Yazarlar

Birer İlahi Şifre ‘Galib İsimler’ | Abdullah Aymaz

Cenab-ı Hakkın Esmâ-i Hüsnasını bir odak noktası olan insan için özellikle bir de o İlâhî İsimlerden bir veya birkaç GÂLİB  İSİM  mazhariyeti de vardır.  Üstad Hazretleri bir soru üzerine İsm-i Âzam hakkında diyor ki:  “Kendi nokta-i nazarımda HAKİKΠ İsm-i Âzam gizlidir, havassa bildirilir. Fakat her ismin de ÂZAMΠ bir mertebesi var ki, o mertebe ism-i âzam hükmüne geçiyor. Evliyaların ism-i âzamı ayrı ayrı bulması bu sırdandır. Hz. Ali’nin (R.A.)  Ercûze nâmında bir kasidesi Mecmuatü’l-Ahzab’da var. (Hz. Ali)  İsm-i Âzam altı isimde zikrediyor.  İmam Gazâlî onu Cennetü’l-Esma namındaki risalesinde, Hz. Ali’nin zikrettiği ve İsm-i Âzamın muhiti olan o altı ismi şerh ve hassalarını beyan etmiştir. O altı isimde Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs isimleridir…”  (Barla Lâhikası)
“Hz. Gavsın  (Abdülkadir Geylanî’nin) İsm-i Âzamı ‘Yâ Hayy’dır.” (Barla Lâhikası)
“İsm-i Âzam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı oluyor. Mesela, İmam Ali (R.A.)’ın hakkında ‘Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs’ altı isimdir. İmam Âzam’ın İsm-i Âzamı, ‘Yâ Hayy!’dır.  İmam Rabbânî’nin İsm-i Âzam’ı Kayyûm’ ve hâkezâ, pek çok zatlar, daha başka isimleri, İsm-i Âzam görmüşlerdir.” (Otuzuncu Lem’a)
M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “İnsanda hâkim olan bu isimler, seyr-i ruhanî ile hükümlerini icrâ ede ede daha belirgin bir hâle gelirler. Tasavvufî bir üslûpla  ifade edecek  olursak, daha sonra hangi isim insanda hâkim ise, o isme MÜREBBÎ (terbiye edici, eğitici) mânasına, o zâtın rabbi denir. Mesela, bir insanda CEMİL  isminin hâkim olduğu takdirde CEMİL  isminin terbiyesinde yetişen ve seyr ü sülûkünü tamamlayan  insanın rabbi (yani Mürebbisi) CEMİL  ismi olur.
“İnsanda hâkim olarak tecelli eden bazı isimlerin, insanın manevî terakkisi adına da bir takım hususiyetleri vardır. Mesela VEDÛD  ismine mazhar olan zâtlar, umumiyetle sekr (manevi sarhoşluk) içinde yaşar ve âdeta ellerinde İLÂHÎ AŞK  KÂSELERİ  ile kainat  meşherinde hep MEST  VE  MAHMUR  dolaşırlar. İşte bu hâl  o isme mazhariyetin bir ifadesidir. SEKR  içinde yaşamak, mutlak büyüklük demek değildir. Her zaman onlardan daha büyük kametler olabilir, ancak, bahsini ettiğimiz insanlar, BÜYÜK  PEYGAMBERLER  gibi veya VELÂYET-İ  KÜBRÂYI  temsil eden SAHABE-İ  KİRAM  gibi tam yakaza ve temkin insanı değillerdir.
“Zannediyorum, Hz. Ebu Bekir (R.A.)  kadar Allah Resulünü seven ikinci  bir insan yoktur. Oysa ki, canından daha çok  sevdiği Efendisi vefat ettiği zaman, o büyük (denge)  ve temkin insanı, üzüntü  ve kederden bayılıp kalması, kendini yerden yere vurması gerekirken, hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği, ‘Her kim Hz. Muhammed’e inanıyorsa, -Yani ölmez zannediyorsa- işte o vefat etti. Her kim de Allah’a iman ediyorsa, bilsin ki, O, Hayy ve Bâkî’dir.’ Sözlerini söyleyerek, insanları temkine davet etmiştir. İşte bu durum, bir temkin (ve denge) insanı olmanın ifadesidir. İnsan ağlayıp sızlayabilir, ama sürekli temkinli, dikkatli ve teyakkuz içinde olmak, ayrıca Allah’ın, her lâhza her yerde hâzır ve nâzır olduğu şuuru ile yaşamak… Evet, işte bu hâl, Cenab-ı Hakkın sadece kullarından bazılarına bahşettiği isimlerinin tezahürüdür…”  (Prizma-3, Büyüteç)
İnsan kendisine tecelli eden gâlip ismi, yâ Allah’ın rüyasında bildirmesiyle veya mürşid-i kâmilin keşif ve bildirmesiyle bilebilir. Yahut Esma-i Hüsnayı okurken içlerinden suhunu cezbedeni hissetmesiyle anlayabilir. Onu da sır gibi saklamalıdır. Çünkü o isim onun ŞİFRESİDİR. Başkaları o şifre ile kendisini vurabilir…
Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu