Yazarlar

Gurbette Bir Bayram Sabahı | Muhammet Aydoğmuş

Binlerce, onbinlerce arkadaşımız, kardeşimiz ağır baskılar ve zulümler ile nefes alamaz hale gelince; can havliyle bir meçhule attılar kendilerini, bir nehre , bir denize.. Memleketlerinden, anne ocaklarından ayrılmak, ülkelerini terketmek zorunda kaldılar.Yetmiyormuş gibi bir de maddi olarak neleri varsa, evlerine, maaşlarına el konuldu.

Her şeylerini bırakıp hicret etmek zorunda kaldılar. Dedim ya, kimi babasını hasta yatağında, kimi annesini mezar toprağında. Hiç görmedikleri,dilini bilmedikleri dünyanın farklı ülkelerine dağıldılar. Kimi denizlerde, kimi nehirlerde can verdiler. Minik minik yavruların beyaza bürünmüş, dubduru cansız bedenleri sahillere vurdu. Kimsecikler görmedi.

Bazısı hücrede bazısı meçhul bir evde hayat yoldaşını, eşini gözyaşlarıyla bırakıp gitti. İnsanlar heybelerine onarılması çok ağır travmalar yüklendi. Kalplerine, nefeslerine, göğüslerine kapkara bulutlar çöktü. Kendilerini, küçücük yavrularını nelerin beklediğini bilmeden korkulu bir meçhule doğru gittiler.

Fakat gittikleri ülkelerde, bu korkularını sarıp sarmalayacak, yalnızlıklarını, dışlanmışlıklarını unutturacak ve yavrularının ürkek gözlerine sevgiyle bakıp onların gönüllerini ısıtacak, bir sahabi şuuruyla, ensar ruhuyla kendilerine sahip çıkacak kardeşler, dostlar buldular. Bu ensar ruhlu kardeşlerimiz evlerini açtılar. ‘Gel kardeşim, gel bacım; Eviniz, yurdunuz, her şeyiniz orada kaldıysa, burada biz varız. Evimiz evinizdir. Her şeyimizi sizlerle paylaşmaya hazırız.’ dediler.

Evlerini, ekmeklerini, odalarını, dolaplarını elbiselerini, oyuncaklarını paylaştılar. Bazı arkadaşlarımız kendi öz anne-babaları ve öz kardeşleri tarafından dışlanıp sokağa atılırken  bu insanlar kardeşliğin kan bağıyla sınırlı olmadığını gösterdiler. Günlerce aylarca evlerinde misafir ettiler.

Yüz ekşitmediler,burun kıvırmadılar, gönül koymadılar, surat asmadılar.Biz hüzünlendikçe, biz ağladıkça, sofralarda bizimle birlikte ağlayıp gözyaşı döktüler. Derdimizi yükümüzü paylaşarak kardeş olduklarını,ensar olduklarını gösterdiler. Tercümanlık yaptılar. Mektuplarımızı, dilekçelerimizi yazdılar, her alanda rehberlik yaptılar. Ev buldular, eşya buldular,eşya taşıdılar, bir işçi gibi bizimle çalıştılar, yoruldular,terlediler. Düzen kurmamıza yardımcı oldular. Kamplarda, belediye evlerinde kaldığımız vakitlerde uzak mesafeler kat edip hafta sonları ziyaretimize geldiler, erzak getirdiler, çocuklara hediyeler verdiler. Dedim ya kardeşliğin kan bağıyla sınırlı olmadığı gösterdiler.

Gurbette en hüzünlü ve en hasret dolu günler bayram günleridir. Hele ürkek güvercinler gibi her şeye yabancı olduğunuz o ilk gurbet günlerinde bir başka hüzün çöker kalbinize. Kimi köyünü kimi memleketini kimi anne babasını ve çocukluk yıllarını hayal ederken kontrolsüz bir şekilde göz pınarlarından damlalar akmaya başlar. Kapkaranlık bir yalnızlık hissedilir o an.

İşte böyle bir bayram sabahında merhamet ve iyilik kahramanı yüce gönüllü bir doktor kardeşimiz bizim o “karanlıkta” yalnız bayram yapmamızı istemiyordu. Evinin bahçesine masalar kurmuş, kahvaltı sofraları hazırlamış, kamplarda ve belediye evlerinde kalan muhacir kardeşleri davet etmişti.

Gidip arabalarla onları taşıyıp getiriyordu. Evinin bahçesinde muhacirler hem kahvaltı yapıyor hem de yaşadıkları korkuları zorlukları unutup muhabbet ediyor mutluluklarını paylaşıyordu. Herkes farklı macerasını, farklı hikayesini anlatıyordu. Bir taraftan da çocuklar cıvıl cıvıl birbiriyle oynuyor bahçede çocuk sesleri yankılanıyordu. Hanımefendiler de arkadaşlarıyla dertleşiyor adeta rehabilite oluyorlardı.

Evin hanımefendisi fedakar ablamız da hem misafirlerle birlikte olmanın heyecan ve mutluluğunu yaşıyor hem de onları memnun edebilmek için koşturuyor,çırpınıyordu.

Evin altı üstü ve bahçesi insan ve çocuk kaynıyordu.Çok nazik, çok kibar ve çok hassas insanlardı.En ince detayları bile düşünmüşlerdi. Bayramda çocukları sevindirmek için birkaç gün öncesinden paralar bozdurmuşlar, çocuklara bayram harçlıkları, çikolatalar veriliyordu. Bütün oyuncaklar önlerine dökülmüş, asıl bayramı çocuklar yaşıyordu. Bu hassas nazik ve iyi yürekli insanlar sadece çocukları düşünmemişler, büyükleri de düşünmüşlerdi. Giden herkesin eline bir hediye poşeti veriyorlardı.  Gömlekler, şallar, nice hediyeler. Herkes birbirine sarılıp kimi sevinçli kimi gözyaşlarıyla bir bayram günü yaşamışlardı. Göç’e mecbur bırakılmış, ailesinden, memleketinden uzakta yeni bir muhacir için unutulmaz anlardı bunlar.

Bu doktor kardeşimiz elbette tek değil. Onun gibi bir çok şehirde bir çok kardeşlerimiz aynı civanmertliği, aynı fedakarlığı, aynı misafirperverliği gösterdiler ve gösteriyorlar. Bu süreç ensar ve muhacirliğin nasıl olduğunu bir kere daha bizlere yakından  ve uygulamalı olarak öğretti.

Rabbimize dua ediyoruz. Bu fedakar, samimi, candan kucaklayan, her şeylerini paylaşan kardeşlerimizi ve dünya coğrafyasının değişik ülkelerinde aynı kardeşlik ve ensar ruhuyla, gelen misafirlerini kucaklayıp bağrına basan kardeşlerimizi Rabbimiz ahirette ensar ve muhacirlerle birlikte haşreylesin. Onlara komşu eylesin.Böylece onlara ve hepimize gerçek bayramları yaşatsın.Yabancılığın ve yalnızlığın karanlığında bir başına bırakmayan ensar ruhlu kardeşlerimize dua ve sevgilerle.

Hizmetten | Muhammet Aydoğmuş

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu