“Yapana değil yaptırana bak!” tılsımı, hayatın tecrübe imbiklerinde damıtılmış, ibret kasesinden yudumlanmış bir hikmet iksiridir. Mevlana Hazretleri de bu tılsımı “Edeb sahibi, yediği tokadı vuranı aramaz, tokadın sebebini ve hikmetini arar.” diyerek ifade eder.
Hizmet insanları olarak bir kısmımız, bizlere vurulan tokadın şaşkınlığıyla bir süre tokadı vuranı aradık durduk ama bir vakit sonra darbe tiyatrosunun iç yüzü ayan beyan ortaya çıktı zaten. Bu süreçten sonra yaşadığımız hadiselerin diliyle Rabbimizin muradını anlamaya gayret ediyor ve bu minval üzere de tahkik yolculuğumuza devam ediyoruz…
Şimdi gelin dostlar, birlikte hikmet defterinin sayfaları arasında dolaşarak ibret ve hakikat çiçeklerinden demetler yapıp, hayal kuşumuzun kanatlarında, Üstadımızın mezarının başında, manen; Bir kısmınız ‘Medrese-i Yusufiye‘nin sabır tezgahında, dua dua sevda kiliminizi dokuyorsunuz; “Henien Leküm!” ve bazılarınız, kendi vatanınızda garip ama ümitvarsınız; “Henien Leküm!” ve diğer bir kısmınız da dünyanın dört bir yanına hicret bayrağını taşıyorsunuz; ”Henien Leküm!” sedalarına kulak verelim.
Dünyaya açılım; kader-denk noktasında Allah’ın açık bir lütfu:
Hocaefendi, Hizmet Hareketi insanlarını 90’lı yılların başlarında yurt dışında, özellikle de Orta Asya ve Balkanlarda okul açmaya teşvik etmişti. Bu süreçte ehl-i kalem öğretmenler, ehl-i himmet esnaf ve iş adamları; zaman ve zemin de müsait olunca.. adeta şahlanarak, maddi manevi himmetlerini ali tutarak bu coğrafyalarda yüzlerce okul açıp binlerce çocuklara ve gençlere ideal eğitim anlayışlarıyla can suyu taşımışlardı.
Hocaefendi, öğretmenlerin, esnafın ve uygun şartların aynı anda müsait olmasını, ihtimallerle hesap edilemeyecek ölçüde kader-denk noktasında Allah’ın açık bir lütfu olarak ifade etmişti. Ve Hocaefendi bu sürecin devamı olarak da dünyaya açılmayı teşvik etmiş ve bir milyon insanımız hicret etmeli hassasiyetini seslendirmişti. Aslında bu tavsiyeyi bir emir anlayan insanlarımız yurt dışındaki değişik ülkelere açılmaya devam etmişlerdi. Bu, “tarihte benzeri görülmemiş açılımı” teşvik eden Hocaefendi’nin duruşu, hizmet insanları adına yaptığı fiili ve kavli duaydı aynı zamanda. Rabbimiz bu duaya cevaben hizmet insanlarının kalplerini iradi hicrete açtığı gibi ayrıca insanlarımızı cebri hicret zeminlerine de sevk ediyor elhamdilillah.
Dünyaya, iradi veya cebri açılan Hizmet Hareketi insarınlarından nasıl bir misyon bekleniyor:
Her şeyden önce; Rabbimizin rızasına ve Peygamber Efendimizin sünnetine uygun bir kulluk yapmaya gayret ederken yaşantımızla da yeni ülkemizdeki insanlarla örnek ilişkiler kurmalıyız. Ayrıca Türkiye’deki kardeşlerimizi asla unutmamalıyız. Elbette ki ve onlara gereken her türlü desteği vermeliyiz. Diğer çok önemli konu ise yeni ülkemizde çocuklarımıza ve gençlerimize ideal bir rehberlik ortamı oluşturmalıyız. Kısaca anlattığım bu hususları gerçekleştirmek ise olmazsa olmaz misyonumuz olmalıdır.
Sırtımızdaki manevi elbisenin hakkını verebilmek:
Can dostlar; Gül Devri edalı, her rıza yolcusunun üzerinde taşıdığı misyonu; manevi bir elbiseye benzetebiliriz. Beş duyu organımızla fark edilemeyen ama gönül gözüyle hissedilen bu temsil kıyafeti, bizlere öyle büyük mesuliyetler yükler ki.. hem dünyamızı hem de ahiret hayatımızı her yönüyle kucaklar…
Sizlere, üzerimizdeki manevi elbisenin bizlere yüklediği sorumlulukların tevili olan bir rüyayı; manzum bir hikayeyle anlatmak istiyorum:
KUŞ, AVCI VE BİR ALİ MAHKEME
Bir avcı vardı pek zalim ve emansız
Hedef eyledi bir kuşcuğu pervasız
Aman vermiyor hep kovalıyor avcı
Yavrular kalırsa annesiz ne acı
Bu korkuyla kaçtı kuşçuk diyar diyar
Baktı ki karşıda büyük bir konak var
Açık penceresinden daldı içeri
Avcı da ardından asla durmaz geri
Baktı kuş çevresine bir an yerinden
Bir halka gördü vecd içinde derinden
Başlarında şeyh efendi, zikrederler
Hem kitab-ı kainatı, fikrederler
Şeyh efendi güven telkin ediyordu
Çevresine emn-u eman veriyordu
Ciddiyet kesbediyor elbisesiyle
Vecd içinde oturuyor cübbesiyle
Dedi kuşcuk saklanırsam cübbesine
Korur elbet, alır beni sinesine
Zavallıcık uçtu sığındı korkudan
Ürperdi şeyh göğsündeki kıpırtıdan
Gayri ihtiyari tuttu sıktı birden
Sonra baktı kuşcağız ölmüş elinden
Üzüldü elbet, ağladı kederinden
Bir cana kıydı ya sarsıldı derinden
O gece hazret bir âli mahkemede
Alem-i yakazada hesap vermede
Davacı gündüz öldürdüğü kuşcuktu
Davalı da kendisi… öylece sustu…
Âli mahkemenin reisi O zattı
Adalet huzurunda asla şaşmazdı
İki cihanın serveri dinlemede
Kuşcuk acıyla sızlayıp inlemede
Şeyh hazretleri huzurda iki büklüm
Hıçkırıklar boğazında düğüm düğüm;
Efendim böylece gelmek dilemezdim
Kuşcuğun öleceğini bilemezdim…
Resulullah baktı kuşcağıza şöyle;
Kuş dedi bir şartla vaz geçerim böyle
Bu zat çıkarsın üstündeki cübbesini
Vermesin kanıp başkası nefesini
Aldatıyor güven veren kıyafeti
Oluyor yakınlaşanların afeti
Tâ ki başka kuşlar aldanmasın
Güvenip de canlarından olmasın
Asırlara ışık tutar ibretlik hadiseler
Bizi sorumlu kılar manevi elbiseler
Görünmeyen bir cübbe ki sırtımızda
Güvenip yaklaşanlar her yanımızda
Tavrımızla insanları kırıyoruz
Onları manen sıkıp öldürüyoruz
Bir âli mecliste hesaba çekerler
Kaç insanın katili oldun derler.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

