Yazarlar

Hicret Beldelerimizi Sevdir Bize | İSMET MACİT

“Zulme maruz kaldıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada iyi bir şekilde yerleştireceğiz elbette, ahiretteki ecir (leri) ise daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.” (Nahl, 16/41).

Mekke’nin sıcak ikliminden Medine’nin Mekke’ye nazaran daha serin bir iklimine sahip olan Medine’ye hicret eden sahabeler, doğdukları, büyüdükleri ve İslam ile şereflendikleri beldeyi, (Mekke’yi) çok özlemişlerdi. Hatta bu hususta Hz. Bilal (ra) Mekke’ye özlemini anlatan şiirler yazmıştı. Daha serin olan Medine’de hastalana ve veba illeti ile boğuşan sahabeler için Efendimiz (sav) dua etmiştir.

Hz. Aişe (ra) bu vakayı şöyle nakleder:

“Resulallah (sav) Medine’ye geldiği vakit Ebu Bekir ve Bilal (ra) hastalandılar. Ben yanlarına gittim:
“Ey babacığım, dedim. Kendini nasıl hissediyorsun? Ey Bilal sen nasılsın?” diye sordum. Hz. Ebu Bekir Hummaya yakalanınca: “Her insana ‘sabahın hayırlı olsun’ denmiştir. Halbuki ölüm ona ayakkabısının bağından daha yakındır” derdi. Hz. Bilal (ra) da humma nöbetinden çıkınca sesini yükseltir ve (Mekke’ye hasretini ifade eden şu beyitleri) ternnüm ederdi:
“Bilmem ki! Mekke vadisinde etrafımı izhir (Mekke’de yetişen bir ot) ve celil (Medine’de yetişen bir ot) otları sarmış olarak bir gece daha geçirebilecek miyim? Macenne(Mekke’ye altı mil mesafede bir yer. Panayır kurulurdu) suyuna ulaşacağım bir gün daha gelecek mi? (Mekke’nin) Şâme ve Tafil (Mekke civarında iki küçük dağ) dağları bana bir kere daha görünecek mi?”
(Sonra Bilal şöyle beddua etti: “Allah’ım bizi yurdumuzdan çıkarıp bu vebalı diyara süren Şeybe İbnu Rebi’a, Utbe İbnu Rebi’a ve Umeyye İbnu Halaf’e lanet et!)
Hz. Aişe der ki: “(ben gidip, bunlardaki Mekke hasretini) Resulullah’a (sav) haber verdim. O, şöyle dua buyurdu: “Allah’ım bize Medine’yi sevdir. Tıpkı Mekke’yi sevdirdiğin gibi, hatta fazlasıyla! Allah’ım onun havasını sıhhatli kıl. Onun müddünü, sâ’ını hakkımızda mübarek eyle. Onun hummasını al, Cuhfe’ye koy!”

Allah Rasulü’nün (sav) bu duasından önce bulaşıcı hastalıklarla boğuşan Medine ve etrafı Efendimiz’in (sav) duasından sonra bu hastalıklardan kurtulduğu gibi tozu toprağı da şifa haline gelmiştir. Bu duanın yapıldığı tarihten sonra bulaşıcı hastalıklar Cuhfe’ye kadar gelebilmiş ve oradan öteye de geçememişlerdir.

Kınanan, ayıplanan yer olan Yesrib Hicret’ten sonra maddeten ve manen temizlenmiş ve nurlu bir şehir haline gelen Medine-i Münevvere olmuştur.

Mekke’den Medine’ye hicret eden Allah Rasulü (sav) hicret beldesi Medine ve Medinelilere (Ensara) çok dua etmişti. Bugün Medine’de yaşayan insanlar hiçbir rızık endişesi olmadan hayatlarını beş vakit namaza göre programlayıp adeta dünya hayatlarını namazlarının arasına sıkıştırarak ahiret endeksli mübarek bir hayat yaşarlar. Allah Rasulü’nün (sav) ölçüsüne, tartısına (ticaretine) dua ettiği Medine bu duanın bereketiyle bir anne gibi yavrularını her an beslemekten geri durmaz.

Bu bereketle ilgili Ebu Hureyre (ra) bize şunları naklediyor:
“Resulullah’a (sav) yılın turfanda ilk meyvesi getirildiği zaman şöyle buyururlardı:
Allah’ım, bize Medine’mizi, meyvelerimizi, müddümüzü ve sa’ımızı (ölçü birimi), bereket üzerine bereketle mübarek kıl. Allah’ım, İbrahim senin kulun, peygamberin ve halilindir. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için dua etti. Ben de Medine için, O’nun Mekke hakkında yaptığı duayı bir misli ziyadesiyle aynen yapıyorum.” Rasulullah bu şekilde dua ettikten sonra getirilen meyveyi, orada hazır olan çocuklardan en küçüğüne verirdi”

Efendimizin Medine’ye hicret buyurmasından ve bu şehre yaptığı dualardan sonra Medine sadece bulaşıcı hastalıklardan korunmamış, manevi olarak da adeta etrafı görünmez surlarla çevrilmiştir. Hatta ahir zamanda geleceği rivayet edilen deccal, kırk günde bütün dünyayı dolaşacak, zehrini ve mikroplarını bütün şehirlere dağıtacak, bütün şehirleri harab edecek ama Allah Rasulü’nün Medine için yaptığı duayı aşamayacak ve Medine’ye giremeyecektir.

Yine Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:
“Resulullah (sav) buyurdular ki: Medineye geçit veren dağ gediklerinde (birbiriyle kenetlenmiş) melekler var. (her gedikte kınından çekilmiş kılıçlarıyla bekleyen iki meleğin korumaları sebebiyle) Medine’ye ne veba ne de deccal giremez.” Yine Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Efendimiz (sav) şöyle buyurdular: “İslam şehirlerinde en son harâb olacak olan şehir Medinedir.”

Hz. Enes (ra) anlatıyor:
“Rasulullah (sav) bir seferden dönünce Medine’nin duvarlarına bakar develerini hızlandırırdı. Eğer bir bineğin üzerinde ise, onu tahrik ederdi. Bu davranışı Medine’ye sevgisinden ileri gelirdi.
Medine’nin tozu toprağı şifadır. Medineliler yakın zamana kadar hastalıklarını Allah Rasulu’nün dua ettiği Medine, Zemzem ve Acve hurması ile tedavi ederlerdi. İşte bununla ilgili bir hadis-i şerifi Hz. Sa’d (ra) naklediyor:
“Resulullah (sav) Tebük’den dönünce (sefere katılmayıp Medine’de kalmış olan) mütehallifinden bazıları onu karşıladılar. Bu sırada toz kaldırdılar. Bunun üzerine beraberinde bulunanlardan bazıları burunlarını sardı. Resulullah (sav) yüzündeki sargıyı çıkardı ve: Nefsimi kudret elinde tutan zata yemin olsun. Medine’nin tozu her hastalığa şifadır!” buyurdu.

O (sav) ve arkadaşları Mekke’den ayrıldıklarına ne kadar üzüldülerse; Medine’ye kavuştuklarına o kadar sevinmişlerdir. Yeni memleketlerinin kendilerine sevdirilmesi için Rablerine yalvarmış ve bu dua geri çevrilmemiştir. Ve Medine yeni sakinleriyle nurlanmış ve İslam nuru bu kutlu beldeden yeryüzüne dağılmıştır.

Kainatın İftihar Tablosu bir hadislerinde: “Hicretten sonra hicret olacaktır. Yeryüzünün en hayırlıları, Hz. İbrahim’in hicretini kendisine örnek alanlardır”  buyurmuştur.

Efendimiz’in (sav) bu kutlu hedefine kilitlenen son devrin mazlumları Anadolu’dan yeryüzüne dağılmış durumdalar. Ayrıldıkları vatanlarını ne kadar özleseler de varıp ulaştıkları ve kendilerine kucak açan insanların beldelerini sevmek için tıpkı örnek aldıkları Efendimiz (sav) ve arkadaşları gibi Rablerine dua etmektedirler.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu