Yazarlar

Çölün Yanağındaki Gözyaşları | İSMET MACİT

Bir şarkı değdi kulağıma;

“Yine aylardan Kasım

Sende kaldı bir yarım..”

Bir Kasım ayında yüreğim Taif yolundan gelen haberle kanamıştı.

Kasım ayı yaprakları dalından ayıran ayazların esmeye başladığı hüzün kokan bir aydır. Eylül ve Ekim’de sararan yapraklar anasının elini bırakan çocuk korkusu ve telaşıyla kendilerini rüzgara bırakıp toprakta konacağı yere doğru yol alırlar…

Mekke-Medine hususunda kendilerinden çok şey öğrendiğim Ali Coşkun ve Memduh Durmaz Hocalar da sevenlerinin elini bırakıp Mekke toprağına bir Kasım ayında düşmüşlerdi.

Sevinçleri Bedir, hüzünleri Uhud, hayatları Mekke-Medine olan iki Peygamber aşığının trafik kazasında vefat ettiklerini duyduğumda bir hıçkırık gelip oturmuştu sineme..

Dostluklarına nail olmakla müftehir olduğum sahabe namzedi iki gönül dostu; Ali Coşkun ve Memduh Durmaz hocalar Taif’ten dönerken Rablerine yürümüşlerdi. Ölümü konduramamıştım bu sahabe timsali Hak dostu Peygamber aşığı insanlara…

Allah Rasulü’nün (sav) izlerini ve hatıralarını belgelemek ve fotoğraflamak için gittikleri Taif dönüşü arabaları takla atmış savrulmuşlardı. Onlar çok sevdikleri Allah Rasulü’nün (sav) topraklarında savrulmuşlar biz de bu acı haberle…

Ali Coşkun

Kelimeler anlatamaz ki onların nasıl ümmet, nasıl insan olduklarını… Sır versen Sevr gibi saklarlar. Sıkıntıya girseniz Hira gibi çağırırlardı. Simalarında bir Nebevi Hüzün, kırık ama daimi bir tebessüm. Onlarla birlikteyken zannederdiniz ki Asr-ı Saadet’tesiniz ve konuştuklarınız sahabeler. Onları tanıdığımda Mekke çölleri kadar tevazuu dağları kadar heybetli görünmüşlerdi gözüme.

Hz Halit (ra) için söylenen şu söz anlatır en güzel onları: “Aşe hamiden vemate fakiden…Şerefle yaşadı ve bizim kalemizden surlarımızdan kopmuş bir gedik gibi yeri doldurulmayan bir yitik olarak gitti.” Onlarda öyleydi işte…

Kazanın olduğu gün Taif’ten dönüyorlarmış. Taif polisinin verdiği bilgiye göre arabalarının arka tekeri patlamış ve arabadan fırlamışlar. Kim bilir belki de o çok sevdikleri Efendileri’nin (sav) bastığı toprağa yüzlerini süre süre şehid oldular. Kim bilir Taif’te O’nu (sav) anarken kanlar içinde kalışını gözyaşlarıyla yadettiler ve O’nun (sav) gibi Taif’te kanları aka aka şehid oldular. İnşallah birer kurban olarak Rablerine yürümüşlerdir. Allah en sevdiklerini seçer yanına alırmış.

Memduh Durmaz

Ali ve Memduh Hocaların cenaze namazları o çok sevdikleri ve misafirlerine binlerce kez anlattıkları yeryüzünün kalbi Kabe’nin gölgesinde Mescid-i Haram’da kılınmıştı. Cenaze namazları Kabe imamı tarafından kıldırılmış ve ne enfes bir tevafuk ki Kabe imamı, mübarek cenazeler Mescid-i Haram’a getirildiğinde yatsı namazında Nur Suresi’nin 36. ayetini ve devamını okumuş: “Birtakım evlerdedir ki, Allah yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu tesbih edenler vardır.” Şu güzide insanları yetiştiren ve medyun-u şükran olduğumuz evleri anlatan ayetler…

Evet biz şahidiz ki, onlar o evlerin yiğitleriydiler. O evlerin ilki Safa Tepesinde idi ve cenazeleri kılınacak cenaze namazı beklenirken tam da Safa tepesinin yanına konulmuştu.

İmrenilecek bir hayat yaşadılar ve imrenilecek bir ölümle Rablerine yürüdüler. Mualla Kabristanı’na defnedildiler… Hz Hatice (ra) annemize, Hz Ebubekir efendimizin oğlu Hz Abdurrahman’la (ra) kız kardeşi Hz Esma (ra) annemizle ve dahi Hz Abdullah ibn-i Zübeyr (ra)… ile komşu oldular. Onlar (inşallah) bir has bahçede sonsuzluğun koridorlarında yaşarken, bizler onların yetimini olarak hüzünle onlara kavuşmayı bekleyeceğiz, buluştuğumuzda elimizden tutmaları ümidiyle.

Evet onlara Peygamber yolunda şehit olmak bize de yüreklerimizde onların boşluğu; her rüzgarda kokularını aramak düştü.

Mekanları cennet olsun…

Fatihalarınızı esirgemeyin.

 

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu