Yazarlar

Her şey Kur’an hizmetine vesile | Safvet Senih

 

Barla  Lahikasındaki 143 numaralı bu  mektup  Hulûsi Ağabeye yazılmıştır. Hulûsi Ağabey, Barla’ya çok yakın olan Eğirdir’den tayini uzaklara çıkınca elbette çok üzülür. Onun için üzüntüsünü belirten bir mektup yazar. Üstad da ona şöyle der: “Evvelâ: Mektubun bana tesir etti. Fakat (histen sıyrılıp) hakikatı düşündüm, o teessür gitti. İşte hakikat şudur ki, aramızdaki münasebet ve kardeşlik, inşâallah hâlis ve Allah için olduğundan, zaman ve mekânla bağlı olmaz. Bir şehir, bir vilayet, bir memleket; belki küre-i Arz, belki dünya, belki varlık âlemi iki hakiki dost için bir meclis hükmündedir. Böyle dostluk ve kardeşliğin ayrılığı yok, hep visâldir (kavuşmadır). Fâni, mecâzî, dünyevî dostlukların sahipleri, ayrılığı düşünsün, bize ne! (…) Hem senin gibi, inşallah kalbi selim, aklı istikametli, hakiki iman dersini veren zâtlara başka yerler daha ziyade muhtaçtır. Eğirdir’de Allah’a hamdolsun imana çok hizmet ettin. Oradan ziyade,  başka yerler belki daha muhtaçtır.”
Üstad, Hulûsi Ağabeyimizin  ikinci sorusuna “Dünya makam ve mertebeleri, benim nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber, senin gibi mertebe ve makamını Kur’an hizmetine vesile yapanlar için, minnet ve zillet altına girmemek şartıyla hoş görüyorum” diyerek çok önemli bir ölçü ve mesaj veriyor.
Üçüncü olarak bahar ve yaz meşgalelerin verdiği gevşeklik ve tembelliğe karşı “O (Risale-i Nur) dersleri, imâni ilimlerden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bilhassa siz daima bir-iki hakiki kardeşi de bulursunuz. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakkın şuur sâhibi çok mahlûkatı vardır ki, iman hakikatlarını dinlemekten çok zevk alırlar. Sizin o kısım arkadaşlarınız ve dinleyicileriniz çoktur. Hem tefekkür müzâkereleri, o çeşit imanî sohbetler, yeryüzünün mânevi bir ziyneti ve şeref vesilesi olduğuna işareten bir zât şöyle demiştir: ‘Gökler, yeryüzüne gıbta eder ki, yeryüzünde hâlisen Allah için sohbet, zikir ve tefekkür için bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar. Cenab-ı Hakkın çok güzel rahmet eserlerini ve çok hikmetli ve süslü sanat eserlerini birbirlerine göstererek Yaradan Sanatkârlarını sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler’. Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim vardır ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. ‘Bir defa anladım, yeter’  diyemez. İşte îmânî ilimler bu kısımdandır. Önümüzdeki Sözler (Risaleler) ekseriyet itibariyle, inşallah o cümledendir.”
Nasıl ki, nebâtâtın her bir tâifesi güzel birer sanat eseri olarak Cenab-ı Hakkın da kendilerinde tecelli eden güzel isimlerini ve sanat harikalarını kâinatın her tarafında sergileyebilmek için medet ve imkân isterler. Hak Taâlâ da onlara, öyle imkanlar yaratır ki, âlemin her tarafına yayılıp giderler. Onların bazılarına öyle kanatlar verir ki, bir planör gibi uçar giderler. Bu Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye’de de cebr-i lütfî olarak sürgünler zulûm şeklinde bile tecelli edebilir. Nefsim tenbelliği ve alışkanlıklarının verdiği esaret hep yerinde saydırıp ilerleme ve inkişafa mânî olduğu için, böyle aşağı bir eşikten daha yüksek bir eşik ve konuma engel bütün bu çeşit eşik gardiyanlarından kurtarmak için kaderimiz böyle nefse hoş gelmeyen takdirlerde bulunabilir. Zamanla anlarız ki, Cenab-ı Hakkın bu icraatı bizim lehine olmuştur. Onun için bize aktif sabır düşer, bu icraatın hikmetlerini düşünmek düşer. Nice canımızı sıkan, hatta acıtan ve sabrımızı zorlayan olaylar olur ki, ilk sadme geçip yavaş yavaş perdeler açılıp hikmetleri görülmeye başlayınca, kendi kendimize bu sefer de “İyi ki, bunlar olmuş!” demeye başlarız.
Evet, her yenilik bir lezzet verir… Yerinde sayma bir bıkkınlık bir sıkıntı verir. Akmayan sular bile zamanla kokmaya ve solucan üretmeye başlar. Cenab-ı Hakkın, FA’ÂL ism-i şerifi hareketliliği ve yeniliği gerektirerek insandan bir faaliyet ister. İşte bu türlü zulüm kılıfında gelen sürgünler, inşaallah Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyenin cihanın her tarafında yepyeni sürgünler verip o mübarek ağacın güzelliklerinin yayılmasına ve sayesinin bir muhtaçlara bir sığınak olup onları gölgelendirmesine vesiledir…
Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu