Yazarlar

Gül kervanı-3 | Zekeriya Çiçek

ORTA ASYADA BİR GÜL BAHÇESİ HALİNİ ALIYOR ŞİMDİLERDE..

Beş yıldır Orta Asya steplerinde hizmet etmenin huzurunu taşıyordu Zeki Bey vicdan derinliğinde. Yaşadığı şehrin yanından geçen Çui Irmağını seyre daldı yıllar önce Meriç Irmağını seyre daldığı gibi.
Atalarının asırlar önce buradan Anadolu’ya göç ettiği gibi kendisinin yeniden bu diyarlara neden göç edip geldiğini sorguladı. Çin’i Orta Asya’dan ayıran Tanrı Dağları’ndan kaynağını alan bu ırmağın etrafında çil çil serpilmiş kubbeleri andıran okulların birinde öğretmenlik yapmanın manevi hazzı ile sermest idi. Sevgi deyip kardeşlik deyip bir yandan Meriç’i andıran ırmağın akışını seyrediyor, diğer yandan da zihninin derinliklerinde Taksim’den Meriç’e buharlaşan kanını hatırlıyordu. Okulların tatiline az bir vakit kalmıştı. Tatilde Kırgız öğrencileriyle yapacakları geziyi planlıyordu…

Ve Gül devir teslimi yapılıyor…

Sabah heyecanla derse girdi. “Gençler bu hafta sonu Türkistan’a Hoca Ahmet Yesevi ‘ye gidiyoruz. “
Kırgız öğrencinin birisi elini kaldırarak şaşkınlık içerisinde “Neden Hocam Türkistan’a gideceğiz?”
Bir iç çekti Zeki Bey yıllar önce İstanbul’daki öğrencilerinin de aynı soruyu sorduklarını hatırlayarak. Sanki tarih tekerrür ediyordu. Bu kez karşısındakiler kendi ülkesinin değil ama kendi milletinden Kırgız gençlerdi…
Zeki Bey açık ve net bir şekilde “Türkistan’ı, Hoca Ahmet Yesevi’yi bilmeyen bir Kırgız genç düşünemiyorum. Biz neden buralara yani ata diyara gelmişsek sizi de onun için oralara götüreceğim. Sizi yeniden diriltecek olan inancınız ve tarih şuurunuzdur unutmayın. Sizi başkasına el avuç açmaktan kurtaracak şifre kendiniz olarak kalmanızda saklıdır. İçinizdeki potansiyeli açığa çıkarmak zorundasınız ve asalateniz bunu gerektirir. Bu yaşadığımız Tokmak şehri ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar’ın başkentliğini yapmış tarihi değeri olan bir şehirdir. Mübarek islam inancımız, ortak ecdadımızın ruhunda burada mayalandı. Buralardan ilim ve irfan buharlaşmış ve bir bulut olup benim ülkeme sağnak sağnak yağmur olmuş. Siz buna kayıtsız kalmamalısınız. Öz kültür değerlerinizden taviz vermeden aile bütünlüğünü korumalısınız. Batı medeniyetinin özünde bizim inancımıza ait değerlere (Endülüs) sahip çıkarak elde ettiği teknolojisinden, hukuk ve insan haklarından yararlanarak bunu başarabilirsiniz. Batı kültürünün kendi öz kültüründen kopuk insanlarımız üzerinde açtığı yaralar çok fazla. Biz istiyoruz ki sizler bu zararı tecrübe ederek değil de tecrübe etmiş milletlerin durumunu tahlil ederek anlayın. Biz sizleri gerçekten çok seviyoruz ve biz buraya gerçekten hizmet etmek için geldik. Başkalarının sizin dağlarınızdaki altın madenlerinde gözü olabilir. Bizim için en değerli maden sizlersiniz. Sizin de karakaşınıza ve karagözünüze değildir sevgimiz. İki ülke gençliğinin gelecekte dünya üzerinde yapacağı güzellikler olacak. Dünya barışına yapacağınız katkılar olacak. Tüm İnsanlığı sevgi dolu dünyanızla buluşturacaksınız.”
Öğrenciler Zeki Bey’in kararlı ifadeleri ve bir o kadar da anlamlı bakışı karşısında hiçbir ses çıkarmadan ciddiyetle birbirlerine bakıştılar.
Maksat, Elmir’e dönerek samimi bir edayla sessizce şunları mırıldandı:
“İşte gerçek bir eğitimci böyle olur. Bizim Mankurt olmamızı istemiyor özümüzü, kökümüzü unutmamızı istemiyor. Bizim tarih şuurunda olmamızı arzu ediyor.
Müslümanlığın fiiliyatını yani ete-kemiğe bürünmüş hal ile temsilini bizler bu hocalarımızda gördük, onlardan öğrendik. İnsana verilen değeri ve başkaları için yaşama duygusunu da…
Bu atanmışlığın  ötesinde adanmış öğretmenlerimize millet olarak çok şey borçluyuz Elmir, hem de çok!“
Bütün kalbimle -estağfirullah! Hâlbuki Zeki Bey ve arkadaşlarına “Önden Giden Atlılar” diye hitap ediliyordu ülkemde. Ya onlara ne denmeliydi bilmem ki?
Aslında biz onlara çok ama çok şey borçluyduk. Gerçek ensarlığı onların kıl çadırlarında ve sımsıcak yüreklerinde bulduk. Bizlere yirminci asrın finalinde hicreti yaşattıkları ve Medine ensarları izdüşümündeki keyfiyetle eğitim muhacirlerine kucak açtıkları için.
Zeki Bey duygulanmıştı. Derslerin bitiminden sonra, okul önündeki söğüt ağacının altında her zamanki masaya geçti. Masa üzerinde tüten sıcak çayın dumanı gibiydi hali. Elindeki kağıtla kalemi buluşturdu. Kalbine o an ilham olan şu dizeleri yazmaya başladı:Ey Güzel Kırgızistan!

Senin dağların yeter. Hani fistanının eteğinde nakışları renk renk çiçeklerle bezenmiş, başı sisli dumanlı, zirveleri karlı dağların…

Sırtını Uludağı andıran Alatoo dağlarına yaslıyor, Akdeniz sıcaklığındaki Isık Gölün…

Gül kervanı-3 | Zekeriya Çiçek 2

Yemyeşil yaylalarında koşuşturuyor birbirinden güzel kısraklar, taylar…

Narın Deryasıyla Çui Nehrinin buz gibi sularında yerinde duramaz kocaman kocaman balıklar…

Son Göl ile Toktogul Göl’ünün seyrine doyum olmaz…

Bozüyünde içilen buz gibi taze kımıza yürek dayanmaz…

Hele çıktınız mı Oş’daki Süleyman Dağ’ının tepesine…

Güneşin doğuşu da batışı da bir başkadır, Oş şehrinin hoş çehresine…

Kilometrelerce uzayıp giden ceviz ormanlarıyla, uzaktan el sallar Celalabat!

Kadrini bilemedikse Batken, Kızılkaya ve Kadamcay inan bizdedir kabahat..

Buğdaylar bir başka başak bağlar Çui ovasında..

Şabdan Batır ile Yusuf Has Hacip görünür işte uzaklarda…

Yedi Öküzü’yle, Isık Ata’sının kayalıkları şifalı kaplıcaları saklar…

Balıkçı şehrinin sahilleri, koynunda tatil köylerini saklar..

Beş parmağınızı birden daldırırsınız aşına da beşparmağına da..

Gerçek kardeşliği görürsünüz, Belediye Başkanında da dağlarında koyun güden çabanında da…

Ne de güzel kokar tandır fırınlarında pişen ekmekler…

Hiç boşa gider mi emekleyen çocuklar için çekilen çileler?

Sorar dururdum. Neden farklıdır? Neden sıcaktır? Neden cömerttir bu insanlar?

Ve işte buldum cevabını bu soruların cevabını Talas diyarında…

Bunun gerçek kaynağı hiç kuşku yok ki Kırgızların Kahramanı Manas Atalarında…

Ey Kırgızistan’ı bilmeyenler!

Eğer sizde görmek isterseniz gerçek bir güleryüzü..

Hani rengi kaçmamış gözlerle birlikte, masmavi bir gökyüzü…

Göllerde balık avlayanları..

Dağlarda geyik kovalayanları..
Kartal ile şahinle dot olanları..

At üzerinde özgürlüğü yaşayanları..

Isık Göl sahilinin sıcacık kumlarına uzanırsanız…

Ve yudumlarsanız az tuzlu sularını…

Siz de benim söylediklerimi söylersiniz.

Duyduklarımı duyarsınız.

Geçmişle geleceği birlikte kucaklarsınız.

Ah! Cengiz Aytmatov Usta Ah!

Vah!  Milletine sizin gibi bakamayanlara vah!

Siz buldunuz ya ak alınlı Adsız Oğlanları “Ak Gemi’’ de

Ve ‘’Kızıl Elma’’ gibi kıymet verdiniz ya onlara…

Artık “Mankurt” çıkmayacak dilerim Kırgız gençliğinden

Gençliğiniz dağlarınızdaki altınlardan daha da saf altın…

Kültür değerlerine bağımlı her biri vatan ve inanç sevdalısı…

Hep sevdim seni Kırgızistan ve her zaman seveceğim..

Kimbilir belki de kardeşliğinin yolunda öleceğim…

Ve şimdi birde kızımız oldu..

Evimize tatlı bir güneş daha doğdu..

Gül yüzlü gül kokulu bir kız..

O ana babası Türk olan bir Kırgız..

Her biri birer gül olan Kırgız Halkı’nı unutmamak için “Gül” koydum onun adını..

Zaten gül kervanının bir yolcusu değil miydik?

İşte asırlar önce buralardan göçüp gidenlerin yerine geriye dönen adsız oğlanlarınız, ve gül kızlarınız…

Ey ekmeğini yediğimiz, suyundan içtiğimiz..

Güzel insanların güzel mi güzel ülkesi Kırgızistan!

Hep sevdim seni ve her zaman seveceğim..

Seni her zaman sevip vatanım bilip, vatanım gibi seveceğim..

UNUTMA!
YÜREĞİMİN YARISI SENDE CANIM KIRGIZİSTAN

Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu