Yazarlar

Bir çocuğu anlattılar | Mehmet Parlak

Bir çocuğu anlattılar; beş yaşında, Sincan’da babasını ziyaretten kalan alışkanlıkla alışveriş merkezinin giriş kapısında, X-Ray cihazından geçerken ayakkabısını çıkartan çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; on iki yaşındayken babası cezaevine giren, on altı yaşında da cezaevinde babasının cenazesini teslim alan çocuğu. Annesinin “Baban öldü” haykırışlarını unutmak istemediğini ve “Benim babam hain değil, şehittir” diye haykıran çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; on bir yaşında öksüz kalmış, üstüne babasını alıp yetim bırakmışlar. Hem öksüz hem yetim haliyle yedi yaşındaki kardeşi ile birlikte, babasını cezaevinde ziyaret ederken “Baba dik dur, biz dik duruyoruz” diyen çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; hastanede son saatlerinde “Babamı istiyorum” diyerek vefat eden çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; soğuk kış günü Meriç’in azgın sularında kardeşleri ile boğulan çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; babası cezaevindeyken doğan ve ziyaretlerde yabancı diye babasına gitmeyen çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar | Mehmet Parlak 2

Bir çocuğu anlattılar; sınıfta “Baban ne iş yapıyor,” diye sorulduğunda “Babam uzakta çalışıyor,” demek zorunda kalan çocuğu.

Bir çocuğu anlattılar; cezaevinde koğuş araması esnasında elindeki şekeri gardiyana uzatan çocuğu.

Elleri ve ayakları öpülesi kuzular. Hadi biz neysek de, ya bu fidanlar. Elleri kurusun dokunanların. Kurudu da! Yanlarında konuşamazsın bile. Kocaman cümleler kurup destanlar yazamazsın onların yanında. O küçücük beden kendi kelimeleri ile kitaplar yazmış, kitaplar hıfzetmiş. Kendi cümlelerinin en masum halinde bile kocaman paradigmalar, sonuçlar mevcuttur.  Ya Rabbi, nasıl cümleler kuruyorlar:

“Ben sevincimi öyle gösteremem, belli etmem.”

“Hiç kimseye babam ne zaman çıkacak diye sormadım. Durumu tahmin ediyordum, acımı çoğaltmadım.”

“Herkes en büyük acıyı kendisinin çektiğini sanıyordu.  Ama benim herkesten daha fazla desteğe ihtiyacım vardı, söylemedim, sakladım.”

Bizler, anne-babalar, hep ihmal ettiğimizi sanırdık, ama Allah onları hiç ihmal etmemiş. İlmik ilmik işlemiş, bugünlere yetiştirmiş. Nesli Âti diye tercih etmiş.

Özel zamanların özel lütuflarını, özel ikramlarını görmek isterseniz onlara dikkatli bakın, hikâyelerine bakın. Sanki değil, gerçekten öyle. “O” özenle seçmiş, her birini özenle yerleştirmiş.

Onları ve hikâyelerini öğrenince üzülüyor, iki büklüm oluyoruz, ama öyle de değil, belki de yapmamak lazım. Gözlerine bakıp “Allah’ım! Nasıl kahramanların var, nasıl kulların var!” diye secdede kalmak lazım. Çok özeller. Bunu onlara hep hatırlatmak lazım.

Kim bilir! O ayakkabılarını çıkartan, atide asrın evlerini inşa edecek.

Kim bilir! “Babam şehit” diyen onun yolunda atını diyarlara sürecek.

Kim bilir! “Meriç’te boğulan” ırmaklar boyu dünyaya sevgi götürecek.

Kim bilir! “Dik dur”  diyen, âhirin lideri olacak.

Kim bilir!.. Kim bilir!..

Bize düşen, acılarının bir anlamı, hikmeti olan Nesli Âti’ye bakarken, pencerelerimizin sayısını arttırmak, bir pencereden bakmamak. Hikmetle diğer pencerelerin kulpuna dokunmak! Açmak. Yahu, bu pencereden bakınca “Bu bir çocuk değil, bir kahraman” diye haykırmak.

Asla “Ya ne olacak oğluma, kızıma” deme. Sen nesin ki o ne olacak. Seni ödüllendiren Allah onlara cimri mi kalacak! Hiç üzülme ne olur, bu çocuklar baharın gülleri olacak!

Hizmetten | Mehmet Parlak

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu