Yazarlar

Ey Müminlerin Emiri Bak Sırtıma | İSMET MACİT

Zulüm neredeyse insanoğlu ile yaşıt aşağılık bir suç. Zira kuvvetlinin savunmasız insanı mazlumlar üzerinde tepinir.

Zalimin zulmetmek için tüm imkanları vardır. Gücüne güvenir, beslediği yalakaların iltifatlarından moral bulur, sessiz yığınların sükutundan güç alır, menfaatine tapan dünya delisi zavallıların bakışlarından beslenir… ve elde ettiği gücü iktidarını elinden alacak diye korktuğu muhaliflerini sindirmede kullanır.

Zulüm bir vakit Nemrut olur zift gibi dökülür Babil sokaklarına. Karşısında henüz otuzlu yaşlarda bir genç vardır. Taptıkları taş tahta parçalarını zahirde bir balta ile esasen hakikatin nurdan kılıcı ile un ufak etmiş bu gençten kurtulmak ve ona inananlara ders vermek amacıyla alevleri gökleri yalayan ateşler hazırlar ve küfür mancınığından bu iman abidesini ateşlere salarlar. Onlar zannederler ki küfrün alevleri nurun şavklarını yakacak. Zulüm ateş olup yağsa hak dava kül olacak. Ama o gün Hz. İbrahim’in içinde yürüdüğü yangınlar cennet koridoru olacaktı. O gün zulmün alevleri dönüp Nemrutları kül edecekti.

Gün gelir Firavun gömleğini giyer zulüm ve gördüğü rüyasını bir masumun saltanatını yerle bir edeceğine yorar kurmayları. Kendisini sahibi olarak gördüğü devletinin (!) tüm imkanlarını seferber eder yeni doğmuş masumların üzerine… budur zalim işte… tüyü bitmemiş çocuklardan bile korkar. Ama Allah kaderin akıntısına bırakılan tahta bir sandıkta Hz. Musa’yı Firavunun karargahının tam ortasına gönderir. Zalimin ocağında büyür bu sefer hakikat meşalesini tutuşturacak kahraman… zamanı geldiğinde Allah’ın inayetiyle yer bir eder kendini tanrı zanneden mütekebbirlerin sistemlerini, saraylarını…

Ve derken Mekke vadisinden mazlumların iniltisi duyulur. Zalim bu sefer inanmış bir avuç insanın üzerine yürür elindeki tüm kuvvetlerle. Zira anlamıştır “gelen Hakk’ın batıl sistemlerini tarumar edeceğini…” Putlar üzerine kurdukları ve halkı onların kutsallığına inandıran yapı tevhit nurunun kılıcıyla parçalanmaya başlayınca başta zayıflar ve köleler olmak üzere tarihte eşi az görülen bir zulme başladılar.

Kâinatın iftihar tablosu bir taraftan bu zulümle mücadele ediyor diğer taraftan gelen vahiy ışığında dini adeta bir dantela gibi örgülüyor öte taraftan Dar-ül Erkam’da talebe yetiştiriyordu…

Ve tüm bunların yanında yeni başlamış dinin müntesiplerinin moral ve motivasyonu çok önemliydi. Zira o günler Fuzuli’nin tabiriyle:

Dost bi-vefâ, felek bi-rahm, devran bi-sükûn.

Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebûn!

İnsanlık düşmanlarının ilk Müslümanlara yaptıkları işkence dayanılacak gibi değildi.

Hazreti Ömer, halifeliği sırasında, Hz. Habbâb’a, müşriklerden çektiği işkenceyi sormuştu. Habbâb dedi ki:
“Ey mü’minlerin emîri! Bak sırtıma!”
Hazret-i Ömer, onun sırtına bakınca buyurdu ki:
“Doğrusu ben, insan sırtının bugünkü gibisini hiç görmemiştim!”

Bunun üzerine, Habbâb dedi ki:

“Benim için bir ateş yakmışlardı da ben, onun üzerine sürüklenip atılmıştım. O ateşi, ancak benim sırt etimin yağı söndürmüştü!”

Sadece Hz. Habbab değil Hz. Bilal bir vadide, Hz. Huzeyfe bir köşe başında ve onlarcası tiranların pençeleri altında inim inim inliyorlardı…

Günler çoğu zaman leyl-i yelda oluyor böyle zamanlarda Efendimize (sav) gelip onun emniyet ve güven veren iklimine sığınıyorlardı. İşte o zulüm dalgalarının çılgınca müminlere çarptığı günlerde Habbab bin Eret belki de sahabeyi temsilen Efendimize (sav) gelerek:

“Yâ Resûlallah! Yüce Allaha, bizim için, duâ et! Bizim için, Allahtan, yardım dile! Yâ Resûlallah bizi dinimizden döndürmelerinden korktuğumuz şu kavme karşı bizim için yüce Allah’tan yardım diler misiniz? Bizim için, Allaha duâ eder misiniz?” diye ricada bulunmuştu.

Devamında yaşananları şöyle anlatıyor:

Resûlullah efendimizin, hemen yüzünün rengi değişti. Yüzü, al al olduğu hâlde doğrulup oturdu. Buyurdu ki:

“Vallahi sizden öncekiler içindeki mü’minlerden bir kimse, yakalanır, kendisi için yerde bir çukur kazılır, o kimse, o çukura, dizlerine kadar gömülür, sonra bir testere getirilip, başının üzerine konulup biçilerek ikiye bölünürdü de bu işkence, onu, dîninden dördüremezdi!
Yahut, onun kemiğinin üzerinden eti ve siniri, demir taraklarla taranır, kazınırdı da, yine bu işkence, kendisini dîninden döndüremezdi!


Allah’tan, korkunuz! Hiç şüphesiz, Allahü teâlâ, sizin için fetih ihsân edecektir! Vallahi, yüce

Allah bu işi, muhakkak tamamlayacak, bu iş, muhakkak tamamlanacak! Bu işin hükmü, muhakkak yerine getirilecektir! Hattâ hayvanına binmiş bir kimse, Sana’dan çıkıp Hadramût’a kadar gidecek de, yüce Allah’tan başka, bir şeyden korkmayacak!
Ancak, koyunları varsa, onlar hakkında kurt saldırmasından endîşe duyacaktır. Fakat siz, acele ediyorsunuzdur!


Bu hatırasını anlattıktan sonra şöyle der bu ilk olma şerefi ile müşerref kahraman sahabe:
“Bundan sonra, Resûlullah efendimiz sırtlarımızı okşadı ve duâ buyurdular. Resûlullahın rûhlara gıda ve şifâ olan bu lâtif, güzel sözleri, acılarımızı dindiriverdi.”

Evet Cebbar olan Rabbimiz zalimin hakkından gelecek nusreti ile müminleri iki cihanda da sevindirecek ve mazlumların duası ve çektiklerini israf etmeyecek ve hakiki baharları yaratacaktır.

Zira onlar selefleri gibi Rahim olan Rablerinden ayetin tabiriyle ümitlerini hiç kesmediler.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu