Yazarlar

İçerisinde misafir olduğumuz dünyamız | A.Rasim Emiroğlu

Kâinatın, arz ve semâvâtın yaratılışını İslâmî kaynaklara ve ilmi gelişmelerin ışığında önceki yazılarımızda anlatabildiğimizi umut ediyorum.
Şimdi sıra dünyamıza geldi.
Dünya’yı kendi dilinden dinleyeceğiz. O bize kendisini anlatacak…

Benim ilk varlığım güneşten kopan büyük bir ateş topuyla başlamış. Kendi etrafımda durmadan hızla dönerken çevremde ne varsa bünyeme alarak büyümüşüm. Ne zaman doğduğu mu kaç yaşında olduğumu bilmiyorum.
Jeologlar yaklaşık 4,54 milyar yıl yaşımda olduğumu söylüyorlar.
Alimler de kıyamete kadar yaşayacağımı dile getiriyorlar.

Önceleri toz bulutu ve duman halinde iken uzun zaman sonra soğumuş kabuk bağlamışım.
ilk önceleri hem kabuğumdaki ve hem de yeraltındaki katmanlarımda yüksek derecede sıcaklık vardı.
Beni öğrencilerine anlatmak için bazı coğrafyacılar, futbol topuna, bazıları da karpuza benzetiyor. Haksızda değiller.
Aynen karpuzda olduğu gibi benimde kabuğum var. Şeklimde yuvarlak…
Kabuğumdan derinlere doğru inildikçe merkezde çekirdeğim bulunur.
Yer bilimcileri benim yer katmanlarımı:
Yerkabuğu, üst manto, alt manto, dış çekirdek, iç çekirdek diye ayırmışlar.
Sıcaklığım yerkabuğumda ortalama 15 derece iken, mantolarda 4000,  çekirdekte ise 6300 dereceye kadar yükselir.
İç çekirdeğimde katı şekilde çok miktarda demir ve nikel alışımı vardır.

Benim en değerli yerim kabuğumdur.
Kabuğumun kalınlığı diğer katmanlarıma göre azdır.
Araştırmacılar; Karalarda 35-40 km. Denizlerde 8-12 km. olduğunu söylüyorlar.
Önemli misafirlerimi orada(toprakta) ağırlarım. Bitkiler, hayvanlar ve insanları orada yaşatırım.
Yerkabuğumun en alt kısmında çok büyük levhalar ve plakalar vardır. Bu levhalar sıvı haldeki magma tabakası üzerinde adeta yüzerler.
Manto tabakam çok sıcaktır ve sıvı haldedir. içinde silisyum, demir, mağnezyum, oksijen, su buharı ve çeşitli gazlar vardır.

Zaman zaman plakalar, levhalar tektonik hareketle birbirine yaklaşır, bazen uzaklaşır, bazen de yana kayar. İşte bu hareketler sırada magma tabakası basıncın etkisiyle yerkabuğumda çökme veya yükselmeler yapar. Çukurlara su dolarak okyanuslar, denizler ve göller olurken, yükselmelerden de dağlar meydana gelir.
Bezen de yerkabuğu ve kıta levhalarım birbiriyle çarpışır. Bu da Himalayalar gibi sıra dağların oluşmasına sebep olur.
Yerkabuğumda sadece dağlar ve okyanuslar bulunmaz.
Canlıların yaşayabilmesi için ana maddeler olan toprak, su, hava, ısı, ışık vs. ile donatılmıştır.
Kayaçlar, taşlar toprağa analık ederken, toprakta başta nebatat olmak üzere bütün canlılara analık eder.
Toprak benim için çok önemlidir.
Yeryüzünün en önemli misafiri,
Hz. Adem (as)’ın yaratılış hamuru da topraktandır.

Genel kabul edilen bir teoriye göre toprağım üzerimdeki kabuğu oluşturan kayaların milyonlarca yıl boyunca çeşitli etkilerle ayrılması ve sonradan içerisine organik maddelerin karışması sonucunda oluşmuştur.
Güneşin ısısı, yağmurlar, şiddetli rüzgarlar, su devir dâimleri üzerimdeki kayaçları parçalamış toprağımın oluşmasını sağlamıştır.
Ayrıca deprem, yanardağ ve volkanik patlamalar olunca yer altındaki madenler, mineraller yeryüzüne çıkmış ve verimli toprak oluşmasına sebep olmuştur.
Şiddetli yağışlar, sel baskınları, nehir ve akarsuların dağlardan getirdikleri topraklarla düz ovalar oluşmuş. En verimli topraklar nehir kenarlarında ve volkanik patlamaların olduğu yerlerdedir.
Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur. En verimli yeri de humusça zengin 10cm.’lik en üst tabakasıdır.

Önceleri karanlıkta idim.
Beni kâinatın merkezi ve misafir hanesi olarak planlayan Rabbim, Isı ve ışığımı, güneşten, havamı atmosferden, suyumu rahmet olarak semadan gönderdi.
Gündüzleri güneş lambam oldu beni ışığı ile aydınlattı, ateşi ile ısıttı.
Geceleri ise fenerim ay, mumumda yıldızlar oldu.

Üzerimi bir sera gibi atmosfer şemsiyesi ile örtmüştür.
Atmosfer benim koruyucu şemsiyemdir. Güneşten gelen zararlı ışınları süzer, engeller, meteor taşlarından korur. Isımı dengede tutar. Aşırı ısınmamı ve aşırı soğumamı önler.

Atmosferimde (%78) azot, (%21) oksijen ve %1 miktarda da diğer maden ve gazlar bulunur.

Diğer gezegenlere göre çok büyük sayılmam yüz ölçümüm:
510.2 milyon km2’dir.
Bunun %71’i su, %29’u ise kara ile kaplıdır. Yani sularla kaplı yerim çok fazladır.
Üzerimdeki kara parçası azdır. Onunda %10’luk kısmı üretim yapmaya elverişlidir.
Geri kalan yerler çöller, kayalıklar, dağlar ve bataklıktır.
Suyum çok boldur. Havada bulutlarda, yerde deniz, okyanus, göl ve ırmaklar da, yerimin altında ve kutuplarda buzullar halinde depo edilmiş şekildedir.
Mısır’daki Nil, Anadolu’daki Dicle ve Fırat nehirlerim meşhurdur.

Şeklim kutuplarda basık ekvatorda şişkin olup elips şeklindedir.
Güneş’e uzaklığım 149.597.890 km’dir. Eğer güneşe biraz yakın veya uzak olmuş olsam bütün canlılarım yanar kül olur veya donar ölürlerdi.
Kendi etrafımda saatte: 1670 km. hızla dönerek 24 saatte tamamlarım. Gece ve gündüz meydana gelir.
Güneşin etrafında ise saatte 108.000 km. hızla dönerek bir yılda tamamlarım. Duruşum tam dik değildir. 23 derece 27 dakikalık eğik olmam mevsimleri oluşturur.

Ben ilk doğduğumdan itibaren hiç durmadan fırfır dönerim. Dönerken üzerimde taşıdığım canlıları sarsmamak için Rabbim zeminimi onlara döşek yapmış, dağları da gemi direği gibi yükseltmiştir.

Bilim adamları Kopernik ile Galile döndüğümü ancak 16.yüzyılda keşfedebildiler.

Rabbim kâinat içerisinde bana ayrı bir değer vermiştir. Sanki sonsuz uçsuz bucaksız uzay çölünde beni koskoca kâinatın merkezi seçmiş.
En değerli misafiri olan insanlar için geçici misafirhane yapmış.

Değerli misafir gelmeden evvel
İçim dışım süslenmiş, bahçemin zeminine yaratılışımızın ana kaynağı olan toprak serilerek döşek haline getirilmiş. Üzerine bin bir çeşit bitkiler dikilmiş.
Ardından hayvanat tabakası çift çift yaratılmış.
En sonunda da en değerli misafir insanlığın atası, ilk insan ilk peygamber Adem (as) teşrif etmiştir.

Pırlanta müellifi “Sükutun Çığlıkları” kitabında beni gemiye benzetir.

“Dünya, insanoğlu için şu sonsuz fezâda ahenkle yüzüp giden mükemmel bir seyahat gemisidir”
der.

Doğru… Ben Rabbimin gemisiyim.
Titanik gibi atlas okyanusunda değil feza okyanusunda saatte 1670 km. hızla yol alıyorum. Rotamherhangi bir dünya şehrine değil, ahiret limanına.

Yolculuğum kıyamet koptuğunda sona erecek.
Gemim çok katlı ve mükemmel yapılmış.
En alt bölümde su ve madenler depo edilmiş. Zeminimde toprak döşek gibi yere yayılmış, üzerine yemyeşil çimenler, bin bir renkli çiçekli meyveli bitkiler dikilmiş. Bunların arasına hayvanlar serpiştirilmiş.
Yolcular sarsılmasın diye dağlar direk yapılmış.
Üzerimde atmosfer şemsiyesi ile örtülmüştür.
Geminin en konforlu üst katlarına değerli misafirlerim insanları yerleştirdim.

Gemimin içerisinde (ilmin son tespitine göre;)
400.000 tür bitki,
1.200.000 tür hayvan, (1)
7.890.594.135 insan taşıyorum.(2)
Üzerimde taşıdığım bütün bitkiler, havada, karada ve suda yaşayan bütün hayvanların rızıklarını Rabbim karşılıyor. Ben sadece onun emirlerine uyuyorum.
En değerli misafir insana ise bütün varlıklar hizmet ediyor. Onun her türlü yiyecek içecek ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Yeni doğanları gemiye alıyor, ömrü dolanları ait oldukları durakta indiriyorum. Onun için gemide çok hareketlilik yaşanıyor. Her an, her dakika binlerce binen ve inenler oluyor. Bu durum kıyamete kadar da devam edecek.

Gemi sahibi Rabbim dümenin başına her devirde ayrı bir elçisini vazifelendirmiş. Şimdiye kadar 124 bin peygamber gelip geçmiş..
Bu kaptanlar yolcularına nasihat ediyor, gemi sahibinin emirlerine uyarlarsa ebedi mutlu kalacakları adaya indirileceğini söylüyorlar.
Fakat insanların çoğu nasihat dinlemiyor.

Nur müellifi üzerimde taşıdığım insanlara benim üç vechimin (yüzümün) olduğunu söylüyor.
“Biri, Cenâb-ı Hakk’ın esmasının âyineleridir.
Diğeri, âhirete bakar; âhiretin tarlasıdır.
Diğeri, fenaya, ademe bakar….. (”Sözler, 24.döz s. 311.)
Siz ilk ikisine bakın, üçüncü yönüm sizi aldatır.
Ayrıca;dünya, her gün dolar boşalır bir misafirhane, gelen geçenlerin alış verişi için yol üstünde kurulmuş bir pazardır.
Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir…(Lem’alar, 521.) diyerek ikaz eder.

Dünyanız olarak sizlerden son isteğim şudur:
Rabbim beni yaratmış, sizlere hizmet etme vazifesi vermiş. Yüce kitabında ismimden çoğu ikaz mahiyetinde 115 defa bahsetmiş. Sizlere de akıl vermiş, diğer varlıklarından üstün kılmış.
Benim hakkımda da sizi;
“….Bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir.” (Ankebut .64)
“….Öyle ise dünya hayâtı sakın sizi aldatmasın!” (Fâtır.5 )diyerek uyarmış.
Bu uyarılara uyun..
Ben ömrünüz boyunca sizi misafir ettim. Sırtımda taşıdım. Yedirdim, içirdim.
İlk misafirim Hz.Âdem(as) idi. Son misafirim kim olur bilemiyorum.
Bildiğim bir şey var benim ömrümün sizden daha fazla oluşu.
Şimdiye kadar Firavun’ la beraber Hz.Musa’yı, Nemrut ile beraber Hz. İbrahim’i, Ebu Cehil ile beraber Hz.Muhammed’ i de (sav) misafir ettim.
Zâlimler ebedi cehenneme, Salihler de ebedi saadet yurdu cennete gittiler. Gidenler gitti ben yine de buradayım. Sizde bir gün gideceksiniz.
Bana çok bel bağlamayın.
Dışımın süslü çekici olması sizi aldatmasın.
Nefsinizin ve şeytanın sizi benimle aldatmasına izin vermeyin. Burası imtihan yeridir. İmtihanı ve ebedi saadet yurdunu kazanmaya bakın.

Hizmetten | A.Rasim Emiroğlu

Kaynaklar:
(1) sorularlarisale.com
(2) www.worldometers.info/tr/
(3) https://tr.m.wikipedia.org/wiki/
(4) tubitak.gov.tr/edergi/edergi.htm

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu