CUMA HUTBESİ | Şefkat

Yazar Editör

HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG

Konu ile ilgili ayet ve hadis: لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ  (Tevbe Sûresi, 9/128)

الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ 

(Tirmizî, birr 16; Ebû Dâvûd, edeb 58)

Aziz ve muhterem kardeşlerim; bugün şefkat ve merhamet üzerinde duracağız.

Şefkat; Cenâb-ı Hakk’ın birer sanatı olmaları itibarıyla herkese ve her şeye karşı alâka duyma, başkalarının dertlerine ortak olma, kederlerini paylaşma, yardımlarına koşma, karşılıksız, sâfi ve ivazsız sevgi besleme, mazlumların, mağdurların maruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme gibi manalara gelmektedir.

Evet, insanların geçici dünya hayatıyla alâkalı bazı sıkıntılarını giderme, burada huzur içinde yaşamalarını sağlama, onlara alâka duyma, sevgi ve muhabbet besleme, acıma ve yardım etme gibi hususlar şefkatin sadece bir yanını teşkil etmektedir. Şefkatin tam ve olgun hâli ise ancak insanları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir mutluluğa kavuşturmak için gereken bütün himmet ve gayreti ortaya koymakla gerçekleşir.

Mesela, anne–babaların, çocuklarının bütün ihtiyaçlarını görmeleri, onlarla ağlayıp onlarla beraber gülmeleri gönüllerindeki şefkatin semereleridir. Fakat, o şefkatin tamamiyeti bu geçici hayatta çocuklarının mutluluk, rahat ve huzur içinde olmalarını düşünüp onu gerçekleştirmek için çalıştıkları gibi onların sonsuz saadet diyarına sağ salim varana kadar sırât-ı müstakîm üzere bulunmaları ve sonrasında da bitmeyen bir mutluluğa nâil olmaları istikametinde cehd ü gayret ortaya koymalarına bağlıdır. Masum çocuğunun âhiretini düşünmeyen, onu sadece fâni dünyanın muvakkat eğlenceleriyle oyalayan ve neticede yavrusunu ebedî bir azaba iten valideynin şefkatli kimseler oldukları söylenemez. Çocuğunu âhirete hazırlamayan bir anne ya da baba, onu ne kadar severse sevsin, onun dünyevî ihtiyaçlarını karşılamak için ne denli gayret gösterirse göstersin, yine de asıl vazifesini ve kalbindeki şefkat hissini boşa harcamış, hatta kötüye kullanmış demektir.

Bir insanın imandan nasibi, şefkati ile doğru orantılıdır! Yaşatmak için yaşayan insanların en önemli vasıfları şefkattir. Taşa, toprağa, ağaca, haşerata, hayvanata ve en üst seviyede de insana şefkattir.

Allah (celle celâluhu) kullarına çok şefkatlidir, pek merhametlidir.  Rahmân, Rahîm, Raûf gibi pek çok ismi bu mânâyı ifade eder. Kur’ân-ı Kerim, şu âyetiyle Efendimiz’in de (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hususta “Allah ahlâkı”na sahip olduğunu bildirir: لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe Sûresi, 9/128) Âyette, Efendimiz (SAV) için aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından olan “Raûf” (çok şefkatli) ve “Rahîm” (çok merhametli) sıfatları kullanılıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz (SAV), bu iki ismin ruh ve manasını kendisinde barındırıyor ve onlara dayanarak vazifesini yapıyordu.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şu sözleriyle, başkalarına karşı şefkat ve merhametle muamele eden kimselerin Allah tarafından da aynısıyla muamele göreceklerini beyan etmiştir: الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ  “Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder. (Öyleyse) siz yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin.” (Tirmizî, birr 16; Ebû Dâvûd, edeb 58) Buna göre bir insan ne kadar merhametli ne kadar şefkatli ise ve ne kadar acıma hisleriyle başkalarının üzerine eğiliyorsa Allah nezdindeki yeri ve konumu da buna göre olacaktır.

Eğer bir mü’min gerçek bir şefkat kahramanı hâline geldiyse insanların uhrevî kayıp yaşamalarına, cehennemde yanmalarına tahammül edemez. Bu sebepledir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabahlara kadar ağlıyor ve Hz. İsa gibi إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ  “Eğer onları cezalandırırsan şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, Aziz u Hakim (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin.” (Mâide Sûresi, 5/118) sözlerini tekrar ediyordu. Öyle ki Cenâb-ı Hak, Hz. Cibril’i gönderiyor ve ümmeti mevzuunda O’nu mahcup etmeyeceğini bildiriyordu. (Müslim, iman 346)

Peygamberâne bir şefkati hissedebilmek Şefkat Peygamberi’nin nazarıyla kainâta, insanlara ve ahirete bakmaya, beşerin hidayete ermesi yolunda gerekirse Cennet’ten bile vazgeçmenin ne demek olduğunu bilmeye bağlıdır.

Bediüzzaman’a, “Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.” (Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat, s. 616) sözlerini söyleten de böyle bir şefkat hissidir. Aslında büyük zatların hangisinin nabzına elinizi atsanız kalbine kulağınızı verseniz benzer şeyleri duyarsınız.

Yine Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:   إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الْأَمْرِ كُلِّهِ

“Şüphesiz Allah, refîktir (merhametli ve şefkatlidir); her işte mülayemeti, rahmet ve şefkatle muameleyi sever.”

Toplum çapında öyle yırtıklar meydana geldi ki bunların da şefkatten başka bir şeyle yamanabilmesi mümkün görünmüyor. Maalesef yitirdiğimiz çok önemli değerlerdendir merhamet ve şefkat duygusu. Hâlbuki o, özellikle günümüz insanlarının muhtaç olduğu çok önemli bir insani haslettir. Bugün insanlık belki havadan, sudan, ekmekten daha ziyade şefkate muhtaçtır.

Aslında bizim mesleğimizin esası şefkattir. “Acz”, “fakr”, “şevk” ve “şükür”den sonra, “tefekkür”  ve “şefkat” gelir. Bunlar, adeta imanın altı rüknü gibi imana ve Kur’an’a hizmet mesleğinin altı rüknüdür. Şefkat de bu altı rükünden bir rükündür.

Mesleğimizdeki bu şefkat mülahazası bir karıncaya bile ayak basmamayı gerektirir. Şayet bir karıncanın ayağı kırılmışsa, mümkünse bir kırıkçıya götürmek, onun ayağını bağlatmak, onu yeniden hayata döndürmek ve yaşayabildiği sürece sekmeden yaşamasını sağlamak bu mesleğin esaslarındandır.

Şefkat hisleriyle dopdolu olmayan, başkaları için yaşayamaz; yaşamayı yaşatmaya feda edemez. Şefkat öyle sırlı bir anahtardır ki onun açamayacağı kapı yoktur. Yine şefkatte öyle bir güç vardır ki onunla en katı kalpler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında “pes” eder.

Kendisine şefkatle yaklaşılan bir insan, söylenenleri o anda kabullenmese bile sonradan mutlaka düşünecek, işittiği hakikatlere karşı zamanla iyice yumuşayacak ve meselelerin aslını öğrenmeye karşı içinde bir iştiyak duyacaktır.

Böyle bir dönemde hiç olmazsa aklı başında, milletini seven, millet-i İslamiye’ye ve insanlığa saygı duyan, bir huzur dünyası arkasından koşup duran insanların; aradaki köprülerin bütün bütün yıkılmaması için sabırlı, temkinli ve şefkatli davranmaları gerekmektedir

Geleceği inşa edecek mimarlara düşen vazife; bu enginliği çok iyi değerlendirmek suretiyle insanları evrensel insanî değerler etrafında bir araya getirebilmektir.

Geçmişten günümüze kadar hep kendilerine yazık etmiştir, acırsanız acınacak hale gelirsiniz diyerek yaralatılan her şeye zulmedenler, netice itibari ile hep kazanmıştır şefkat ve merhamet kahramanı olanlar.

Müjdeler olsun, gönülden iman edip, birbirine sabır ve şefkat dersi vererek, sabır ve şefkat örneği olanlara.

Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız

CUMA HUTBESİ SEFKAT

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...