Aktüel

Birinci Söz ve Kader Bahsi

ENGİN TENEKECİ

Risale-i Nur Külliyatı’na bir nevi giriş ve anahtarı niteliğinde gösterilen Birinci Söz’de oldukça derin hakikatler yattığı bir gerçektir. Tıpkı, dışarıdan bakıldığında sığ görünen, ancak içerisine girildiğinde insanın boyunu aşan durgun bir göl gibi. Aynı zamanda bu bahis, diğer gelecek ‘Sözler ağacı’nın da bir çeşit çekirdeği hükmünde gösterildiğinden ayrı bir hususiyeti vardır.

Birinci Söz’de; ister dolaylı ister işari farketmez, cebri ve iradi kadere dair mevzuların yer aldığı söylenebilir. Bilindiği üzere tabiat konunlarında hikmet, rahmet yörüngeli, zorunlu, cebri bir İrade tecellisi hükmeder. Ağaç, kuş, dağ, dere, güneş, ay, çiçek ve benzeri şeyler, isteseler de istemeseler de yüce İrade’nin kendilerine takdir buyurduğu hayat programına boyun eğmek zorundalar. İnsanın deri, saç ve göz rengi özellikleri; hangi millet ve ebeveynden olacağı gibi vasıfları bu cebri iradenin dairesine dahildir.

İradi kader ise, iradeye sahip insan, cin gibi şuurlu varlıkları kaplar. İrade sözlüklerde daha çok, ‘bir şeyi yapıp yapmama, isteme, dileme duygusu’ gibi manalara gelir. Bundan dolayı inanan bir insan iradesiyle sorumludur. Sonsuz yurdu ahirette davranışlarının sonucuna bağlı ceza veya mükafat göreceğinin de farkındandır.

Dikkat edildiğinde Birinci Söz’de, yukarıda bahsedilen iradi kaderin mevcudiyeti fark edilir. İlk temsilde iki şahıştan bahsedildiği okuruz: Mütevazi ve mağrur. Mütevazi şahıs, daha çok mustakim ehlini, Kur’ani ve nebevi ahlakını ya da Tuba ağacını; mağrur kişi ise, ‘kibirli’ insi ve cinni şeytanları, nefsi ve Zakkum ağacını temsil ediyor. Sahrada ya da çilehaneleri olan dünya hayatında yolculuk yapan bu iki kişinin akıl ve iradelerine, bir reisin, yani ezeli, ebedi mülk ve hüküm sahibi olan Allah’ın ismini almaları teklif ediliyor. Mütavazi olan alıp rahat ediyor. Sultan’ın isimini almayan şaki, kötü huylu kimse ise perişan bir hal alıp, yokluğa mahkum oluyor. Ayrıca bu Söz’de, sıcak ve kavurucu sahrada Cennet yolculuğuna koyulan din yolcusunun da yol haritası çiziliyor; önüne çıkması muhtemel tuzaklar hatırlatılıyor. Adeta inanalara, ”Allah” dedikleri taktirde gam ve tasadan kurtulmaları hatırlatılıyor.

Kainat kitabını okutturan Rahim ismi

İlerleyen satırlarda ise cebri kader bahsi kendisini hisettiriyor. Misal olarak, Cenâb-ı Hakkın namına hareket eden zerrecikler gibi tohumların, çekirdeklerin, başlarında koca ağaçları taşıdığı, dağ gibi yükleri kaldırdığı ifade ediliyor. Her bir bostanın “Bismillâh” diyerek, kudret matbaasından bir kazan olduğu, çeşit çeşit pek çok çeşitli leziz yiyecekleri, içinde beraber pişirildiği hatırlatılıyor..Hayvanat aleminden ise, herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanların “Bismillâh” diyerek, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olduğuna atıfta bulunuluyor..Görüldüğü gibi gerek bitkiler, gerekse hayvanat aleminde (bazı istisnalar hariç), cebri kaderin hakimiyeti farkediliyor. Yani, bostan istese de istemese de adeta bir kazan oluyor. İnek, deve, koyun, keçi gibi hayvanlar, cebri kaderin kendilerine yüklendiği ilahi planın dışarısına çıkamıyor.

Fakat Allah (cc) sonsuz rahmetiyle, her bir varlığın (inkar edenler hariç) Bediüzzman Said Nursi hazretlerinin de ifadesiyle yerine getirdiği vazifesi karşılığnda, yine o varlığa bizim farkına varamadığımız bir neşe, sevinç, şevk ihsan eder. Tüm eşya, İlahi hikmetçe omuzlarına yüklenen görevleri ifa ederken, Allah’ı tesbih ve hamdeder. Bu hakikati yansıtan şu ayeti hemen hatıratalım: ‘’Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı takdis ve tenzih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki O’na hamd ile tenzih etmesin. Ne var ki siz onların bu tenzih ve takdislerini iyi anlayamazsınız. Bunca azametiyle beraber, kullarının gaflet ve cürümlerine karşı, O, halimdir, gafurdur (çok müsamahalıdır, affedicidir).’’ (İsra suresi-44.ayet)

Birinci Söz’de zikredilen Kadîr ve Rahîm gibi isimlerinde de, gizli ve perde arkasından cebri kader kendini gösterir. Bilindiği gibi Kâdir ilahi ismi; her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah (c.c.) manasına gelir. Aynı zamanda bu isim, İlahi esmanın esasları arasında gösterilir.Allah, sonsuz gücü ve kudretiyle tüm kainatı cebri bir şekilde idare ediyor. Eğer dilerse, tüm şuur ve irade sahiplerini cebren secde ettirir. Ancak bu dünyada, ‘din bir imtihandır ve akla kapı açıp iradeyi elden almaz’ hakikati tecelli ettiğinden bunu yapmıyor. Kullarını imtihan ediyor.

Rahîm ismindeyse, iradi kadere ve insanın iradesine bakan yönleri mevcuttur. Fethullah Gülen Hocaefendi, Fatiha Üzerine Mülâhazalar isimli eserinde, Rahmân’ın, kâinatı büyük bir kitap gibi gözümüzün önüne serdiğini; Rahîm ismininse, bize o kitabı okuma ve okuduğumuz o kitaptan alacağımız huzmeleri kalbimizde iman haline getirme ‘iradesi’ni verdiğini ifade eder. Hocaefendi, konuyla ilgilili sözlerini şöyle sürdürür:”Ve yine Rahîm, kâinatın sırlarını aşma, esmânın sahiline yanaşma, sıfatların keyfiyet ve ahvâlini kurcalama ve Zât-ı Bâri’yi düşünmemizi mümkün kıldı.”

Sonuç olarak, Birinci Söz, çok yönlü, rengin hakikatleri içerisinde barındıran bir ilim kaynağıdır.
Her bir yeni okuma ve müzakerlerde bizlere yeni mana incileri sunuyor. Kim bilir, Üstad hazretlerinin de ifadesiyle Kur’an’ın hakiki tefsiri olan bu Söz ve diğer eserlerde, gönül gözlerimizi aydınlatacak, akıl ayağımızı sağlam bir şekilde yere bastıracak, eşya ve hadiseleri hikmetli okutturacak ne manalar saklı! Yeter ki bu nurlu kaynaklara bütün benliğimiz ile yönelelim. Unutmayalım, ‘’teveccüh teveccühü doğurur’’.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu