Yazarlar

İnsanları İnanmaya veya İnançsızlığa Sürükleyen Sebepler | MUHSİN ÇELEBİ

Tarih boyunca insanoğlu temelde iki ana güruha ayrılmış. İnananlar ve inanmayanlar.

Şairin ifadesi ile ‘Oluklar çift akmış birinden nur; birinden kir..’

Daha insanlığın ilk atası Hz. Ademin evlatları ile başlayan bu manzara kıyamete kadar devam edeceğe benziyor.

Kabil, kin haset ve zulüm duyguları ile kardeşini katletmiş. Habil’de masumlar ve mazlumlar kafilesinin ilk şehidi olmuştur.

Nur akan oluklardan: Peygamberler, evliyalar, asfiyalar ve salih insanlar insanlığı sulamış…

Kir akan oluklardan Firavunlar, şettatlar, diktatörler ve zalimler ise insanlığa adeta kan küstürmüş güzelim dünyayı insanlara cehennem etmişlerdir.

Adeta birisi zakkum meyveleri; diğeri de Tuğba ağacının meyvelerinin numunelerini bu fani dünyaya vermiştir.

İnsanlığın bu iki meyvesinin ana sebepler üzerinde duralım.

  1. İNSANLIĞI İNANMAYA GÖTÜREN YOLLAR

Aslında insanoğlu en basit mantıkla bile düşündüğünde: Bir harf katipsiz, bir iğne ustasız; bir resim ressamsız, bir heykel heykeltraşsız; bir köy muhtarsız olamaz. Elbette bunlardan binler derece daha harika olan şu kâinat sarayı yapıcısız yaratıcısız olamaz. Asrın mürşidinin dediği gibi: Bizleri Cenabi Hakk’ın varlığına inanmaya götüren yollar mahlukatın varlığı adedince çoktur. Her bir varlık O’na delildir. Fakat bunların içinde en kısa ana yollara işaret edeceğiz.

İnsanoğlu acz, fakr, şefkat ve tefekkür adımları ile bu yollara girebilir. Kendi acz ve fakrini alamayan şefkat ve merhamet duyguları ile kâinata bakamayan tefekkür ile bir arı gibi her petekten bal almayan inanamaz. Bu adımlarla bu yollara bir göz atalım:

  1. Kâinat Kitabını ilmi bir şekilde incelemek, tefekkür ederek araştırmak

Bediüzzaman Hazretlerinin yanına Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı gelir ve “Bize Halıkımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediklerinde; onlara:

“Sizin okuduğunuz fenlerden her fen kendilerine has bir dil ile sürekli olarak Allah’tan bahsediyor ve yaratıcıyı tanıtıyorlar.  Muallimler değil, onları dinleyiniz.” dedikten sonra kısaca misaller verir.

Kâinatı büyük bir eczaneye benzetir. Harika bir eczahaneye benzetir. Harika bir fabrikanın mühendisi yapıcısı olmadan olamayacağını anlatır. Yeryüzünü dev bir gıda iaşe ambarına benzetir. Dev bir süper marketin yüzlerce reyonlarındaki, binlerce raflarındaki dizilmiş düzenlenmiş binlerce besin maddelerinin kendiliğinden olamayacağını anlatmış.

Büyük bir şehrin elektrik şebekesinin aydınlatılmasının kendiliğinden olamayacağı gibi gökyüzündeki milyarlarca yıldızları milyonlarca yıldır yandıran, yakıt maddelerini tüketmeyen bir yaratıcısının olacağını bildirir. (11. Şua Meyve Risalesi)

Kısacası her ilimde Allah’a giden bir yol vardır. Yeter ki fiziğin, kimyanın, tıbbın, zoolojinin, botaniğin, astronominin ve diğer yüzlerce ilimleri insafla araştıralım ve tefekkür ederek neden ve niçinlerini sorabilelim.

  1. Kuran-ı Kerimi doğru anlamak, doğru yorumlamak ve doğru kavramak, insanları inanmaya götür

Kur’an-ı Kerim’de gökleri ve yeri ilimlerin dili ile inceleyip tefekkür eden insanların mutlaka Allah’a inanacağına dair yüzlerce ayet vardır. Biz bunlardan sadece numune olarak birkaç tanesinin mealini vereceğiz.

“O’dur gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur. Hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar”

“Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir. Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak bir ders vardır.!”

“Hem geceyi ve gündüzü güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlarda O’nun emriyle size ram edilmiştir. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice ibretler vardır.”

“Yeryüzünde türlü türlü renklerle her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin yarattığı daha neler neler var! Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var. “ (Nahl, 16/10 – 13)

“Eğer onlara ‘Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve ayı kim hizmetinize amade kıldı?” diye sorarsanız elbette Allah° diyeceklerdir. Öyleyse nasıl oluyor da bu gerçekten uzaklaştırılıyorlar.” (Ankebut 29/61)

“Eğer onlara: ‘Gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran kimdir?’ diye sorsan elbette: Allah diyeceklerdir.

De ki: Hamdolsun o Allah’a ki (kafirler bile onun vasıflarını inkâr edemiyorlar. Bütün hamdler, güzel övgüler aslında Allah’a mahsustur, fakat onların ekserisi bunu düşünüp anlamıyorlar” (Ankebut, 29/63)

Nahl süresindeki ayetlerde görüldüğü gibi Cenab-ı Hak delilleri sıraladıktan sonra ayetlerin sonunda “muhakkak ki bunlarda tefekkür eden, tezekkür eden ve aklını kullanan toplumlar için ayetler, deliller vardır.” diye bitiriyor.

Kur’an da insanı inanmaya götüren daha birçok ayetler vardır. (Ayrıca Bkz. Nahl, 16/65 -69 Bakara  2/2   Al-i İmran 3/37)

Aslında Kur’an-ın kendisi Allah’a inanmaya götüren en büyük delillerden biridir.

Kur’an-ı edebi yönüyle inceleyen; ilimlerin diliyle Kur’an-ı inceleyen Kur’an-ın gelecekten verdiği haberlerin yeri ve zamanı geldikçe ortaya çıktığını gören; matematiksel bazı mucizelerine şahit olan; bazı Allah, Rahman, Rahim veya birbirinin aynısı kelimelerin alt alta aynı sayfada bir araya geldiğini gören; 23 yılda ayrı ayrı sebeplerle ve farklı zamanlarda nazil olan Kur’an ayetlerinin anlam bütünlüğü, okunuşundaki kulağa hoş gelişi gibi ehli tahkikin tespit ettiği yüzlerce mucizeliği karşısında insaflı bir insan: “Bu Kitap, okumasını yazmasını bilmeyen, ümmi bir zatın eseri olamaz. Bu ancak alemlerin ve bütün insanların yaratıcısı Allah’ın kelamı olabilir.” diyecektir.

Kısacası Kur’an-ı insafla okuyan, anlayan ve inceleyen bir insanın inanmaması mümkün değildir.  Asırlardır 7’den 70’e insanlığın beşte birisini arkasından sürükleyen ve ezberlenebilen, zihinlere zor gelmeyen bu kitap insanları yaratan alemlerin Rabbinin kelamı olabilir… demekten başka çare yoktur.

  1. Peygamberimizin hayatını gerçek yönleriyle bilmek, anlamak

Efendimiz (s.a.v)’in hayatını her türlü önyargılardan uzak insafla inceleyen bir insan; “Bu hayat basit bir insanın hayatı olamaz. Doğmadan babasını altı yaşında annesini, sekiz yaşında dedesini kaybetmiş hem yetim hem de öksüz kalmasına rağmen öyle güzel bir ahlaka sahip olarak yaşamış ki; dost ve düşman onun ahlakına, dürüstlüğüne, insanlığına hayran kalmış, Kendisi “Muhammed’ül Emin” ‘güvenilir insan’ olarak anılmıştır.

“Ya Resulallah seni kim böyle güzel terbiye etti?’’ Diyenlere “Beni rabbim en güzel şekilde terbiye etti° diyerek Allah’a yeryüzünde en güzel ayna olmuştur. Allah’ın isimlerinin kendisinde kâmil manada tecelli ettiği en üstün varlıktır.  O’na ibretle bakan Allah’ı görür ve Allah’a inanır.

  1. Vicdanımızın gizli sesine kulak vermek

Kâinatı ve insanları yaratan Yüce Rabbimiz insanoğlunun fıtratını temiz olarak yaratmış. Fıtratı bozulmayan her insan vicdanını dinlediğinde, kendisinin ve kâinatın mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiğini kabul eder. Tarih boyunca insanoğlu mutlaka Bir şeylere inanmış, fıtratı onu gerektirmiş. Ancak peygamberlerin aydınlık yolundan ayrılan insanlar yanlış farklı şeylere inanmış.

En inanmıyorum diyen insanlar bile, zorda kaldıklarında gemileri batarken, uçakları düşerken, aciz kaldıkları noktalarda kendilerine mahsus bir şekilde inançlarını dillendirmişlerdir. Onun için “Batan gemi ile düşen uçakta ateist bulunmaz.” sözü adeta atasözü haline gelmiş, fıtratları yalan söylememiştir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu