Mizan

En faziletli ibadetlerden “İntizar-ı ferec” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Tirmizî’de İbn-i Mesûd hazretlerinden nakledilen bir hadis-i şerifte, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, en faziletli ibadetlerden biri olarak “intizâr-ı ferec” (kurtuluş beklentisi içinde olma) konusunu nazara veriyor. “Ferec”, olumsuz bir şeye maruz kalınca, insanın ondan sıyrılması, o işin dışına çıkması demektir. Bu, farklı şekillerde olabilir; değişik durumlara göre, değişik şekilde “çıkış”lar söz konusudur.

Hazreti Yûsuf Aleyhisselam’ın fereci, kuyudan çıkmaktır. Orada seyyidinâ Hazreti Yûsuf’un ne dediğini çok bilmiyoruz. Fakat çocuk olmasına rağmen, o tertemiz kalbiyle kim bilir neler demiştir. Bir de genlerinde peygamberlik var. Bir gün Mısır’da bir ses ve soluk olacak.. Kahire başta olmak üzere, bütün Mısır’a sesini-soluğunu duyuracak.. zindandaki insanlara rehberlik yapacak.. sonra Melik’in yakını olacak, sonra nâzırı (bakanı) olacak.. sonra dünya kadar insan, ona bakarak Müslüman olacak.. tâ ses ve soluğunun yankıları, seyyidinâ Hazreti Musa dönemine kadar uzanacak.

Öyle ki, Mü’min-i Âl-i Firavun ondan bahsedecek. Firavun sarayındaki, Firavun ordularının başkomutanı, Asiye validemizin de ağabeyi Mü’min-i Âl-i Firavun, Hazreti Musa’yı müdafaa sadedinde, وَلَقَدْ جَاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ “Daha önce Yûsuf da size apaçık delillerle gelmişti; fakat O’nun size getirdiği gerçek hakkında bir türlü şüpheden kurtulamamıştınız.” (Mü’min, 40/34) diyor. “Bundan evvel Yûsuf da gelmişti!..” Ne kadar zaman evvel? Belki bin sene evvel gelmişti. “Siz o zaman bile şek ve şüpheden bir türlü sıyrılamamıştınız!” Hazreti Yûsuf’un sesi-soluğu tâ o döneme kadar ulaşıyor. Evet, O (aleyhisselam), kuyunun dibinde bir musibete maruz kaldı, ona göre bir ferec talebinde bulundu. Yunus İbn Mettâ’nın ferec istemesi… O da işte balığın dişleri arasında veya karnında kalıyor.

Kur’an “Yuttu!” diyor, karnında kaldığını ima ediyor. فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ “Sonra, (düştüğü balığın karnının, gecenin ve denizin, bir de bulunduğu halin) karanlıkları içinde, ‘Sen’den başka ilâh yoktur. Sen, her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi–ortağı bulunmaktan mutlak münezzehsin. Ben, gerçekten kendine yazık edenlerden oldum!’ diye yakardı.” (Enbiyâ, 21/87) Böylece, halini arz ediyor, niyazda bulunuyor. “Ya Rabbi! Ben kendime zulmettim!” Halini arz etmedir bu. “Şunu yap, bunu yap!” değil; halini arz ediyor: لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ Lemalar’da, Hazreti Pîr-i Mugân tarafından bu meselenin üzerinde hususi olarak duruluyor, bildiğiniz gibi. Hazreti Yunus aleyhisselam’ın yalvarıp-yakarması ve ferec intizarı da böyle bir şey. Eyyûb (aleyhisselam) da tepeden tırnağa yara-bere içinde oluyor. Hatta menkıbelerde rivayet edilen vakıası itibarıyla -Hazreti Pîr’in de yine Lemalar’da nazara verdiği gibi- diline ve kalbine de yaralar isabet ediyor. Bir yönüyle latife-i Rabbâniye’si ve O’nu dillendirecek dili müteessir oluyor.

Esasen “dil” o (gönül), Farsça; bu, “lisan”, o da Arapça. Dolayısıyla bu (dil), onun (kalbin) tercümanı olması itibarıyla kıymet ifade eder; ona tercüman olmadığı sürece laf-ı güzaf, yaptığı her şey. Bu iki şeye (dil ve kalb) yara-bere isabet edince, edeceği şeyi edemediğinden dolayı, O (aleyhisselam) da, أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Rabbim, bu dert bana iyice dokundu (ve Sana gerektiği gibi ibadet edemez hale geldim). Sen, Merhametlilerin En Merhametlisisin!” (Enbiyâ, 21/83) diye niyaz diyor. Hazreti Üstad, naklederken, onun duasına “Rabbi” kelimesini de ilave ediyor; çünkü Cenâb-ı Hakk’a nida ediyor orada; demek ki “Rabbi!” dedi, أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ “Bu dert, bu zarar bana iyice dokundu.” Sâd Sûresi’nde de, أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ “Şurası bir gerçek ki, şeytan yüzünden bir bitkinlik ve büyük bir ızdıraba düçâr oldum.” (Sâd, 38/41) dediği naklediliyor.

“Şeytan, bana dokundu!” diyor orada, nefsini biraz daha aşağıya alarak, suçlayarak, sorgulayarak. Peygamber âdâbı, “niyaz”da bulunuyor. Onun da maruz kaldığı musibet, farklı bir şey; intizâr-ı fereci de öyle oluyor. Seyyidinâ Hazreti Musa’yı da demeden geçmeyelim. Firavun, ordularıyla arkadan gelince, arkasındaki insanlar az endişeye kapılıyorlar. “Takılmış!” demeyeyim, ona “ittibâ etmiş” insanlar, O’nunla beraber gidilecek yere gitmeye karar vermişler; “İşte geldiler, yakalayacaklar!” falan, paniğine/telaşına kapılıyorlar. “Hazreti Musa, ‘Asla!..’ dedi, ‘Rabbim muhakkak benimledir; bana kurtuluş yolunu gösterecektir.” (Şuarâ, 26/62) “Rabbim bizimle beraberdir ve mutlaka bize bir yol gösterecektir!” Karşılarına ırmak çıkıyor, deniz çıkıyor, arkada da düşman…

En faziletli ibadetlerden "İntizar-ı ferec" | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2

Bu video 20/08/2017 tarihinde yayınlanan “EN FAZİLETLİ İBADETLERDEN: “İNTİZÂR-I FEREC”” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://herkul.org/bamteli/bamteli-en…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu