gönlünü, öyle bir şeye kaptırmışsın; o işin delilisin sen!.. اَللَّهُمَّ اَلْإِخْلاَصَ، وَرِضَاكَ، وَخَالِصَ الْعِشْقِ وَاْلاِشْتِيَاقِ diyorsun; “Allah’ım, amelde ihlas ve Sen’in rızan ve aşk u iştiyâk!..” إِلَى لِقَائِكَ، وَإِلَى لِقَاءِ حَبِيبِكَ وَأَحِبَّائِكَ “Sana kavuşmaya iştiyak; Habibine ve Seni sevip sevgine mazhar olanlara kavuşmaya iştiyâk!..” Yetmedi ya Hû, أَبَدَ اْلآبِدِينَ، وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ “Zaman, bir gün top atabilir; gidip dibe vurabilir zaman.

Fakat benimki, zamanları aşkın; bu deyişim, bu duyuşum, bu mırıldanışım benim, zaman üstü!” O meseleyi hedefleyerek… Sen, böyle bir şeye talipsin!.. Dünyanın binlerce sene mesûdâne hayatı, o saraylar, o villalar, onun yanında ne yazar!..

“Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele

Devlet-i çerh-i deni verdi kamu müptezele

Şimdi ebvab-ı saadetle gezen hep hezele

İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem Yezel’e.”

Üçüncü Sultan Mustafa’nın (rahmetullahi aleyh) kendi dönemindeki dejenerasyon karşısında söylediği bir söz. Zannediyorum o, kendi dönemine öyle bir dejenerasyon nazarıyla bakmış; her halde şimdi olsa, bugüne kıyasla kendi dönemi için “Yahu Devr-i Saadet!” falan diyecektir ama öyle değil; çünkü adamın gözü Râşid Halifeler döneminde; Ebu Bekir dönemi, Ömer dönemi, Osman dönemi ve Ali döneminde (elfu elfi merrâtin radıyallahu anhüm). Birisi de değiştirerek, “Saray etrafında geziyor bir kısım hezele / Gayr-ı işimiz kalmıştır Merhamet-i Lem Yezel’e!..” diyor. İş, Cenâb-ı Hakk’a kalmışsa, bir dakikada düzeltir onu. Şimdiye kadar nice Amnofisler geldi-geçti; insanlara ne gadirler, ne zulümler yaşattılar!.. Aynen.. Şi’b-i Ebî Talip’te, Müslümanların üç sene aç-susuz boykota maruz kaldıkları gibi.

Ama hiçbir Müslüman, o sıkıntı karşısında geriye dönmedi. Değil Müslüman, Beni Hâşim’den henüz Müslüman olmayanlar bile… “Niye Beni Hâşim’densiniz?!.” Hani ByLock var ya!.. Efendim, “Dinlenmiş; sen de onu kullanmışsın!” filan… “Öyle ise sen de onlardansın!” filan. “Beni Haşim’den olduğuna göre, Beni Haşim’den olan Hazreti Muhammed’e sahip çıkarsın sen, belli. En iyisi mi, ihtimale binaen, seni derdest etmede yarar var!” Öyle bir şey!.. Bakın, mantık aynen, hiç farkı yok. Hakikaten müthiş bir tevârüs bu. Takdir (!) edilecek, Nobel ödülüne arz edilecek bir deha âdeta.

Bir deha!.. Tâ o gün olan şeyleri nasıl böyle bütün çizgileriyle, ana hatlarıyla alıp uyguluyorlar, insanın aklı durur; bu ne müthiş deha!.. Mekke’den ayrılan insanlar, Mekke’nin fethi ile geriye döndüklerinde, ne bağ kalmış, ne bahçe kalmış, ne ev kalmış, ne de evin harabesi kalmıştı! Hepsi bunların, tagallübe, tahakküme, tasalluta, taarruza maruz kalmış ve elden çıkmıştı. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) maskat-ı re’si (doğum yeri) olan mübarek hâne bile, dünyaya teşrif buyurdukları hâne bile, birisi tarafından kullanılmıştı. Adını vermiyorum onun, çünkü sonradan Müslüman oldu, sahabîlerin arasına katıldı; adını vermiyorum, yakını idi O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem).

Ne Beni Teym’den olan Hazreti Ebu Bekir’in, ne Beni Ümeyye’den olan Hazreti Osman’ın, ne Beni Adiyy’den olan Hazreti Ömer’in bir avuç kadar, bir adımlık yeri kalmamıştı. Tagallüp, tahakküm, tasallut, Ebu Cehillerin, Utbelerin, Şeybelerin, İbn-i Ebî Mu’aytların işiydi. Müslümanlar, Mekke’den ayrılınca, “Bunların hepsi bize kaldı; bunları vatandaşlıktan çıkardık, azlettik!” filan demişlerdi. Bir daha onların geriye dönemeyeceklerini zannediyorlardı ve öyle yaptılar. Fakat Ashâb-ı Kirâm, öyle bir istiğna ruhuyla hareket ettiler ki!.. Oraya Allah’ın izniyle ellerini-kollarını sallayarak girdikten sonra dediler ki, “Biz, Yesrib’i medeniyet merkezi ‘Medine’ yapmıştık; tekrar geriye dönüyoruz. Orası pây-i taht-ı İslam.” Ona canlar kurban!..

Bu video 15/10/2017 tarihinde yayınlanan “MEFKÛRE MUHÂCİRLERİ VE YİĞİTÇE DURUŞ” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://herkul.org/bamteli/bamteli-me…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu