Yazarlar

Fetih Getiren Ay: Ramazan | İSMET MACİT

Efendiler Efendisinin (sav) vahiyle ilk buluşmasıyla önce Mekke’de daha sonra yeryüzünde hak ve batılın kavgası başladı. “Hak geldi batıl zail oldu..”[1] hakikati hakkın er geç galip geleceğine işaret etmekle birlikte Hak için mücadele etmenin zorluğunu Allah Rasulü’nün (sav) ve sahabenin hayatında görürüz.

Kurdukları menfaat şebekesinin ve sömürü sisteminin yıkılacağından endişe eden tiranlar, Mekke yıllarında müminlere her türlü eziyeti yapmışlardı. O’nun (sav) itibarını zedelemek için lakaplar takmışlar, başına deve işkembeleri getirip bırakmışlar; kendilerince alaya almışlar, iftira etmişler, sihirbaz demişlerdi… ama Mekke’nin gençleri kelebekler gibi o Nur’a koştu… işte o vakit çileden çıktı çıkar şebekesinin yöneticileri. İnsanlık dantelasının ilk ilmeği şehirlerin anası Mekke’de atılırken yarasa gözleriyle bu nurdan rahatsız olanlar işkencelerle, boykotlarla yetinmediler ve Mekke’yi dar ettiler Müslümanlara..

Ağırlaşan şartları Hz Habbab bin Eret’in (ra) şu hatırası ne güzel anlatır:

“Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hırkasını başının altına yastık yapmış, Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden ötürü) kendisine şikâyette bulunduk ve ‘Bizim için Allah’tan yardım ve inayet dilemez misiniz?’ dedik. Buna makabil O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki tutulup kazılan bir çukura (yarı beline kadar) gömülür, sonra da testere getirilip başına konur ve ikiye biçilirdi. Yahut demir tırmıklarla tırmıklanıp eti kemiğinden ayrılırdı. Fakat yine de bütün bunlar onu dininden döndüremezdi. Allah’a yemin olsun ki, O mutlaka bu dini tamama erdirecektir. Hatta gün gelecek, yalnız başına bir atlı, Allah korkusu ve sürüsüne kurt saldırması endişesinden başka hiçbir korku taşımaksızın San’a’dan Hadramevt’e kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz bu hususta acele ediyorsunuz (sabırsızlanıyor, hemen olsun istiyorsunuz).”[2]

Hira sultanlığında vahiyle ilk buluşmanın üzerinden çile ile mayalı 13 yıl geçmişti.  Efendimiz (sav) dinin doğduğu topraklarda aradığı kitlesel desteği bulamadı ve her türlü zulme maruz kalan müminlerle birlikte Medine’ye hicret etti.

Yeni beldelerinde muhacirler çok iyi karşılandılar… bir kardeşlik destanı yazıldı çağlara örnek olan… Ama müminler özlediler Mekke’yi… Mekke ve havalisi özlenmeyecek yer değildi ki.. Kabe, Mescid-i Haram, Safa-Merve, Zemzem, Hacer-ül Esved, Arafat, Mina, Müzdelife, Hira, Sevr, Kubeys… nice kutsallar ve hatıralar…orada idi… Hz Bilal Mekke’de işkencenin en ağırlarına maruz kalmıştı ama hasret ciğerlerini öyle yakıyordu ki dudaklarından şu cümleler dökülüyordu:

“İzhir otları, sümbüller çevremi kuşatırken,

Ah! Yine o vadide bir gece uyuyabilecek miyim?

Gün gelip Mecenne suyundan içip,

Yine Şâme ve Tafîl’ (tepelerini) görebilecek miyim?”[3] 

Sabırla, gayretle, uhuvvetle, ihlasla Medine’de dine hizmet destanı yazılmış ve sekiz yıl önce hicret yolunda verilen müjde gerçekleşmiş, Mekke evlatlarına hicretten 8 yıl sonra Ramazan ayı içerinde kavuşmuştu. Taşına toprağına ilk Müslümanların iniltilerinin sindiği, her karesinde yürek burkan hatıralarının olduğu Mekke müminlerini bağrına bastı evladına hasret bir anne gibi… Ramazan o yıl Mekke’nin fethini hediye olarak getirmişti Kainatın İftihar Tablosu ve arkadaşlarına.. Bir tarafta gök kapıları açılıp sağanak sağanak rahmet boşalırken diğer tarafta şehirlerin anası[4] Ramazan neşvesi içinde kapıları yıllar önce yolcu ettiği sakinlerine açıyordu…

Evet Efendimiz (sav) sürgün edildiği memleketini savaşmadan teslim almıştı. Fetih gününe kadar yaklaşık 21 yıl her türlü zulmü irtikab etmiş müşrikler kapı aralıklarından yeryüzünün tevazu abidesinin Mescid-i Haram’a girişini  seyrediyordu. O (sav) şehre öyle bir tevazu ile giriyordu ki; devesinin üzerinde alnı neredeyse hezvece değiyordu. Mahsun Nebi’de (sav) gururun kibrin zerresi yoktu. Kabe’yi tavaf ettikten sonra dinlenmek için oturduğunda yanına bir adam çıkıp geldi. Adam konuşurken (belki korkudan belki de heyecandan) birden bire titremeye başladı.

Tevazunun kristal abidesi Efendimiz (sav) ona:
“Sakin ve ebsem ol! Ben bir hükümdar, bir kral değilim! Ben, ancak, güneşte kurutulmuş et parçaları yiyerek geçinmiş olan Kureyşîlerden bir kadının oğluyumdur” buyurdu.

En güçlü olduğu anda bile tevazu kanatlarını yerlere kadar seren Kainatın İftihar Tablosu (sav) ümmetine bir insanlık serasından davranış modeli sunuyordu.

Mekke Ramazan ayında fethedilmişti.

Şimdilerde on binlerce mazlum sırf Allah Resulü (sav) ve arkadaşları gibi hak ve hakikatin kavgasını verdiği için memleketlerinden sürgün edildiler. Ramazan ayında yapılan dualar ve hizmetler hürmetine bir gün ülkelerine sevdiklerine sevinç gözyaşlarıyla kavuşmayı nasip etsin Rabbimiz..

Ve nice iç ve dış fetihler lütfetsin fetih getiren Ramazan hürmetine…

 

[1] İsra Suresi 81. Ayet

[2] Buhari, Menâkıb 25

[3] El-Bidâye ve’n-Nihâye(3/220)

[4] En’am Suresi 92. Ayet

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu