Yazarlar

Din kimin malıdır? | Ahmet Kurucan

İlk cümlem okuduğunuz şu kışkırtıcı başlık hakkında olmalı; çünkü başlığı okur okumaz insanların zihinlerinde itiraz şimşeklerin çakmama ihtimali yok. Din ve mal! Bir inanan insan için hem dünya hem de ahireti adına en büyük değerleri içinde barındıran bir manzume, diğeri ise belli bir bedel karşılığı alınıp-satılan, sürekli el değiştiren, eskiyen-pörsüyen ve nihayet bir kenara atılan emtia. Dolayısıyla bu ikisini ‘din kimin malıdır?’ sorusuyla aynı cümlede kullanma, velev ki yüce bir amaç için bile olsa böylesi bir benzetmeyi yapma kabul edilmeyebilir. Daha nazik, daha saygılı bir dil kullanılmalı denilebilir. Bu itirazlara hak veriyorum ama buna rağmen kullanıyorum. Nedenini aşağıdaki satırların mefhumundan kendiniz çıkartabileceğiniz gibi ben de satırların sonunda kısaca değineceğim.

Dinin ve dini değerlerin başkalarına anlatılması, öğretilmesi, açıklanması ve uygulanmasında müjdeleme-nefret ettirme, kolaylaştırma ve zorlaştırma ekseninde nerede durmamız gerektiği konusunu ele alıyorduk.

Kaldığım yerden devam ediyorum. Sebeb-i nüzül bilgileri ayetlerin özgün ve orijinal manalarını, bir başka deyişle lafzın taşımış olduğu asli manayı değiştirmediği için bazı ayet mealleri vereceğim. Bendeniz nüzul toplumunda Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabeye ne dediğini bilmeyi, Kur’an’ı doğru anlamanın ilk şartı olarak benimseyenlerdenim. Onun için bu düşünceye ulaştığım andan bugüne kadar lafzın taşımış olduğu mana ile o ayetin delil olarak kullanıldığı düşünce arasında uçurum olmamasına dikkat ediyorum. Uçurum yoksa düşüncelerimi ayetlerle desteklemekte ve mealleri vermekte mahzur görmüyorum. Ama anlam kaybı oluşuyor, ayet Allah’ın maksadının rağmına bir anlama bürünüyor ise kullanmıyorum. Veya ‘asli mana bu, benim söylediğim ise sadece bir yorumdur, hakikati Allah bilir!’ diyorum. İkinci durumdaki kullanımı ayetleri bir silah mesabesine koyma olarak değerlendiriyorum. Silah benzetmesini ağır bulanlar slogan diyebilir. Netice değişmeyecektir, bunun vardığı ve varacağı yer, insanların kendi düşüncelerini meşrulaştırmak için ayetleri malzeme yapması, başkalarını manipüle etmesi ve aldatmasıdır.

Sadede geleyim; “Allah sizin için kolaylık ister zorluk istemez.” (2/185), “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (2/286),“Biz Kur’an’ı sana zahmet çekesin diye indirmedik” (20/2). Üç ayet meali verdim. Aynı muhtevaya sahip daha onlarca ayet sıralayabilirim. Ne görüyorsunuz bu ayetlerde? Geçen haftaki yazımda belirttiğim, dinin insan için olduğu hakikati temellendiren unsurdan birini. Halbuki bizim din algımızda ne vardı; insan din içindir.!

Din ve dini değerler hem iman hem ahlak hem de sosyal hayatı düzenleyen kuralları itibariyle insanın bu dünya hayatında insanca yaşamasını temin eden rehber konumundadır. İnsanın akli yetileriyle kısmen ve uzun zaman tecrübelere bağlı olarak ancak bulabileceği değerleri onların hizmetine sunmuştur. Beşerî müdahalelerle, yanlış anlama, yorumlama ve uygulamalarla bu değerler fonksiyonunu tam icra edemediyse, bu, insanoğlunun hatasıdır yoksa orijinal haliyle dinin değil.

KOLAYLIĞIN YERİNİ ZORLUK ALDI

Din kimin malıdır? | Ahmet Kurucan 2

Sözün özü, Allah göndermiş olduğu din ile insanlara kolaylık dilediği halde günümüzde tam aksi bir durum söz konusu. Kolaylığın yerini zorluk almış durumda.  Aslında bunu sadece günümüzle sınırlandırmak da doğru değil. Geriye doğru uzayan ve belki de asırları içine alan bir zihniyet ve metodoloji sorunundan söz ediyoruz.

Din kimin malıdır? | Ahmet Kurucan 3

İradi ya da gayri iradi bu tercihin yani din anlatım ve tatbikatında ayet, hadis ve Nebevi sünnete rağmen kolaylığın yerini zorluğun almasının sonucu nedir? Toplumsal hayatta can yakıcı karşılığı olduğu için sanırım akla gelen ilk şey, insanların dinden-imandan uzaklaşmasıdır. Özellikle global dünyanın seküler atmosferinde neş’et eden yeni neslin bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuştuğu ilk andan itibaren din ile bağlarını gevşetmesi ve zamanla koparmasıdır. Zira kendilerine öğretilen din, gündelik hayatlarının her karesine onların isteklerine rağmen müdahale eden bir unsurdur. Halbuki ne Kur’an ne de Hz. Peygamber öğretileri ve pratiklerine göre bu, doğru bir çıkarım değil. Değil ama karşımızda duran yalın gerçek değişmiyor. Din asli varlık sebebinden uzaklaşıyor ve çözümün değil sorunun bir parçası hatta sorunun bizzat kendisi haline geliyor.

Kolaylık konusunda Efendimizin (sas) beyan ve uygulamaları da Kur’an’ın çizdiği çerçevenin dışında değil. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Bu bağlamda bir hadisi örnek olarak vermek isterim.  Şöyle buyuruyor Allah Resulü (sas): “Bu din her şeyiyle kolaylıktan ibarettir. Kim amellerim eksiksiz olsun diye kendini zorlarsa din mutlaka ona galib gelir ve neticede o kişi ezilip büsbütün amelden kesilir. O halde istikamet üzere dosdoğru gidin ve itidalli olun! Yapmak istediğiniz ameli tam olarak îfâ edemezseniz, gücünüz yettiği kadar mükemmele yaklaşmaya gayret edin! Böyle yaparsanız size müjdeler olsun! Yola çıktığınızda sabah ve akşam yolculuğundan, biraz da gece yürüyüşünden istifade ediniz de kendinizi yormayınız.” Çok hafif kaçacak belki ama maksad ve meramımı tam anlatan bir deyim olduğu için eğer saygısızlık olacaksa Efendimizin ruhaniyatından özür dileyerek ifade edeceğim; “daha ne desin Allah Resulü?”

Nerede ve hangi münasebetle söylüyor bunu sorusu akla gelebilir. Hadis şerhlerinde hemen herkesin bildiği iki hadise zikrediliyor. İlki Hz.  Aişe/Hz. Zeynep mescidde kıyamın uzunluğunda yere düşüp kalmamak için iki direk arasına ip asması. İkincisi ise Efendimizin hane içindeki ibadet-ü taat hayatını soran ve aldığı cevaplardan dolayı o ibadetleri bir manada azımsayan 3 sahabinin “Resulullah kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarım affetmiştir” deyip ardından birisinin “ben hayatım boyunca her gece namaz kılacağım” bir diğerinin “hayatım boyunca hep oruç tutacağım” ve sonuncusunun da “kadınları ebediyen terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim” demeleri.

İTİDAL ÇAĞRISI

İsterseniz geriye dönüp hadisi bir daha okuyun şimdi. Hangi rivayeti esas kabul ederseniz edin, son tahlilde Allah’a ibadet yolculuğuna çıkan bir insana itidal tavsiyesini göreceksiniz hadiste. Hatta hadisin sonunda söylediği “Yola çıktığınızda sabah ve akşam yolculuğundan, biraz da gece yürüyüşünden istifade ediniz de kendinizi yormayınız” beyanı çöllerde yolculuk yapan bir insan için çok enfes bir benzetme. Zira sıcak çöllerde gündüz yolculuğu insan boğar ve adeta öldürür. Onun için çölde seyahat edecek kişiler sabah, akşam ve gece serinliğinde yol alır.

Başlığa döneyim. Kolaylaştırma-zorlaştırma, müjdeleme-nefret ettirmeme özelinde din bu ise, bu değerlerle oynamaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bir başka tabirle, söz konusu değer bir ilke ve prensip olarak dinin anlatımı ve yaşanmasında kullanılacaksa- ki kullanılmak zorundadır- bu Efendimizin çerçevesini çizdiği, sınırlarını belirlediği alanın dışına çıkartmamalıdır. Çünkü din babasının malı değildir. Kaldı ki insan babasının malında bile istediği gibi tasarruf edemez.

Bu benzetme bana ait değil. Küçük bir tasarrufla Şuayb Arnavuti’ye ait bir beyan bu. 2016 yılında hayata veda eden Şuayb Arnavuti ehlinin malumu olduğu üzere günümüz dünyasının en büyük muhaddis ve muhakkiklerinden biridir. O şöyle diyor yaptığı tahkik çalışmaları ile alakalı olarak: “Araştırıp eleştirsinler, ilmi ve samimi bir üslupla kaleme alınmış aydınlatıcı eleştirilerini bizlere göndersinler. Bizler bunları gönül hoşnutluğu ile karşılayacağız ve uygun olduğu yerlere koyacağız, hatalarımızı düzelteceğiz. Benim her zaman arzuladığım şey, doğrunun insanlar arasında yayılmasıdır. Çünkü bu dindir, benim malım değildir, bütün insanlığın ortak değeridir. Bu nedenle de hakikati gerektiği şekilde öğrenmeleri gerekir.”

Hasılı, üç hafta önce çıkış noktamız namazların cem edilmesi meselesi idi ama varış noktamız metodoloji ve değişen sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi vb. şartları görmeksizin dini yaşanmaz hale getirecek geleneksel uygulamalar konusundaki tutum ve dayatmalar oldu. İşin aslı geldiğimiz bu varış noktası bize sorunun daha derinlerde olduğunun gösteriyor. O da dini anlama sorunudur. Evet, sorun dini anlatma, yaşama ve yaşatmadan öte anlamada düğümleniyor. Bu ise köşe yazısı formatında kaleme alınacak olursa uzun bir yazı dizisi gerektiren daha çaplı bir meseledir.

Kaynak: Ahmet Kurucan | TR724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu