Aktüel

İmtihan Sırrı

AZİZ KALE

Fitne kelimesi birden çok anlamı ile kuranda 60 yerde geçmektedir2. Ebu Hilal El-Askeri (ö. 400/1009) fitne kelimesinin 8 farklı anlamı olduğunu söylemiştir: Sorumluluk, azap, sapkınlık, engel olma, küfür, günah, ibret ve cevap’tır3. İbnu’l-Cevzī (ö. 597/1201) ise on beş farklı anlamdan bahsetmiştir: şirk, küfür, imtihan, azap, ateşi tutuşturma, öldürme, engel olma, sapkınlık, mazeret, ibret, delilik, günah, ceza, hastalık, hüküm4.

Muhammed Esed ise kelimenin daha çok “imtihan/sınama” anlamı üzerinde durmuştur5. Yukarıda bahsedilen anlamların geneline bakıldığında da fitnenin aslında imtihan sebepleri olduğunu görürüz.

Efendimiz’in “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takip edenler, sonra onları takip edenlerdir.”6 hadisi şeriflerini göz önüne bulundurduğumuzda müminler için her zaman imtihanın söz konusu olduğu ve başına gelecek musibetlere aslında hazırlıklı olması gerektiğini söyleyebiliriz. Zira her devirde “Hakk’a inandım” diyen insanlar diğerlerince dışlanmış, düşüncelerini değiştirmeleri istenmiş, tehdit edilmiş ve hatta öldürülmüşlerdir. Bu durum her yeni peygamber geldiğinde maalesef devam etmiştir. Teessüf gerektiren kısım aslında insanların zulmediyor olmasıdır. Zulme uğramak söz konusu ise dünyevi gözle baktığımızda (sebepler planında) tabii ki sevinilecek bir durum değildir. Fakat insanoğlunun fıtratında mündemiç olan zalimlik Kuran’da7 açıkça ifade edilmişken; zulümlerin, “insan” var olduğu sürece devam edeceğini kabul etmemek, gerçeğe gözünü kapamak olur. Bu anlamda, bedeli ağır da olsa, Hakk’ın tarafında olmanın huzuru belki çekilen sıkıntıları bir nebze olsun hafifletecektir.

Kur’an’da Hz Lokman oğluna şöyle vasiyet eder: ‘Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma’rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.’ (Lokman suresi 17)Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Kuran’dan İdrake Yansıyanlar adlı eserinde bu ayeti tefsir ettiği kısımda şu ifadelere yer verir: “Bir mü’min şahsî istitaat ve ferdî sorumluluğunu aşarak toplumdaki yanlışlıkları düzeltme yoluna girince, başına bir sürü gailelerin geleceği kaçınılmazdır. Ne kadar yılların kazandırdığı alışkanlıkları terk etme durumunda kalan veya menfaati zedelenen kişi ve kuruluş varsa, hepsi ona karşı çıkacak ve onu baskı altına alacaklardır. İşte böyle bir durumda mümin bütün bunlara karşı direnip, çizgisini koruma mecburiyetindedir.

Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, davanız ne kadar masum olursa olsun birilerinin çıkarları bundan zarar görüyorsa, birileri hazımsızlık ve çekememezlik duyguları ile bilenip duruyorsa sizin “düşman” ilan edilmeniz kaçınılmazdır. Bu yüzden yollarınız ne kadar güllerle dolu da olsa, güneşlerden daha aydın da olsa ve hatta ucu gidip cennetlere de uzansa bir güzergah emniyeti olmalı insanın. Hazreti Ebu Zer El-Gıfari’nin Müslüman olduktan sonra bunu Kabe’de haykırması üzerine müşriklerce oracıkta darp edilmesi ve Efendimiz’in onu böyle yapmaması için uyarmasından belki bunu da anlamak lazımdır.

Ebu Cehil, Efendimiz’i yalan söylediği için düşman bellememişti. Onun doğruluğunu tüm cehline rağmen tasdik etmekteydi. Ama “neden O?” diyerek gururu yüzünden İnsanlığın İftihar Tablosu’nu hedefine koydu, kamuoyu oluşturdu, insanların bir kısmını inandırdı ve kendine yakışanı yaptı. Sadece Efendimiz değil, hepsi birer yıldız, sahabe efendilerimiz de zulümden payını aldı. Fakat Efendimiz sabrı tavsiye etti, sahabeler birbirlerine sabrı tavsiye etti. Kuranda asra yemin edilen ayetlerin devamında, birbirine sabrı tavsiye edenlere, insanların ziyanda olduğu bir zamanda, iman edip salih amelde bulunmak şartıyla, bu talihsiz zümreden hariç tutulacağı müjdesi verilmişti çünkü.

Bir gün Said Nursi Hazretleri’ne sorulur: “Sana üç yüz lira maaş verilipp Kürdistan’a ve vilayat-ı şarkiyeye Şeyh Sünusi yerine vaiz-i umumi yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilal yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun?8” Hz Üstad’ınverdiği cevap şu olmuştur:” Yirmişer, otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevi hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye alet olamayan ve tabi olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi.” Said Nursi Hazretleri Hak(k) ‘ tan yana olmayı seçiyordu ve akabinde gelecek zulümlere peşinen razı oluyordu. Sonrasında zindanlardan zindanlara sürüklenmiştir. Yıllarca hücre hapislerinde tutulmuş, kimse ile görüştürülmemiş, hakkını savunduğunda kale alınmamıştır. Risale-i Nur Külliyatından Şualar adlı eserinde 14. Şua’da hapisliği boyunca kendisinin ve talebelerinin yazılı savunmalarının yanı sıra yine talebeleri ile birbirlerine hitaben yazdıkları mektuplar yer almaktadır. Bu mektuplarda kendilerine zulüm edildiğini, aralarına fitne sokulmaya çalışıldığını, bu yüzden birbirlerine karşı uhuvveti asla elden bırakmamaları gerektiğini salıklamıştır. Böylelikle Asr Suresindeki müjdeye nail olmaya çalışmışlardır.

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de maalesef tarihteki zulümlerin aynıları ve hatta yer yer fazlası irtikap edilmektedir. İnançlı, dürüst, Hakk’a hizmetten başka gaye bilmeyen bir sürü insan devlet eliyle zulüm görmekte. Zulüm, teşvik edilip kalabalıklardan bu zulme ortaklık talep edilmekte. Hayatlarında adi suç bile işlememiş insanlar terörle suçlanmakta, ülkelerini yasa dışı yollarla terk etmeye zorlanmakta; ülkesini terk edebilenler iz bilmediği memleketlerle mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalmaktadır.

Tarih tekerrür etmekte, zalim aynı cahilliği ile dünyayı mü’mine zindana çevirmekte9, bu hali ile bir hadisi şerifi gerçeklediğinin farkında olmadan sefilliği ile gayyaya yuvarlanmakta. Mü’min gözünü kulağını Kuran’ın müjdesine dikmiş: “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. “10

Sabır ile Hakk’ın vaat ettiği günleri bekleyip, ümit dolup, umut dağıtmaya devam ederek aktif sabrın hakkını vermeyi gaye edinmiş neticede dünyada da ahrette de iyiliğe hoşluğa ulaşanlardan olmayı Rabbimiz nasip buyursun.

  1. Sahihu’l-Buhari VIII, 92; Tefriru’l-Kurani’l-Azim II, 43; Sunenuİbn-i Mace, II, 3961.
  2. Ahmet Özdemir, Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı”nda Fitne Kavramına Yaklaşımı ,RTEÜFİD 172
  3. EbūHilāl el-ʿAskerī, el-Vucūh ve’n-neẓāʾirfī’l-Ḳurʾāni’l-kerīm, thk. MuḥammedʿUs̠man (Kahire: Mektebetu’s̠-S̠eḳafeti’d-Dīnīyye, 2007), 380-381.
  4. Ebü’l-FerecCemâlüddînİbnu’l-Cevzī, Nuzhetu’l-aʿyuni’n-nevāẓirfīʿilmi’l-vucūh ve’n-neẓāʾir, thk. MuḥammedʿAbdulkerīmKāẓım er-Rāḍī (Beyrut: Muʾessetu’r-Risāle, 1984), 478-480.
  5. Esed, Kur’an Mesajı, 1/ 302, 2/ 571, 2/ 650, 664, 2/ 680, 2/ 913, 915, 3/ 947, 3/ 1089, 3/ 1206., 3/ 1206
  6. (Râmûzu’l-Ehâdîs, s. 71 (983. hadis. EbûdavutTeyâlisî, Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, İbn-i Hıbban, müstedrekten)
  7. İbrahim,34
  8. Emirdağ Lahikası
  9. Müslim, Zühd 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd l6; İbniMâce, Zühd 3.
  10. Bakara, 214

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu