Aktüel

Elif’in Çağrıştırdıkları | ENGİN TENEKECİ

Elif, Allah’ın (cc) birliğini ilan eden, tevhid parıltılarıyla gözleri kamaştıran sırlı bir harftir. Bundan dolayı gerek tasavvuf, marifet, kelam, gerekse edebiyat ve sanat erbabı bu mübarek kelimeden özellikle tevhide ilişkin pek çok mana çıkarıyor.

Arap alfabesinin ilk harfi olan Elif’in ebced (sayı değeri) karşılığı ‘bir’dir. Elif harfinin, Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti (İkra) ve ilk sûre Fatiha’nın başında yer aldığını görürüz. Bu harf, Efendiler Efendisi’nin (sas) mübarek isimlerinden ‘Ahmed’in başında bulunmakla beraber; insanlığın ilk babası, safiyullah olarak bilinen Hz. Âdem isminin başında da yer alıyor.

Genel itibarıyla ilim ve marifette derinleşenlerin, ‘elif’ harfine yükledikleri mana, tevhid hakikati olmuştur. Vahid ismini dahi kaplayan; birlik, teklik anlamlarına geldiği ifade edilen Ehad isminin başında da yine bu mübarek harf yer alır. Zaten Kur’an ve ona kadar gönderilen önceki tüm İlahi suhuf ve kitapların özünde, değişikliğe uğramalarına rağmen, barındırdıkları en önemli mesaj; Allah’ın birliği, benzersizliği, ortağının bulunmadığı anlamlarına gelen ‘tevhid’dir. Bu realiteyi Yunus Emre; “dört kitabın manası bellidir bir elifte” özlü sözüyle böyle dile getirir.

Yüce Yaratıcı’nın Kelam sıfatından gelen ‘elif’in Allah’ın birliğine dair verdiği mesajları, Kudret ve İrade sıfatından gelen kainat kitabında da görmek mümkün. Mesela hayvanlar âleminden olan balina, zebra; bitkiler âlemindense özellikle her bir ağaç ve dalları, çiçekler sanki elif misali kulaklarımıza Allah’ın birliğini fısıldayıp, (kalb) gözlerimize adeta Yaratıcı’nın tekliğine dair ışıktan sürme çeker, basiretlerimize bayram ettirir… Aslında ‘elif’in, Allah’ın birliğine dair ifade ettiği o nurdan manalar, bizleri, yani kalb ve kafalarımızı, dış âlemdeki o boğucu kesretten de (çokluktan) korur. Başka bir ifadeyle, Hz. Kadir’in kainatta yarattığı çokluk, bolluk ya da kesret âlemi, adeta gözlerimizi kamaştıran anlamlı bir ‘kainat kitabı’ haline gelir ve böylelikle kalb ayağıyla çokluktan, Allah’ın birliğine yürürüz…

Arzın en üstünü, hilafetle şereflendirilen, Zat-ı Ehad’ın isim ve sıfatlarına en cami ayna olan insanın da baş harfinde ‘elif’in varlığını görüyoruz. Bediüzzaman Hazretleri, insan benliğinin sırlarını araladığı ‘Sözler’ kitabının 30. Söz’ünde, insan ve elif hakkında derin ve bir o kadar da düşündürücü tahlillerde bulunuyor. Benliğin (enenin), bir ayna ve bir ölçü birimi olduğunu vurgulayıp varlığın, Yaratıcısına işaret eden bir mana olduğunu açıklıyor: “Kendi varlığını değil, başka bir Zat’ı gösteren, insanın varlığının kalın ipinden şuurlu bir tel, mahiyetinin elbisesinden ince bir ip ve şahsiyetinin kitabından bir ‘elif’tir ki, o elif’in iki yüzü var. Biri, hayra ve varlığa bakar. Benlik bu yüzüyle yalnız feyz alabilir, vereni kabul eder, kendisi var edemez. Bu yüzde fail değildir, bir şey yaratma hususunda eli kısadır…”

Said Nursi Hazretleri, Kastamonu Lahikası’nda da ‘elif’in risalelere bakan yönüne değinir. Lafzullah’ın (Allah isminin) başı olan elifin, Risale-i Nur’un bir kısa bir fihristesi ve asli çekirdeği olan İşaratü’l İ’caz’da ve diğer risalelerde kerametkârane vaziyetler gösterdiğini düşündüğünü açıklar. Emirdağ Lahikası 2’deyse, ‘elif’in anlamını Arapça dil kurallarına bakan yönüyle ele alır. “Elhamdü”deki “elif’in’’ lâm harfiyle birlikte bir manasının istiğrak olduğunu söyler. Elif’in hem Allah’ı hamde hem tevhide hem de nübüvvete bakan yönlerini nazara verir ve; “Demek tevhidi, kat’î ifade ediyor.” ifadelerini kullanır.

Efendimiz’in (sas) ‘Ahmed’ isminin de hemen başında ‘elif’ harfini görüyoruz. Zaten Efendimiz’in tüm mübarek hayatı, adeta şirke baş kaldırıp, ‘lailahe illallah’ın tarif ettiği tevhide hizmetle geçmemiş, hali, kavli, fiili (sünnet) tüm yaşamını tarifi imkânsız ve peygamberane bir şekilde adeta tevhid etrafında örgülememiş midir? Mevlâna Câmî’ ne güzel der: “Hiç yazı yazmayan o ümmi zât, parmak kalemiyle sahife-i semavîde bir ‘elif’ yazmış…’’

Fethullah Gülen Hocaefendi ise Fatiha Üzerine Mülâhazalar isimli eserinde elif’i, Kâşânî’nin Istılahatu’s-Sufiyye’sinde, Bursevi’nin Esrar’ül Huruf’unda, Ahmed Müsellem Efendi, Şerh-i Kasîde-i Şumû’-ı Lâmî’sinde yaptıkları gibi, Allah’ lafzı ile irtibatlandırır.

Ona göre ‘b’nin altındaki nokta kaldırıldığında iki sonsuz arasında uzayıp giden bir elif akla gelir. Elif’in hakikat ilminde Allah’ın remzi olduğunu, onun alt tarafına bir nokta koyup onu ‘be( ﺏ )’ yapacağımız güne kadar, kâinatta gölge olmadığından dolayı o büyük ve sınırsız ışığında da bilinmediğini ve bulunmadığını açıklar: “Ben gizli hazine idim ifadesi bu hakikate parmak basmakta ve bize bu hakikati şerh etmektedir. ‘Be (ﺏ)’ nâmütenâhî uzayıp giden ve zıddı olmayan, nuranî bir hattır. O, Allah’ın remzidir. Elif harfinin ilk yazıldığı yerde Hazreti Ahmed’in adına remiz yapılmıştı. Onun başında da bir elif vardı. İş elifle başlar ve ebedlere kadar da öyle kalır.’’

Ayrıca Arapçada ki cim ( ج ) harfinin içindeki nokta; Cennetin Tuba Ağacı, Cehennemim Zakkum Ağacı çekirdeği ile birlikte, anne karnındaki ceninini de sembolize ettiği söylenebilir.
Yazımızı Taşlıcalı Yahya Bey’in elife dair sarf ettiği şu mısralar ile sonlandıralım:
Harf-i elif gibi yüri var ‘ayn-ı vâhid ol
Halk ortasında kalma hemîşe niteki lâm
(Elif gibi birliği gösteren biri ol ve bu şekilde [dimdik] yürü. Daimi bir surette insanlar arasında lam harfi gibi [eğik olarak] kalma.)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu