Mizan

Haramî, aldığı şeyi, geri vermek üzere almaz, vermemek üzere alır | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Ülke içinde engelli çocuğun bakımı için biriktirilen parayı bile gasp eden vicdansızlar, yurtdışında da diyanet kisvesi altında dahi casusluk yaptırıyorlar.

Bir diğer acı şey de şu: Antrparantez arz ediyorum. Dışta o cebrî hicret eden insanlar, hicret ettikleri yerlerde -bugüne kadar ihtiyarî hicret edenler misyonlarını edâ etmeye çalıştıkları gibi, bunlar da cebrî hicret sonucu gittikleri yerlerde yine- Ruh-i Revân-i Muhammedî’nin şehbal açmasını sağlama istikametinde, soluk soluğa, küheylan gibi koşuyorlar, Allah’ın izni ve inâyetiyle. Fakat yine “Din!” diyen, “Diyanet!” diyen, o argümanları kullanan insanlar, oralarda casusluk yaparak, o insanları -bir yönüyle- kendi ülkelerine gammazlıyorlar. Bir-iki ülkede “Bunlar, casus!” diye derdest edildiler ve sınır dışı yapıldılar.
Vakıa bunlar, medyaya düşen şeyler. Kine-nefrete doymuyorlar birileri!.. Yani, artık ülkesini terk etmiş; sen de onun malının üstüne konmuşsun; gasp etmişsin ve beş kuruş vermemişsin. Bir arkadaşı içeriye koyarken… Anomali bir çocuğu var; onun için biriktirdiği para var. Benim de evliyaullahtan bir veli olarak tanıdığım bir insan. İçeriye alırken, yahu bari o parayı, o anomali çocuğa verin!.. Onu da elinden alıyorlar. Gasp ettikleri şeylerin “Raporlarını tutalım!” dendiğinde tavırları: “Hayır, rapor tutamazsınız. Çünkü rapor tutarsanız, bir gün hukuk çerçevesinde haklı olduğunuz meydana çıkarsa, onları istirdad edersiniz, geri alırsınız. Oysaki biz, geri vermemek üzere gasp ediyoruz!” Haramî, aldığı şeyi, geri vermek üzere almaz, vermemek üzere alır.
Anomali çocuğu için biriktirdiği, Türkçe ifadesiyle dişinden-tırnağından artırarak biriktirdiği şeyi de gasp ediyorlar. Onu içeri koyarken, çocuğunun hakkını da elinden alıyorlar. Zerre kadar vicdanı olan bir insanın kalbi durur. Gavur bile olsa, kalbi durur. Gavur kalbi kadar kalb yok bunlarda!.. Evet, o Muhacir ve Ensar kardeşliğini çok iyi değerlendirmek lazım. O kardeşliği, o sarmaş-dolaş olmayı!.. Kim bilir, belki de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) işaret buyurduğu “Âhirzamanda adım, Güneş’in doğup battığı her yere ulaşacaktır!” müjdesinin tahakkukunda dünyanın dört bir tarafına “ihtiyarî hicret”lerin yanında, şimdi de “ızdırarî hicret”lerin, “cebrî hicret”lerin vesileliği söz konusudur.
O muhacirler, gidilmedik ülkelere gitmek suretiyle, aynı zamanda “temsilî ve halî Müslümanlık”larıyla, Müslümanlığın nasıl ütopyaları aşkın bir din olduğunu gösterecekler. En azından, başkalarını onunla sulh olma atmosferine çekecekler veya onlara sulh olma anlayışını aşılayacaklar, Allah’ın izni ve inayetiyle. Bu da çok önemli bir kazanımdır. Dünyada “sulh-u umumî”ye giden yollardan bir tanesidir. Cihan harplerinin ucunun göründüğü bir dönemde sulh olma anlayışı çok mühimdir. Ne felaketlerle geldiğini geçmişte gördük o harplerin.
Bir üçüncü cihan harbi umumi felaket demektir; bir Batılı düşünürün ifadesiyle, “Ölen, mezara; geride kalan da yoğun bakıma!” Öylesine korkunç silahların, insanları öldürmek için hazırlandığı bir dönemde, o sulh-u umumîyi, اَلْإِسْلاَمُ وَالسَّلاَمُ الْعَالَمِي, o sulh-i umumîyi temin etmek, şöyle-böyle; “Herkes birbiriyle geçinebilir, anlaşabilir!” mülahazasını oluşturmak çok önemlidir.    Güllerimiz dikenliğe düştü, sinelerimiz yaralı; bir haşin dikenlere bir de narin güllere bakıp elemle inliyor ve halimizi Allah’a arz ediyoruz!.. Öyle bir gaye adına, ihtiyarî hicretlerin yanında, cebrî hicretlerle Cenâb-ı Hak, şimdi size böyle bir misyon yüklüyorsa, bence, öperek bunu da başınıza koyun!.. “Elhamdülillah… Aklımıza gelmemişti böyle bir hizmet. Yâ Rabbi! Nice şeyleri Sen bize hatırlattın, bizleri ona sevk ettin; bundan dolayı da Sana binlerce hamd u senâ olsun! Ama bilmeyerek, bize zulmetmek suretiyle bu işi yaptıranlara gelince, onların da hidayete kabiliyetleri varsa, Sen onları hidayet eyle.
Kalblerini telyîni (yumuşatmayı) murad buyuruyorsan, bilmedikleri re’feti, şefkati, mürüvveti, hakkı, adaleti, istikameti, anlayışı, muhabbeti, unuttukları bu şeyleri hatırlayacaklarsa şayet, onları da nezd-i Ulûhiyetinden hidayetinle serfirâz kıl! Dalalet vadilerinde yüzmekten onları da halâs eyle! Yoksa, her şeyin iyisini değil, her şeyin her şeyini Sen bilirsin!” deyin!.. Ama onların bir şey anlayacaklarına ihtimal vermiyorum: “Nâdânla sohbet güçtür, bilene / Zira nâdân, söyler ne gelirse diline.” Çünkü o sahip değildir diline ve beline. Bir kere saplanıvermiştir, menfûr o şeytanî emeline!.. Evet, bize şu düştü: “Gül hâre düştü, sînefigâr oldu andelib, Bir hâre baktı bir güle, zâr oldu andelib” (Gül dikenliğe düşünce, bülbülün sinesi yaralandı / Bülbül, bir güle, bir de dikene baktı, inleye inleye oracığa yığılıverdi.)
Bu video 05/03/2017 tarihinde yayınlanan “DİKENLİĞE DÜŞEN GÜLLER VE İNLEYEN BÜLBÜLLER” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu