Yazarlar

Bizim fetretimiz de bitecek | Hüseyin Odabaşı

Hizmet hareketinin Türkiye’de meydana gelen soykırımdan sonra yeni bir evreye girdiğini hemen herkes kabul ediyor. Belki de olması gerekenleri yaşıyoruz. Beklentisizler hareketi malum, son beş altı sene önce darbe üstüne darbe yedi. Ve kısmen duraklama dönemine girdi. Bu Türkiye eksenli, dış, sert ve amansız müdahaleler, içimizde de elli tane sorunun, problemin oluşmasına sebep oldu.

Tabi daha önceleri korunmuş ve sterilize bir hayat yaşıyorduk. İç muhasebeyi, sorgulamayı kendimizle yüzleşme gibi kavramları çok da bilmiyor ve yaptıklarımızın ne kadar isabetli şeyler olup olmadığını tam da ölçemiyorduk. Fakat bu dönem başka. İtiraz edenlerin bol olduğu ve birbirimizi suçlamanın kolaylaştığı ziftten, dumandan bir atmosfer oluştu.  Halbuki Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’nin laakal(devamlı) 15 günde bir okumamızı tavsiye ettiği 4 maddelik ihlas prensiplerinin bir maddesine göre birbirimizi kesinlikle tenkit etmememiz ve çekiştirmememiz gerekiyordu.

Şu an iyi niyetle veya değil yapılan tenkitler arkadaşlarımızı, ağabeylerimizi ve dahi bu hareketle alkali herkesi fazlasıyla etkiliyor. İşin doğasında olması gereken tenkitler dahi bizi birbirimizden koparacak hale getirebiliyor. “İşin doğası” derken bütün faziletlerine rağmen sahabe i kiram efendilerimiz arasındaki çatışmaya varan münakaşalarını kastediyorum. Çünkü Üstadımıza ve Hocamıza göre hadisi şeriflerde de belirtildiği gibi bizim örnek alacağımız rol modelimiz sahabe efendilerimizdir. (İstikamet Çizgisi, Rol Model Olarak Sahabe, sf 98)

Şu an aramızdaki şaşkınlığı ve yerli veya yersiz tenkitlerin bu denli etkili olmasını sahabenin Efendimiz(sav) döneminden sonraki aralarındaki münakaşalarına benzetiyorum. Çünkü sahabe de hizmetin başlangıcındaki halimiz gibi dışardaki fikirlere ve Efendimiz(sav) aralarında olduğundan tartışma ve tenkitlere açık değillerdi. Peygamberimiz(sav) vefat edene kadar arındırılmış, sterilize bir hayat yaşadılar. Tenkitin ve sorgulamaya istişare çerçevesinin dışında pek de alışkın değillerdi. Çünkü Peygamberimizin(sav) icraat ve uygulamalarının tenkit ve kritiğinin yapılmadan kabul edilmesi gerektiğini bizzat Allah (C.C) Kuran’da söylüyordu. (Haşir Suresi, 7)

Fakat Peygamberimiz(sav) vefat edince yerine geçen halifelere ve idarecilere Peygamber olmadıklarından itiraz edilebilirliğin önü açıldı. Bu hakkı arama gayreti neticesinde kritik etme ve tenkit, neticede sahabe efendilerimizden pek çoğunun karşı karşıya gelmesine sebep oldu. Asr-ı saadet gibi duru bir dönemin ardından daha otuz sene geçmeden meydana gelen fitne ve kargaşa münafıkların da etkisiyle Müslümanlar arasında deprem etkisi yaptı.   Hz. Ali, düşünebiliyor musunuz, namaz kılan ve oruç tutan Haricilerle savaştı.

Aynı durumun Osmanlı toplumu için de geçerli olduğunu görüyoruz. Tek tip bir toplumdu ve yapısı itibarıyla dışardan gelen etkilere bu toplum açık değildi. Kendi idealleriyle meşgul idiler. Anadolu beylikleri ile olan mücadeleler, savaşlar ve çekişmeler bir taraftan diğer taraftan Bizans tekfurları ile amansız kavgalar ortasında kalan Osmanlı toplumu durup da düşünecek bir vakit bulabilmiş miydi bilmiyorum. Halbuki Proudhon’un dediği gibi “düşünmek için durmak gerekirdi.”

Bizim fetretimiz de bitecek | Hüseyin Odabaşı 2

Ve 1402’de Timurlenk’le yapılan Ankara savaşını kaybetmekle durdular, hatta neredeyse dağıldılar. Dıştan gelen bu yenilgi sebebiyle de içeride birbirine düştüler.  Tam da böyle bir atmosferde Bedrettin i Simâvi ortaya çıktı ve Osmanlı toplumunu ayaklanma ve kışkırtmalarıyla yok olmanın kertesine getirdi. Aynı tarihi tekerrür burada da cereyan etti. Sterilize bir toplum olman Osmanlı’da Bedrettin’in fikirlerinin etkisi büyük oldu. Farklı fikir ve cereyanlara alışkın olmayan bu toplum “Varidat” sahibi Bedrettin’in fikirleriyle hemen yatağa serildi. Fokur fokur kaynadı.

Fakat bu kötü duruma teslim olmayan Osmanlı toplumu tüm bu fetret dönemi kargaşalarından 11 yıl içinde kuvvetlenerek çıktı.

Bütün dünyaya açılan hizmetin salikleri de bu günlerde aynı durumu yaşıyor.  Sosyal medyadan takip ettiğime göre az bir itiraz veya ihtilaf hemen herkeste bomba tesiri yapıyor.  Halbuki sükûnetimizi korumak ve adımlarımızı soğukkanlıkla atmamız gerekir. Çünkü başlangıçta steril hayat yaşayan hemen her toplumun bir aşamadan sonra Bedrettinleri eksik olmamıştır.  Bu alışmamız ve hatalarımızdan da dersler çıkararak immün sistemimizi kuvvetlendirmemiz gereken bir durumdur.

İnşallah Osmanlının Fetret kargaşalarından kuvvetlenerek çıktığı gibi bugün Hizmet de tüm bu iftira, baskı, tenkit, tenkil türü kargaşalarından yenilenerek, ders alarak ve güçlenerek çıkacaktır.

Elbet bir gün bizim fetretimiz de bitecektir, elbet bitecektir!

Çünkü yol O’nundur, varlık O’nundur.(Celle Celaluhu)

“Yol O’nun varlık O’nun gerisi hep angarya”     (Necip Fazıl Kısakürek)

Hizmetten | Hüseyin Odabaşı

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu