Mizan

“Dehâ için intihap yoktur!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

İstişare, mü’min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm’a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyeti olmalıdır. Üçüncü olarak; وَأُمُورُكُمْ شُورَى بَيْنَكُمْ “İşleriniz, kendi aranızda meşveret sistemine, istişare sistemine bağlı yürüyorsa!..” Her meseleyi “kolektif şuur”a müracaat ederek çözmeye çalışıyorsanız.. problemlerinizde mutlaka “çok akıl”a müracaat ediyorsanız… Bu öyle bir sistemdir ki, vahiy ile müeyyed olan enbiyâ-ı izâm bile; Hazreti Nuh, Hazreti Hûd, Hazreti Sâlih, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa, Hazreti İsa ve Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahiy ile müeyyed oldukları halde, her şeyi kendilerinden öğrenen insanlarla meseleleri meşveret ediyorlar. Avamca izah ederken, şöyle diyebilirim: “Benim çıraklarım! Hele gelin şu meseleyi sizinle bir istişare edelim; nasıl buluyorsunuz bunu?!. Her şeyi benden öğrenenler, vahy-i semavî vasıtasıyla; hele gelin çıraklar, talebelerim benim!..” Size hiç öğretmenleriniz öyle dedi mi: “Çocuklar, şu meseleyi sizinle bir istişare edelim! Bizim yaptığınız -böyle- akıllıca bir şey mi; yoksa öğretmen olarak delice bir şey mi yapıyoruz? Bir de sizin fikrinizi alalım!” Evet, her meselesini meşverete havale ederek çözümü orada arayanlar…

İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), verdiği kararlarda milimi milimine isabetli karar veriyordu. Hani “dehâ” için derler ki: “Dehâ için intihap yoktur!” Söz, bu. Dâhî bir insan, bir mevzuda karar verdiği zaman, şip-şak o, yerine oturmuş olur. “Şip-şak” da halk ifadesi, rahatsız olmadınız inşaallah. Enbiyâ-ı izâmın, insanlığı aşkın, insanı aşkın “fetânet”leri, dehâyı bilmem kaç adım geride bırakan bir dinamizmdir, bir güç kaynağıdır. Fakat düşünün; bu tabiat, bu fıtrat, bu firâset, bu kiyaset, meselelerini hallederken, “meşveret”e müracaat ediyor. Sadece küçük bir örnek; hadise itibariyle küçük değil fakat Siyer felsefesi açısından örneklerden bir tane örnek: Allah Rasûlü, Uhud’a çıkacağı zaman, rüyada görüyor; olup bitecek şeyleri görüyor.

Enbiyâ-ı izâmın rüyaları, aynıyla çıkar; “gayr-ı metlüv vahiy” gibidir; yani, Cebrail araya girmeden, Allah’ın (celle celâluhu) onlara göstermesiyle görürler. Resmeder Allah (celle celâluhu); o resim, onların nöronlarına mı, hipofiz bezine mi, talamus bezine mi, hafızasına mı akseder?! Şuuraltı müktesebatın dışa vurması değil; Freud’ca bir mülahaza o. Ve onlar kalkar, bir yönüyle, ona göre hareket ederler.   “Allah Rasûlü, Medine’de taş taşın üstünde kalmayacağını bilseydi, meşveretin hakkını vermek için yine Uhud’a çıkardı.” Allah Rasûlü, Uhud savaşı öncesinde, rüyasında bir kısım sığırların boğazlandığını gördüğünden bahsediyor ve Kendi mütalaasını -Kurban olayım!- ortaya koyuyor. “Bana kalırsa, tabya savaşı yapalım! Açığa çıkmayalım; açık alanda, düşmanlarımız üzerimize geliyor!” diyor. Biraz evvelki, o kelimelerin hepsini bir araya getirin; hepsinin ifade ettiği mana ile; “ta’yîr” ile, “ta’yîb” ile, “tahkîr” ile, “tezyîf” ile, “tenkîl” ile, “ibâde” ile… Bu mülahazalarla geliyorlar. Medine-i Münevvere’de taş taşın üzerinde bırakmamak üzere geliyorlar. “Biz, dışarıya çıkmayalım; tabya savaşı yapalım burada; bir müdafaa savaşı verelim!” diyor. Fakat meşverette, Bedir’de bulunmayan insanlar da var, şehitliğe teşne insanlar da var.

Mesela orada Mus’ab İbn Umeyr gibi, Abdullah İbn Cahş gibi insanları düşünün ki, bir sahabî, müşahedesini şöyle anlatıyor: Abdullah bin Cahş, bir taşın arkasında saklanmış, ellerini kaldırmış, öyle duruyor: “Allah’ım, benim karşıma çetin mi çetin, bir tane mülhid çıkar, savaşayım ben, hakkından geleyim. Benim Peygamberimin üzerine geliyor, benim Peygamberimin “Medine”leştirdiği Yesrib’in üzerine geliyor. Ben, onun hakkından geleyim. Öbürünün de hakkından geleyim. Sonra biri çıksın, benim bir kolumu kessin; biri çıksın, öbür kolumu kessin; biri çıksın, bacağımı koparsın; biri çıksın, kellemi alsın!..

Ben o kanlar içinde, şakır şakır akan kanlar içinde, Sen’in huzuruna geleyim. Sen bana de ki; ‘Abdullah, uzuvlarını ne yaptın?!.’ Ben de Sana diyeyim ki: Onları Rasûl-i zîşan’ın önünde fedâ ettim!” diye dua ediyor. Şimdi bu insanlar, tabya savaşına razı olurlar mı?!. Kanaat izhar ediyorlar, “Bedir’deki kardeşlerimiz gibi açıktan açığa yâ Rasûlallah!” diyorlar. Allah Rasûlü, burada meşverete uyuyor. Gördüğü şey, O’na, farklı bir hedefi gösteriyor; farklı bir savaş stratejisi ona ilham ediyor. Fakat madem mesele meşveret edildi; meşverette umumun veya çoğunluğun re’yi o istikamette ortaya çıktı; O da ona göre hareket ediyor.

“Dehâ için intihap yoktur!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu