Mizan

“Hain, sen nasıl bir yerde okul yaparsın!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Bu video 08/01/2017 tarihinde yayınlanan ” TÜRKİYE PERSPEKTİFİNDEN İÇTİMÂÎ RUH” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada: https://www.herkul.org/bamteli/bamteli-turkiye-perspektifinden-ictimai-ruh

Her şeyden önce, sebepler üstü bir taleple Cenâb-ı Hakk’a yakarmalı: “Allahım, birliğimizi sağla, aramızı te’lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl!..”

Şimdi öyle bir ayrıştırma oldu ki!.. Baba-anne, oğluna diyor ki, “Soyadını değiştir, benim ailem içinde olduğunu görmeyeyim!” Kime karşı diyor bunu?!. Namazında, niyazında, orucunda olan insana karşı diyor. Bir yerde okul yapmış, “Hain, vatan haini; sen nasıl bir yerde okul yaparsın!” “Vatan haini, sen nasıl gider bir yerde üniversite yaparsın! Vatan haini, sen Türkiye’de nasıl evler açıp talebeye burs verirsin! Hepiniz hainsiniz!.. Ben ailemden seni siliyorum, soyadını değiştir, benim soyadımı taşımanı istemiyorum!” Mübalağa yapmıyorum; burada, tanıdığınız arkadaşlar var. Bu türlü arkadaşlar var ve bunun ızdırabını içinde sürekli sinesine mızrak yemiş gibi acı acı duyan insanlar var, binlerce… Öyle kırılmalar olmuştur ki, korkunç fay kırılmalarıyla öyle bir sarsıntı yaşanmıştır ki, âdetâ hiçbir şey, hiçbir temiz duygu ayakta kalmamıştır.

Zahirî esbap açısından bu deformasyonu yeniden formasyona tabi tutmak, bu dejenerasyonu yeniden nizam-intizama getirmek için epey ceht ve zaman gerekir. Buradaki psiko-sosyologlar ve sosyal tarihçiler de böyle düşünüyorlar. Geçende arkadaşlar anlatıyorlardı; “Böyle aklı başında insanlar gelse ülkenizin başına, yirmi beş senede, yeniden insanların birbiriyle kenetleneceğine ihtimal veriyor musunuz?” diyorlar. Ben de bunu çok doğru buluyorum.

Ama Allah’ın ekstradan inayetleri vardır; göz görmemiş, kulak işitmemiş, hiç kimsenin aklına gelmeyecek şekilde ilahî sürprizlerle, تَوَجُّهًا مِنْ لَدُنِ اللهِ، فَضْلاً مِنْ لَدُنِ اللهِ، عِنَايَةً مِنْ لَدُنِ اللهِ، رِعَايَةً مِنْ لَدُنِ اللهِ، كِلاَءَةً مِنْ لَدُنِ اللهِ “Allah indinden hususi bir teveccüh, Allah’tan özel bir lütuf, Allah tarafından hususi bir inâyet, Allah’tan hususî bir riâyet, Allah indinden özel bir kilâet” ile birden bire Allah (celle celâluhu) kalbleri te’lif buyurabilir.

Nitekim Kur’an’da bu husus vurgulanmaktadır: وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَكِنَّ اللهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ “Allah, o mü’minlerin kalblerini birbirine ısındırıp birleştirdi. Eğer yeryüzünde her ne varsa hepsini bu maksatla sarf etmiş olsaydın, yine de onların kalblerini birleştiremezdin fakat Allah onları birleştirdi. Hiç şüphesiz Allah, izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip olandır, her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.” (Enfâl, 8/63) Dağ-taş altın olsaydı, hepsini sarf etseydin, Sen bu kalbleri böyle bir araya getiremez, kenetlendiremezdin!.. Allahtır ki kalbleri kenetlendirdi, te’lif buyurdu!..

Murad buyurduğu zaman bizden öncekilere yaptığı gibi, inâyet-i İlahiye ile, riâyet-i İlahiye ile, kilâet-i İlahiye ile, azamet-i Sübhâniyesi hürmetine, kibriyası hürmetine, uluhiyeti hürmetine, Rububiyeti hürmetine, sıfât-ı sübhâniyesi hürmetine, esmâ-i hüsnâsı hürmetine, İsm-i A’zam’ı hürmetine, Hazreti Rasûl-i Zîşân hürmetine, Cenâb-ı Hak o günleri göstersin.. toplum yeniden birbiriyle kenetlensin.. birbirine karşı saygılı hale gelsin.. birbirini kucaklasın.. herkes birbirine “Senin, benim vicdanıma otağını kurman adına vicdanım o kadar geniştir!..” diyecek hale gelsin!.. İnşaallah.. O’nun elindedir. Evet, onu Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetinden intizar ediyoruz; inşaallah olur bir gün, Allah (celle celâluhu) onu da lütfeder.

Bu meselenin bir yanı: Sebepler üstü, böyle bir dilek, böyle bir recâ, bu mevzuda tazarru ve niyaz. “Canlarımız gırtlakta veya dudakta!.. Ne olur, bizim birliğimizi temin buyur Allah’ım!..” falan der, yalvarırsınız Cenâb-ı Hakk’a. Bu türlü yalvarışlar, yakarışlar, tazarrular, niyazlar, Hazreti Müsebbibü’l-Esbâb’a sebepler üstü teveccühün unvanıdır, diyebilirsiniz.

Şehrin altını üstüne getiren esirmiş filler karşısında da yine insanlığınızı muhafaza etmeli ve kendi karakterinize uygun bir tavır sergilemelisiniz.

Diğer taraftan da bu mevzuda size çok önemli bir vazife düşüyor: El-âlem sizi tartaklasa, size insanca muamelede bulunmasa, sizi kast sistemine göre yok olmaya mahkûm görse, on basamak aşağıda görse, size böyle baksa, bence bütün bunları görmezlikten gelerek, en vahşi tabiatlara karşı, en hırçın tabiatlara karşı, en hasûd tabiatlara karşı, en çekemez tabiatlara karşı, cinnet getirmiş insanlara karşı, paranoya yaşayan insanlara karşı, dünyaya tapan insanlara karşı, “Saray, saray!” deyip bundan başka bir şey düşünmeyen insanlara karşı, “Filo, filo!” deyip filleşen insanlara karşı (ki delirmiş filler, şehrin içine girdiği zaman, önüne gelen herkesi ayaklarının altına alır, çiğnerler; bunlara karşı) filleşmeye gitmeden insanca tavrınızı, davranışınızı muhafaza etme mecburiyetindesiniz. Yunus ifadesiyle, “Dövene elsiz, sövene dilsiz.. ve gönülsüz!” davranmak suretiyle, bu yırtığı ancak öyle yamayabilirsiniz.

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ “Size yapılan bir haksızlık ve kötü muameleye mukabele edecek olursanız, size yapılanın aynısıyla mukabelede bulunun. Fakat sabreder de mukabele yerine af yolunu seçerseniz, böyle davranmak, sabredenler için hiç kuşkusuz daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) Efendim, “Bir cezaya çarptırıldığınız zaman, misliyle mukabele…” “Mukabele-i bi’l-misil…” Ama onların yaptıkları, zâlimâne şey; aynı şeyi yaparsanız, siz de zâlim olursunuz. وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ Gerçek insana, daha yüksek bir insanî ufuk gösteriyor: “Dişinizi sıkar, aktif sabrederseniz…” Durağan sabır değil, çağlayan sabır!.. Efendim, sızıntı halinde akan sabır… Önü kesildiği zaman çağlayan sabır, Niagara gibi veya Amazon gibi… -Niye başka yerlerde geziyorsun?!.- Nil gibi, Fırat gibi, Dicle gibi, (bir dönemde bizimdi) Tuna gibi. Evet, hiçbir şeyin, o çağlamanın önünü alamayacağı şekilde hep çağlayıp durmalı. Onu hedeflemeli ve o yırtığı yamamaya çalışmalı; o harap olmuş gönülleri tamir etmeye çalışmalı, Allah’ın izni ve inayetiyle.

Şayet hâlâ insanlıklarından bir parça içlerinde varsa, zannediyorum, kötülüklere karşı iyilikle mukabelede bulunma, bir yönüyle onların şeytan ve nefislerini de dize getirecek, pes ettirecek, Allah’ın izni ve inayetiyle.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle,

“Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya..

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!..”

Milletin ruhuna sesleniyor, Hazret. Makamı cennet olsun. Âmin.

 

Bamteli: TÜRKİYE PERSPEKTİFİNDEN İÇTİMÂÎ RUH

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu