Yazarlar

Hocaefendi’nin mekanında Ramazan | Faruk Mercan

Önceki gün, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin mekanındaydık.
Akşam namazından önce mukabeleye iştirak ettik. Hocaefendi, her zaman olduğu gibi mukabeleyi önündeki büyük ekrandan takip ediyor.
Misafirlerin pandemi sebebiyle, belirli mesafeye riayet ederek oturduğu  mescitte, ders halkasındaki talebeleri Kur’an-ı Kerim’i sırayla okuyorlar, her sayfadan sonra o sayfanın meali okunuyor.
Mukabele esnasında Hocaefendi talebelerinin öyle dikkatle dinliyor ki, bazen okuyuşlarını düzeltiyor. Meal okunurken, bir tafsilata ihtiyaç duyuyorsa, bir tefsire atıf yapıyor. Peygamber Efendimiz (as) donemindeki münafıkların anlatıldığı Tevbe suresi’nin (onuncu cüz) okunduğu bu mukabelede, Elmalili Hamdi Yazır’ın tefsirindeki 37. ayetle alakalı bir izahata atıf yaptı, bir talebesi tefsirin bu cildini açarak bu izahatı okudu. Bu ayet, haram ayların yerlerinin değiştirilmesi adetini anlatıyor.
Hoaceefendi gibi alimlerde Allah vergisi bir hafıza var. Bediüzzaman Hazretleri’nin de bu hususiyeti malum…
Daha önce, biyografi kitabının yazım safahatinda iki ramazanı bu mekanda yaşama imkanı nasip oldu. Ramazanın bir ibadet ayı olmakla beraber, aynı zamanda bir “ilim ve irfan ayı” olduğunu, dolu dolu bu mekanda yaşadım. Kur’an ayetlerine Hocaefendi’nin İslam’ın büyük tefsircilerine atıflar yaparak yaptığı izahatlar… Ve misafirlere yeni ufuklar açan hadis, tefsir ve fıkıh dersleri…
O günlerde Hocaefendi’nin, “Keşke bütün camilerde bizim burada yaptığımız gibi mukabele yapılsa” sözlerini not almışım. Ramazanın idrak edildiği, teravih kılınan bütün cami ve mescitlerde bu gelenek yerleşse, böyle bereketli ve tafsilatlı mukabelelerle, genç nesiller muazzam bir “Ku’an bilgisi” ile yetişmiş olacaklar. Bir de yılın 11 ayında her gün akşam namazından önce yapılan topla “45 dakikalık” dualar. İlim ve ibadetin her zaman böyle beraberliği…
Yaklaşık bir saat 15 dakika süren mukabeleden sonra, ezan okunuyor. İkram edilen su ve hurma ile orucumuzu açıyoruz. Orucunu açan Hocaefendi şöyle diyor:
 
“Bediüzzaman çizgisinde Müslümanlığı yeniden insanlığa anlatmak lazım. Müslümanlar, Müslümanlığı derinlemesine bilmiyor. Müslümanlık esas itibariyle amelden ibarettir.”
Akşam namazı ve tesbihattan sonra, iftar sofrasına gidiyoruz. Bu mekanda, sadece Ramazan ayında değil, her gün gelen misafirlere yemek var. Eskinin varidatlı ilim ve irfan yuvaları gibi…
Yatsı namazı ve teravihten önce, Hocaefendi misafirleri ile kısa bir sohbet yapıyor. Gelen iki misafir ziyaret ettikleri iki önemli şahsiyetin bu süreçte Hizmet hareketi ile alakalı kanaatlerini aktardılar. Biri, “Yaşanan bu zulumlerden sonra Hizmet Hareketi ile alakalı kanaatlerim daha da güçlendi ve pekişti” demiş. Hocaefendi, bu haberlere sevincini ifade ederek, “Bu şartlar altında nasıl hizmet yapılır, öğreniyoruz. İnşallah yarınlar adına ciddi atılımlara sebebiyet verir.” diyor. Hocaefendi’nin bu minvaldeki şu sözünü de daha önce not almışım: “Savrulduk dünyanın her tarafına, ama savrulmaların hepsi bir başağa yürüdü, yürüyor.”
Hizmet hareketi böyle büyük bir badireyi ilk defa yaşıyor. Eldeki mevcut imkanlarla yine kapılar çalınıyor, büyük mağduriyetin yaralarını sarma, yurdunu terkeden insanlarımıza sahip çıkmayla eş zamanlı olarak…
Hocaefendi, yaşanan zulumlere rıza gösteren veya seslerini çıkarmayan insanlar sebebiyle derin bir üzüntü yaşıyor. “Türkiye’de iken gidilebilecek herkese gittik mi, görüşülebilecek herkesle görüşebildik mi?” diyor.
Hepimiz şahidiz ki, Hocaefendi Türkiye’de her kesimden insanlara gitti. Hocaefendi ve Profesör Toktamış Ateş’i ele ele gösteren resim, 4 Ocak 1996 akşamı İstanbul’da Çırağan Saray’ında çekildi. O gecenin daha büyük resmi internet ortamında var. Sadece o resme baktığınızda bile Hocaefendi’nin toplumun her kesimi ile biraraya geldiğini göreceksiniz.
Ama Hocaefendi buna rağmen, “Acaba herkese gidebildim mi?” diyerek misafirlerinin önünde kendisini sorgularken, zannediyorum bizlerin almamız gereken bir mesaj var.
Hocaefendi’nin daha yıllar önce, sanki bugünleri görürcesine, “Hizmet’in masumiyetini anlatmak lazım” ifadesi vardı. Evet bugün de bu masumiyeti anlatma vazifesi devam ediyor. Gerek yeni kapılar açma, gerekse insanları yumuşatma adına…
Tarih boyunca böyle büyük zulumlere maruz kalmış sosyal hareketler her zaman istikametlerini koruyamamıştır. Gelecek nesiller ve geleceğin tarihçileri, Hizmet hareketinin bu badireyi nasıl atlattığına ayrıca bakacaklar… Hocaefendi’nin vurguladığı gibi bunun adı “Bediüzzaman çizgisi…”
Hocaefendi’nin de iştirakiyle kılınan yatsı namazı ve teravih yaklaşık 1,5 saat sürdü. Burada teravih, yine pandemi sebebiyle mesafe kuralına riayet edilerek hatimle kılınıyor. Her gece bir cüz… Teravihten sonra ayrıca büyük tesbihat yapılıyor.
Teravihin bitiminde Hocaefendi mescitten ayrılıp odasına geçmeden önce misafirlerine dönerek, “Bugün de gitti…” dedikten sonra şöyle devam etti:
“İhlasla, Allah aşkı ile taçlandırılmışsa boşa gitmemiştir. Asıl mesele o… Cem Karaca ne güzel söylüyordu, Allah Yar.. Allah Yar, gerisi ağyar… Kalpleri kavi tutmak lazım. Allah kalplerinize bakıyor…”
Geçtiğimiz yıllarda bir Türkçe Olimpiyatını Hocaefendi ile birlikte izlemiştik. Hiç unutmuyorum, Cem Karaca’nın “Allah Yar” şarkısını Samuel Olero isminde bir Afrikalı öğrenci seslendirmişti. Hocaefendi hem çok duygulanmış, hem de “Bir daha yayınlarlarsa yine dinlerim” demişti.
Önceki gece Hocaefendi’nin mekanından işte bu varidatlarla ayrıldık.
Hizmet yolu “Bediüzzaman çizgisi” ve sözümüz “Allah Yar…”
Kaynak: Faruk Mercan | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu