Yazarlar

Ebû Mahsûre ve onun (sav) için çarpan minik yürekler | İsmet Macit

 

“Nefret zakkumunun kökü kazınır

Öfke yaşayamaz sevgi ikliminde

 Çöle gözyaşıyla merhamet yazılır

Zamanın en güzel diliminde”

 

Ebû Mahsûre ve onun (sav) için çarpan minik yürekler | İsmet Macit 2

O (sav) yeryüzünü sevgi ile mayalamak için gelmişti. En azılı düşmanları Onun (sav) af ikliminde erimiş, huzuruna en nefret ettikleri insan olarak girmişler ama o cennet kokan ikliminden ayrılırken en sevdikleri insan olarak ayrılmışlar.

Ebû Mahsure de bu talihli insanlardan biri. Hikayesini kendi dilinden dinleyelim:

Ben Ebû Mahsure. Mescid-i Haram’ın ilk müezzini. Medine’de Bilal (ra) Mekke’de ben okudum ezanları…

Ve size ömür boyu kesmediğim saçlarımın hikayesini anlatacağım:

Müslümanlardan ve Peygamberlerinden nefret eden bir ailede büyüdüm. Onlar Medine’ye göçmüş ama Mekke’deki kin, öfke, haset ateşi hiç sönmemişti. Kalplerimiz büyüklerimiz tarafından böyle bir ateşte pişirilerek adeta taşlaştırılmıştı.

Allah Resulü (sav) ve inananlarının Mekke’den koparılışlarının 8. senesiydi. Kalplerinin bir parçasını bıraktıkları yeryüzünün kalbi Mekke’yi fethetmişlerdi. Babalarımızın, dedelerimizin yıllarca zul- mettiği; memleketlerinden sürgün ettiği bu insanlar acaba bize nasıl davranacaklardı. Korkuyorduk ve endişeliydik açıkçası. Derken Allah Resulü’nün (sav) dilinden “fe entümü’t-tulekâ” (salıverildiniz, affedildiniz) muştusu yayıldı Mekke sokaklarına ılık bir meltem misali. O düşmanını bile affedip gönül kazanmak için yaratılmıştı.

Fıtratının gereğini yerine getiriyordu. Yeryüzüne af ve merhametten zümrüt yamaçlar inşa ediyordu. Mekke’nin fethinden on beş gün sonra Huneyn’de Hevâzin kabilesine karşı parlak bir zafer ka- zandığını ve ganimetleri ise Ci’rane kasabasına getirdiğini duyduk. Çocuktuk, merak ediyorduk Peygamber’i (sav) ve arkadaşlarını. Bir grup arkadaşla Mekke’ye otuz kilometre uzaktaki Ci’rane Kasabası’na doğru yola çıktık.

O da ne! Dağa, taşa, toprağa çarpa çarpa kulağımıza gelen bir ses! Ne türkü, ne şarkı, ne şiir, ne de recez; hiçbirine benzemeyen farklı bir ses. Yüksek bir kaya parçasının üzerinde zenci bir adam haykırıyor: “Allahu ekber! Allahu ekber!”

İlk defa duyduğumuz bu şeyi yüksek sesle taklit etmeye başladık. Bilal (ra) ezanı okuyor, biz dalgamızı geçip hafife alarak gülüp eğleniyorduk. Ezan bitmişti, biz gülmeye ve taklide devam ediyorduk. Tam bu esnada birisi gelip, “Sizi Allah Resulü (sav) çağırıyor.” dedi. Dizlerimizin bağı çözüldü. Korktuk, endişe ettik. Babalarımızın azılı düşmanı bizi davet ediyordu. Ne diyecekti? Ezanı hafife alıp Bilal ve sesiyle dalga geçmemize mi kızacaktı?

Hiçbiri olmadı. Huzuruna girince o kadife sesiyle hepimizi şaşkına çeviren bir istekte bulundu:

“Çok güzel ezan okuyorsunuz. Bir daha okur musunuz, size hediyeler vereyim.” Davudi bir sesim vardı. Oracıkta ezberlediğim ezanı bir de Onun (sav) huzurunda okudum. Sonuna kadar dinledi. Sesim Ci’rane vadisini doldururken benim de kalbime imanın huzuru dolmuştu.

Ve… O ayı ikiye bölen, parmaklarından âb-ı kevser gibi suyun aktığı, avucunda taşın toprağın zikir seslerinin duyulduğu, dokunduğu hastalara şifa veren eli ile başımı okşadı. Mübarek dudaklarından cennet bileti verilmiş gibi beni sevindiren şu kelimeler döküldü: “Seni Mescid-i Haram’a müezzin tayin ettim. Git Mekke’nin yeni valisi Attab’a söyle.”

Mekke’ye nasıl geldiğimi bilmiyorum, kanatlanmıştım adeta. O günden itibaren vefatıma kadar ben okudum Kabe gölgesinde ezanları. Hz. Bilal o gür sesime iltifat ederek şöyle derdi: “Bağırdığın vakit göbeğinin altı yarılır diye korkmaz mısın?”

Size bir şey diyeyim; bugün Hac ve umre için gittiğinizde Mescid-i Haram’da dinlediğiniz ezanları hâlâ benim torunlarım okur, kıyamete kadar da onlar okuyacak. Zira o vazifeyi Allah Resulü tevdi etmişti. Ezanda “Mekke Makamı” bana aittir ve o makamın içinde, Ci’rane’de Allah Resulü’nün iltifatı gizlidir.

Saçlarım mı?

Bir ömür boyu kesmedim saçlarımı. Kesip atmaya kıyamadım. O (sav) sıvazlamış, dokunmuştu. Kes şu saçlarını sana sıkıntı veriyor diyenlere; “Kesemem, kıyamam. Onun (sav) dokunduğu bir parçayı bedenimden ayırmadan ahirete gideceğim.” dedim hep.

Biz kinin, nefretin, öfkenin çocukları olarak yürümüştük Ci’rane’ye; ama cennet kokan atmosferinde affın, rahmetin, sevginin çocukları olarak dönmüştük Mekke’ye, Gönül Sultanı’nın gözü yaşlı bendeleri olarak.”

Ebû Mahsure gibi yüreği Efendimizin (sav) sevgisi ile dopdolu binlerce cennet çiçeği, yakınları zindanlardan çıksın diye elleri duada ve dilleri zikirde bekliyor. O güvercin yürekli ve yakınları hapislerde olan bir yavrumuz tespih sayacını kaybedince getirdiği salavatları kağıda yazarak saymış. Ortaya çok güzel bir tablo çıkmış. Bir dantela gibi işlediği bu kağıdı kaybetmeyecek; Hz. Ebû Mahsure’nin (ra) saçlarını kesmeyip bir ömür boyu o tatlı hatırayı yaşattığı gibi yaşatacaktır minik yüreğinde.

Rabbim Efendimizin (sav) sevgisini yavrularımızın yüreğine nakşetsin. Başta şu masum yavruların getirdiği salavat-ı şerifeler hürmetine mazlum ve mağdurların imtihanını sona erdirsin!

Hizmetten | İsmet Macit

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu